Her canlının kendini korumak için kullandığı bir uzvu, bu kapsamda örgütlediği bir fiili var. Elbette insanın ve toplumun da... Bu zorunlu karşı koyuşa, öz savunma diyoruz.

Bugünlerde Kuzey Kürdistan’ın da başat gündemlerinden biri, öz savunma. AKP Hükümeti (daha doğru ifadeyle: Erdoğan cuntası), eski seçimin intikamı, yeni seçimde rejim değişikliğinin tahkimi için Kürdistan’a saldırıyor. Saldırılar, gerilla alanlarıyla sınırlı kalmıyor; kent merkezlerinde, halkın yaşam alanları da cepheye dönüşüyor. Özel harp mahsülü ölümcül saldırılara, binlerce kişinin muhatap edildiği siyasi soykırım operasyonları ekleniyor. Kürdistan, olağanüstü hal günlerini yaşıyor.

Bu ahval içinde öz savunma, bir taktik yönelim, politik tercih olmanın ötesine geçiyor; canları savunmanın zorunlu bir metoduna dönüşüyor. Gül nasıl dikenini biliyorsa, kirpi oklarını hazır ediyorsa... Toplum da canını alanlara karşı direnişe geçiyor.

Öz savunmanın tek boyutu bu da değil elbette. Kürdistan’a yönelik saldırının çok yönlülüğünü, kültürel alandaki tahribattan anlamak mümkün. Dolayısıyla “ölüme karşı öz savunma” da, bütün alanlarda oluyor.

PolitikART’ın 172. sayısında, öz savunmayı, onun günle ve gelecekle ilişkisini tartışıyoruz.

173. sayıda görüşmek üzere!