“… Diyarbakırlıymış, adı Bahtiyar
suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
geçiyor önümden gül yüzlü Bahtiyar
yaralıyım yerde kalan sazı kadar…”

Yusuf HAYALOÐLU


Aslen Adıyamanlı olup 1957 yılında Malatya’ya göç etmiş olan bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmet Kaya, 12 Eylül sonrası “sistemin tersine hareket ederek’’ icra ettiği protest tarzı müzik ile çıkış yaptı. 1985’te “Ağlama Bebeğim” ile profesyonel müzik kariyerine başlayan Kaya, “Şafak Türküsü, An Gelir, Acılara Tutunmak, Sevgi Duvarı, Yorgun Demokrat, Başkaldırıyorum, Koçero, Şarkılarım Dağlara, Hoşçakal Gözüm…” gibi çok sayıda albüme imza attı. Şarkılarıyla seven, sevdiği kadar da isyan eden Ahmet Kaya’nın müzik kariyeri boyunca “bölücülük” yaptığı iddialarıyla birçok albümü toplatıldı ve konserleri iptal edildi.
Ancak 10 Şubat 1999 gecesi yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldığı sırada sarf ettiği “Bu topraklarda bir halk var ve sizler bu halkın varlığını kabul edeceksiniz. Kürt realitesini tanıyacaksınız. Yeni kasetimde Kürtçe bir türküye yer veriyorum. Bir de Kürtçe klip çekeceğim. Bunu Türkiye’de gösterecek insanların olduğuna inanıyorum. Eğer göstermezlerse Türk halkı onlardan hesap sorar!” sözlerinin hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu.
Bu sözler üzerine o salonda başlayan linç, ırkçı basının kışkırtıcı manşetleriyle tüm memlekete yayıldı ve hakkında ağır hapis cezası istenmesi üzerine Ahmet Kaya, o kara geceden beş ay sonra “Dinle sevgili ülkem” diye seslendiği Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Sürgün hayatının ağır travmasına rağmen üretmeye devam eden Ahmet Kaya, “Vallahi biz Apo’yu özledik” şarkısıyla milyonlarca Kürdün gönlünde taht kurdu.
16 Kasım 2000 tarihinde sürgün acısına dayanamayan kalbinin yarı yolda bıraktığı Ahmet Kaya, dilden dile dolaşan şarkılarıyla hala yaşıyor. Şarkıcı, besteci, şarkı sözü yazarı kimliklerini bitmez bilmez üretim aşkına borçlu olan Ahmet Kaya; Yılmaz Güney, Qasimlo ve Fransız devrimcileriyle Paris’in tarihi Pere Lachaise Mezarlığı’nda yanyana yatıyor. Tıpkı 43 yıllık ömründe yurtsever Kürtlerle ve devrimcilerle yanyana durduğu gibi. Ardından birçok belgeselin yapıldığı, şiir ve öykünün yazıldığı, milyonların kulaklarında hala müziğinin tınılarının dolaştığı Kürt sanatçı Ahmet Kaya’yı PolitikART’ın bu sayısında, hakkında yazılmış makalelerle anıyoruz.
Ahmet Kaya’nın meslektaşı ve candostu Çetin Oraner, “Susmayan bir yürek” başlıklı yazısında “Ahmet Kaya sadece şarkılarıyla değil, şarkılarındaki meydan okuyan duruşuyla da halkın gönlünü kazandı“ diyor. “Bir ödülün düşündürdükleri” başlıklı yazısında Ferhat Tunç, “Ahmet, ‘popüler sanatçı’ kimliğinin arkasına gizlenen bir kişilik değildi. Yurtsever devrimci bir yürek taşıyordu” vurgusu yapıyor. “Hani benim bilincim nerde?” diye soran Güler Yıldız, Ahmet Kaya’nın “mirası”nı ve devletin kendini temize çekme oynunu yazdı. Orhan Yılmazkaya’nın “Ahmet Kaya’yı sevmezdim!” yazısında bir gencin Ahmet Kaya’yla tanışma öyküsünü okuyacaksınız. Ali Ongan ise Türk devletinin politikalarını “Öldür ve sev” denemesiyle irdeliyor. Yine Mehmet Şahin, Ahmet Ataş, Tara Berfîn, Dr. Ayhan Kavak, Selçuk Karer ve Diren Ronahî’nin yazılarını beğeneceğinizi umuyoruz.
129’uncu sayıda buluşmak dileğiyle...