Bu rakam, dünya savaşlarının ve bugün halen adı anılan büyük krizlerin yaşandığı tarihsel kesitlerden dahi yüksek.

Zorunlu göç, savaşların, çatışmaların ve diğer bütün uygarlık krizlerinin en sıradan sonuçlarından biri. Milyonlarca insan, göç yollarında türlü eziyetler çekiyor; kimi susuzluktan, açlıktan, kimi güvenliksiz yolculuğun yarattığı sonuçlardan dolayı yaşamını yitiriyor. Bu zulmün müsebbibi kapitalist modernite. Fakat milyonlarca mülteci, bir de devletlerin mülteci politikalarından ve sistematik ırkçılıktan dolayı mağdur oluyor. Ülkelerinde maruz kaldıkları baskılardan kaçarak olmaz eziyetlerle dolu bir yolculuk sonunda üçüncü ülkelere ulaşmayı başaran mültecileri, işkenceye dönüşen iltica süreci, kurumsal ırkçılık ve ayrımcılık, kriminalizasyon ve barınma, seyahat, çalışma gibi temel insan haklarının kısıtlanması gibi uygulamalar karşılıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin 1967'de aldığı "Zulüm Görme Tehlikesi Olan Kişilerle İlgili Sığınmaya İlişkin Karar"ın gerekçesinde, Mülteciler Yüksek Komiseri Sadako Ogata'nın şu sözüne yer veriliyor: "Mülteci sorunu, tüm devletlere ve insanlara, insan haklarına olan bağlılıklarını sınayacakları bir sınav olarak sunulmalıdır."
PolitikART'ın bu sayısındaki dosya yazıları, tam da bunu yapıyor. Yazarlarımız, ülkelerin demokrasilerini, mülteci sorunu bağlamında sınıyor. Sonucun ne olduğunu herhalde tahmin ediyorsunuz.
Dosya konusuna ilişkin yazılarımızı ilgiyle okumanız yanında yaşadığınız mahallede, yanıbaşınızda yaşanan (belki bizzat yaşadığınız) mülteci sorununa da daha ilgili olmanızı diliyoruz. 151. sayıda görüşmek üzere...