***
Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'in Paris'te katledilmeleri üzerinden bir yıl geçti. Kürtlerin diasporada katledilmeleri ilk değildi. Daha önce de I-KDP lideri Dr. Qasimlo, Dr. Şerefkendi ve arkadaşları Viyana ve Berlin'de katledildiler. Ancak Paris Katliamı, Kürt kadınlarına yönelik yapılan ilk katliam olma özeliğini taşıyordu. Bu katliam ile Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiye edilmek istenmesinin yanı sıra Kürtlere bir travma da yaşatılmak istenmiştir. Paris Katliamı'nı duyan herkes katliamın -dışarıdan destek olsa da- Türk devleti menşeli olduğu düşünmüştür. Fransa devleti katliamın arkasındaki sis perdesini aralamasa da, bugünkü bulgular Paris Katliamı'nın Türk gladiosu ve uluslararası destekçileri ile işlendiğini ortaya koyuyor.
Katliamın zamanlaması da dikkat çeken ayrı bir noktadır. Kürdistan'daki savaş, uluslararası konjonktür, bölgesel dengeler, Türkiye devletinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmeleri başlatması ve Kürt kadınının politikada aktif rol alması da katliamı kimin yaptığına dair adresi bizlere sunuyor.
Kürdistanlılar ve dostları Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez'in (Ronahî) katladilmelerine sessiz kalmadı ve dünyanın birçok yerinde öfkesini ortaya koydu. Bir yıl boyunca meydanlarda bu katliamın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması için adalet aradı; aramaya da devam ediyor.
Bizler de PolitikART'ın 131. sayısını, Kürtlerin kalplerine gömdüğü Sara, Rojbîn ve Ronahî'nin anısına ayırdık.
"Sanki bir saniye geçti 9 Ocak'tan bu yana. Yaramız hep sızlıyor" diyen Zîlan Diyar, "Hakikatin öğreticileri" yazısını kaleme aldı. Gönül Kaya ise "Paris halen karanlıkta" başlıklı yazısında, "Paris Katliamı, nedenleri, katliamın aydınlatılmasına yönelik adım atılmaması, bu konuda Fransa ve diğer devletlerin tutumu itibariyle bir milattır" diyor. Hamili Yıldırım da "Devrimi kendisinde başlattı" diyerek Sara'nın mücadelesini anlattı. "Sensizliğin bir yılı dolmak üzere. Dilimiz lal, acılarımız tarifsiz hala…" diyen Berfîn Dilav, "Gülüşünü kodladık" yazısıyla Rojbîn'i anlattı. Esra Çiftçi de "Tarihin delikanlı kadınına…" yazısında, "Dêrsim'in her dağında, taşında Sakine'nin ayak izleri vardı" diyor. Nurdoğan Aydoğan ise "Direnişle büyüyenler"i yazdı. "Ronahî yoldaş melek saflığında, özgürlük tadında ve kadın renginde bir yaşamın tutkunu olarak yaşadı" diyen Roza Güneş "Ronahî"yi yazdı.
Banu Güdenoğlu "Benim annem Cumartesi" yazısını, Haki Gürtaş ise "Bu ateş sizi yakmadı!" yazısında Dêrsim'de 1938'de yaşanan soykırımda kurtulan Ranê'nin hikayesini anlatıyor. Elif Sonzamancı "Kadınsan oturup iki kere düşün" derken, A. Rezak Gülmez ise Roboskî'de yaşamını yitirenlerin anısına kaleme aldığı "Gidenler geri gelecek…" başlıklı yazısında, kuş olup, bombardıman esnasındaki Roboskî semasına uçuyor, hapishaneden…
PolitikART'ın 132. sayısında tekrar buluşmak dileğiyle…
editörden