Genel anlamıyla spor, insanlığın kültürel etkileşimi açısından önemli bir uğraş oldu, çağlar boyunca. Olimpiyat benzeri organizasyonlar, binlerce yıldır, farklı uygarlıkların tanışmasını, kaynaşmasını sağladı. Fakat elini attığı her şeyi zehirleyen, özüyle oynayan ve gerçekliğinden koparan kapitalist modernite döneminde, her alanda olduğu gibi sporda da büyük değişimler gözlenmeye başlandı. Halkların tanışmasına vesile olabilecek uluslararası turnuvalar, egemenlerin organizasyonunda yapılınca, milli hırsları, nefreti körükler hale geldi. Organizasyonlar, sporun özünü oluşturan değerlerden arındırıldı; büyük bir oburluğun konusu haline geldi. Milyar dolarların konuşulduğu bir endüstri peyda olmuştu artık: Spor endüstrisi! Artık sporcular, "bonservis bedeli"yle etiketlenen birer kar nesnesi, izleyiciler ise yolunacak müşteriydi. Bu oburluktan en fazla nasiplenen ise futbol oldu.
Bugünlerde, Brezilya'da düzenlenen Dünya Kupası, sokağın önemli gündemlerinden biri. İnsanlığın evrensel keyiflerinden biri olan futbolun en büyük festivali gerçekleştiriliyor. Fakat bu festivali ele geçirenler, kar hırslarıyla zehirlediler. Şimdi, yoksulların biletini bile alamayacağı maçlar, kocaman stadyumlarda oynanırken halk, polis terörüne rağmen protesto ediyor Kupa'yı.
Bu sayımızda, Dünya Kupası'nı da vesile ederek, endüstriyel futbolu dosya konusu yaptık. "Borsada değil arsada futbol"a gönül vermiş yazarlarımız, egemenlerin meşin yuvarlağı nasıl zehirlediğini farklı yönlerden anlattı. Dosya konumuza dair yazıları ve farklı temalardaki diğer metinleri keyifle okuyacağınızı umuyoruz. 144. sayıda görüşmek üzere!