Bir kente damga vuran kimliği, bu mantığın sisteminden sıyrıldığı oranda hissedilebiliyor. Tarihi, coğrafi ve jeopolitik konumu; sosyal, ekonomik ve kültürel ögelerine bağlı olarak vücut bulan kent kimliği, kentin geçmişini günümüze taşıyıp, bugünü olurken, geleceğine de yön veriyor. Yaşayan bir organizma gibi değişim gösteren kent kimliği, barındırdığı halkın zafer ve yenilgisinin izleriyle birlikte, ideolojisi, sevinci, acısı ve umutlarını da taşıyan, bunun atmosferinde değişen, nefes alan canlı bir tabloyu oluşturur. İnsan kenti var ederken, kent de bir bütünen yaşam tarzı ve kültürüne etkide bulunarak, bireye bir kimlik kazandırır.
Sanayinin gelişmesine bağlı olarak kapitalizmin rant ve gelişim hedeflerinin güdümünde kurulan kentler, ekonomik, siyasal erk ve bunun çıkar ilişkilerine göre yeniden yapılandırıldı. Tarih, doğa ve insan olguları gözardı edilerek, arka plana itildi. Ranta endeksli bu politikaların bir sonucu olarak kent, birey üzerinde baskı oluşturan, ihtiyaçlarını sınırlayan, hareket alanını daraltan, kendine yabancılaştırarak yalnızlaştıran mekanlar oldu. Kapitalizmin, işgücü, tüketim ve çıkar hedeflerine bağlı olarak, köyden kente taşınan nüfus arttıkça, insan aleyhine olan sonuçları da buna paralel olarak büyüdü ve büyüyor. Batıdan başlayan ‘’modernleşmenin’’ bu modeli, görünür ve giderek deşifre olan olumsuz sonuçları ve yıkımına rağmen, adım adım dünyanın tüm kentleri ve mekanlarına benzer değil, aynı ve tıpa tıp haliyle yayılıyor.
Modernleşmenin bir gereği olarak kimliğe ve kültürlere yönelik bir tırpan hareketi biçiminde devreye konulan ‘’kentsel dönüşüm’’ uygulamalarında yıkılan her evle birlikte, yerel ve bölgesel renkler ve farkılıklar da ortadan kaldırılıyor. Kapitalizmin beton icadıyla binalar yükseltilip, konutlar tek tipleştirilirken, yabancılaştırma merkezlerine dönüştürülen kentlerde en büyük erozyonu insan yaşıyor. Her kent, insan ve doğaya karşı kıyımın, sürgün, parçalanma ve yabancılaşmanın acısı ve olumsuzluklarını da geleceğe taşıyor. Yükselen binalarla daralan gökyüzü penceresinde toplumsal/düşünsel ufuk daraltılırken, verilenle yetinen ve buna hapsedilen insan gerçeği ortaya çıkıyor.
Kenti dönüştürme adına dünyanın dört bir yanında yok edilen kent kimlikleri Kürdistan’da güvenlik politikaları, işgal uygulamaları ve bilinçsizlikle tehdit altında. PolitikART’ın bu sayısında ‘’kent kimliği’’ ve buna yönelik tahribatlara dikkat çekmek istedik.
Celal Beşiktepe ‘’Kapitalizm ve Kent’’ başlıklı yazısında, kapitalizmin kent üzerindeki etkisi ve ticari döngünün yıkımını anlattı. Metin Yeğin ve Merve Tuba Tanok ‘’Bir Kent Kimliği Çözümlemesi’’nde, Barceloneta-Poble Nou örneğinde kentin rant politikalarıyla bölünen, parçalanan yapısı ve yok edilen kimliğine dikkat çekti. Fatih Golav, Amed’in mimarisi ve günümüzdeki yapılanmasını; Özgür Amed, Amed’deki kentsel ablukayı anlattı. Bu sayımızda yer alan Nurdoğan Aydoğan, Cevahir Ömürcan, Sabahattin Kayhan, Mehmet Söğüt, Sadık Aslan ve Özgür Pazarcık’ın yazılarını da ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.
131. sayıda buluşmak dileğiyle...
editörden