Zerdüşt, Gathalarda, iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık ikililiğini aynı anda, birlikte var olan ve birbirleriyle sürekli savaşan ikizler olarak tanımlar. Yine Zerdüştlükte doğa en temel kutsallık alanıdır. Bu anlamda bütün varlıkları oluşturduğuna inanılan hava, su, toprak ve ateş en temel maddelerdir. Su arınmayı, ruhsal ve fiziksel temizliği ifade eder. Toprak en temel yaratıcı güçtür. Toprağı kirletmek en büyük günahtır. Hava ise yaşamın olmazsa olmazıdır. Zerdüştlükte yaşamın kaynağı olarak sayılan dört maddenin en önemlisi ise ateştir. Ateş aynı zamanda toplumsallaşmanın da en temel kaynağı olarak görülür. İnsanın bu temel maddelerin farkına vararak işlemesi üretim ilişkilerinin gelişimini sağlarken, doğanın da gittikçe tüketimini getirmiştir.

Tarihten günümüze insanın geliştirdiği üretim araçları artık yaşamın bir parçası olmayı aşmış, doğayı ve insanı tahakküm altına almıştır. Endüstriyel/teknolojik gelişmeler, artık iktidarın ve savaşların vazgeçilmezi olmuştur. İnsan ‘özgürlük’ dedikçe, zincirlerini çoğaltmaya devam etmiştir, adeta. Kapitalist modernitenin önemli bir ayağı olan endüstriyel/teknolojik gelişmeler, sömürü ve savaşlarla doğayı, insanlığı yok etme noktasına gelmiştir. Sermaye birikimi ve kar hırsı bu yok oluşu hızlandırırken, buna itirazlar ve karşı duruşlar da var olmaya devam ediyor. Kapitalist sömürüye karşı ekolojik-komünal bir toplumu hedefleyenlerin mücadelesi de sürüyor.
Bizler de bu mücadelenin düşün boyutunu PolitikART’ın bu sayısında, “Bilim ve teknikteki gelişmelerle yenilenen üretim ilişkileri, insanlığı nereye götürüyor?” şeklinde sorguladık; ana dosya konusu yaptık.
Erdinç Baysal, “Nankör ürünler” başlıklı yazıda, “Endüstriyel ve teknolojik devrim ve onun mamülleri-ürünleri, artık hayatımızın vazgeçilmezleri olarak günlük kullanım ve tüketim alanımızdadır” diyor. “İnsan tükettikçe daha fazla sahip olmak ve tüketmek için can atıyor” diyen Dicle Fırat ise, “Teknoloji: Niteliksizleşme, şeyleşme, niceliğin hükümranlığı”nı yazdı. “Yabancılaşma modernizmin, teknolojik gelişimin doğal olmayan fakat yaşanan bir sonucu” diyen Serdar Eroğlu “En zayıfın silahı: Teknoloji” yazısını kaleme aldı. “Teknoloji ve emek sürecine etkisi” yazısında Taylan Özgür Yıldırım, “Teknoloji, sermayenin karını maksimize etme, birikimini artırma ve emek üzerinde sınırsız tahakkümü ve sömürüsü için önemli bir araçtır” vurgusu yapıyor. Funda Başaran ise “Bilgi tekelleri ve bir mücadele alanı olarak internet”i sorguladı.
PolitikART’ın bu sayısında yine Dağın Dili’nden Derya Aydın’ın “Umut’a Umut için…” yazısını, Ahmet Ataş’ın kaleminden “Alexander Orlowski’nin Kürt Süvarileri”ni, yine Sincar-Şengal dağlarını gezen Halit Ermiş‘in kaleminden “Edulê’nin gözyaşları”nı okuyabilirsiniz.
Hikaye bölümünde Meral Çiçek’in “Kavganın sırrına erenlerin tebessümü” başlıklı yazısında Marina Ginesta’nın yaşamından bir fotoğrafı göreceksiniz. Yusuf Değirmenci ise üç kadın devrimcinin anısına “Üç banyan bir halk ve Paris!” denemesini okuyabilirsiniz.
133. sayıda buluşmak dileğiyle...