George Orwell ise meşhur 1984 romanında, iktidarın dil politikası için dikkat çekici bir örnek sunar. Distopyanın iktidarı, adına "Yenikonuş" denilen yapay bir dil üretmektedir. Bu dilde "özgürlük", "umut", "paylaşım" gibi sözcükler yoktur. Hatta heyecan veren, gerçeği sorgulamaya iten sözcüklerin yerine kuru, mekanik sözcükler yerleştirilmeye çalışılır. Zira baskının boyutu ne denli büyük olursa olsun, sözgelimi "özgürlük" sözcüğünün tınısındaki coşkuyu ayırt edebilen insan, başkaldırmadan yapamayacaktır. O halde fiziki şiddetle yetinmemek, zihinlere de müdahale etmek, muktedir olmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Bununla da yetinmez muktedir. Mümkün olduğunca fazla insana aynı dilde hükmedebilmek için dili tektipleştirmeye de çalışır. Sistematik asimilasyon politikasıyla, halklar bahçesine biçerdöverle girmeye yeltenir. Hükmettiği -hatta giderek kurduğu- dilin dışındaki dilleri, o dilleri konuşan halkları; kültürleri, tarihleri, gelenekleriyle yok etmeye girişir. Zira kökünden yoksun kalan, geleceğinden de yoksun kalır. Geleceğine dair iddiaları olmayanınsa, muktedirin denetiminde olmaktan başka çaresi kalmamıştır.
Dile yönelik bu saldırılara aşinayız. Kürdistan gerçeğiyle tanışık olmak, dil yarasıyla da yüz yüze olmak anlamına geliyor. O halde yaramızı iyice tanımak ve tedavi etmek de bizden başkasının işi olamaz. Zira bu yaranın sahibinden başka hekimi yok.
PolitikART'ın bu sayısında, dünyamızı belirleyecek kadar önemli bu konuya katkı sunmaya, dil yarasını tartışmaya çalıştık. Dosya konulu yazılarımızla birlikte, diğer yazıları da beğenerek okuyacağınızı umuyoruz…