Özel bir cinayet yöntemi olarak suikastlarla, daha planlı/organizeli olarak sistem karşıtları ve Kürtlerin izi sürüldü. Bunun uygulama biçimleri de niyetler kadar çirkin ve namertti. Kimi zaman katiline Sezar'ın Brütüs'ü kadar yakın, kimi zaman sadece tetiğin çekildiği saniyelerde karşılaşacak kadar yabancıydı kurbanlar. Katil kim olursa olsun, kime hizmet ederse etsin apansız, sinsi ve planlıydı ölüm…
Riskin ilk adımı devletin, egemenin sistemini sorgulamaktan geçtiği için, düşünen, örgütlenen ve buna karşı eylemde bulunabilen bireyler sürekli tetiklerin menzilinde yer aldı. Bu sebeple sıradan değil; seçkin, etkili ve 'en tehlikeli' olanlardı hedef seçilen. Sadece o birey değil, ait oldukları kimlik, hareket ve toplumlar da hedef alındı. Kürt toplumunda onarılmaz acılar ve travmalara yol açılmak istendi bu ölüm ve suikastlarla.
Kirli planlar ve karanlık kapılar ardındaki ittifaklarla planlanan suikastlar devlet eli ve kurumları tarafından da işlendi. MİT, JİTEM, Özel Harp Dairesi ya da kontrgerilla adı her ne olursa olsun, yöntemler tanıdık ve benzer, amaç hep aynıydı. Tarihten bugüne Kürtlerin hak arayışı ve mücadelesi oldukça, toplu kıyımların yeterli görülmediği anlarda buna karşı suikastlar hep devreye konuldu. Kürt'ün kanı Kürdistan'ın dört bir yanında olduğu kadar Kürt'ün gittiği hemen her yerde egemenlerin ve sömürenlerin eline bulaştı. Bazen Dêrsim, Agirî, Roboskî gibi toplu kıyımlarla, bazen de ölüm Kürtlerin adım attığı Tahran, Viyana, Berlin ve Paris'te sınırları aştı. Kürtler birlikte yol aldı onlara karşı işlenen cinayetlerle. Yazar, siyasetçi, gerilla, gazeteci, iş adamı, öğrenci, çoban, kadın ve hatta çocuk her Kürt'ü hedef seçti. Arkadaki güç büyüdükçe, karanlığı ve kirliliği de arttı cinayetin... Ve siyasetin kirli kollektivizmi ve dengelerinin korunması uğruna halen bir çoğunun Kürtlerce çok iyi bilinen failleri bilinemedi, açıklanamadı.
Her dönemde sıkça uygulansa da, bu kirli planlar Kürt'ü ne Kürtlüğünden ne de mücadelesinden vazgeçirtebildi. Tüm bunlara rağmen ölümün, kıyımın acısında büyümeye, boy vermeye devam ediyor Kürt'ün direnişi.
Paris'te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in katledilmesiyle bir kez daha bu kirli organizasyonların gün yüzüne çıktığı bir dönemde, Kürt'ün tarihinde çokça tekerrür eden bu yöntemlere dikkat çekmek istedik. Nedenleri, sonuçları ve perde arkasını bir nebze hatırlamak ve irdelemek amacıyla PolitikArt'ın bu sayısını Kürtler açısından acılı ve sancılı olan suikastlara ayırdık. Mustafa Yalçıner, Kabil'le başlayan ve günümüze uzanan, insanın insana karşı ihaneti ve öldürmenin kökenini tarihteki örnekleriyle yazdı. Mamo Şahin ise Şêx Said'den bugüne yakın tarihte Kürtlere karşı devreye konulan suikastlları kaleme aldı. Selahattin Biyani de bu suikastların son halkasıyla; 3 Kürt kadınına yönelik işlenen, Kürt halkının yüreğinde acısı henüz kabuk bağlamamış Paris suikastini irdeledi. Hişyar Özsoy, barış taleplerinin bir kez daha dille geldiği bu süreçte Kürt hareketine yönelik algıyı ve yaklaşımları özetledi. Gülseren Yoleri ölümün acısını 30 yıldır yüreğinde taşıyan Berfo Ananın hikayesini anlattı.
Bu sayımızda yer alan Gülten Aydın, Yüksel Yokolma, Ümit Cenk Arslan, Mahfuz Dündar ve Jehat Berti'nin yazılarını da beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. 110. sayımızda buluşmak dileğiyle...
editörden