Modern insanın evrendeki varlığı henüz hiçbir anlam ifade etmeyecek kadar yeni. İnsanlar bu kısa süre içinde kendi var olmalarına, Dünya’ya, Ay’a ve gökyüzüne, sonra da evrene anlam verme çabası içinde oldu. Felsefeyi, dinleri ve en nihayetinde bilimi bu çaba doğurdu. 

Bilim ile dinin kaynağını pek az insan aynı noktada görür. Bilim, din ve felsefe hemen hemen aynı soruları sorar. Din, insanları kendi açıklamasına ikna etmek için çok farklı yollar izlerken bilim ve felsefe ise bu anlamda daha farklı bir kategoride yer alır. 

Bu durum birçok tuhaflığı da içinde barındırır. Örneğin genetiğin kurucusu Mendel bir din insanıdır. Her ne kadar üniversitedeki kariyeri için burs almak için dini görev yaptığı iddia edilse de oldukça dindar bir ailede yetişmiş biri olarak evren, varoluş ve ölüm gibi konularda küçük yaşlardan itibaren kendine sorular sorduğu bir ortamda olduğu kesindir. 

Birçok din insanı evreni gözlemleriyle, bir önceki kuşaklardan kendilerine aktarılan bilgiler ve zaman zaman da hurafelerle açıklamaya çalışmıştır. İnsanüstü varlıklara sığınma, atıfta bulunma, insanın bir anlamda evrenin görünmez sırlarının peşine düşmesinin ilk adımlarından biri olmuştur. 

“Neden varız?”, “Evren neden var?”, “Evren nasıl oluştu, nasıl son bulacak?” gibi sorular zaman içerisinde disiplinli bir çabaya evrilerek modern bilimin ortaya çıkmasını sağladı. Bir anlamda bilimin temelindeki en büyük motivasyon bizim sıklıkla ifade ettiğimiz “hakikatin” aranmasıydı. Bu arayış hayatımızı, tüm yaşam alışkanlıklarımızı, toplumların örgütlenmesini değiştiren gelişmelere de, teolojinin kuyusunu kazan derinlikte düşünsel akımlara da, felsefeyi çok genel ve ayrıntılara cevap olmayan bir prensipler yumağına çeviren, incelikle branşlaşarak deneyselliğin düşüncelerimizi sarsan sonuçlarına da imza atmıştır. 

*  *  *

Evrenimiz doğumdan ölüme kadar çok katı bir şekilde gözlemlediğimiz kurallar silsilesiyle işliyor. Evrenimiz atomaltı parçacıkların birbiriyle kurallar çerçevesinde etkileşmesiye ortaya çıkan maddeden oluşuyor. Elementler birbirleriyle ancak belli kurallar çerçevesinde etkileşebiliyor. Zaman referans çerçevelerinde herkes için aynı akıyor. Geçmişiniz değişmiyor, geleceğiniz ise belirsiz. Şu anın, şimdinin ne kadar sürdüğü bile tartışmalı. 

Ve 13.7 milyar yaşındaki evrenimizde -belki buna paralel olarak var olan evrenlerde- Dünya denilen küçük bir gezegende ince bir atmosfer tabakası ile yerküre arasına sıkışmış bir tür olan insan, gerçeğin ve anlamın peşinde. Bunun için büyük bir özenle her an atomun çevresinde dönen elektronu da, dev karadeliklerin etrafında dönen galaksileri de izliyor. Ve insanoğlunun her şeyi çözdüğünü sandığı her dönem, evren onu yeni bilgilerle şaşırtmayı başarıyor. 

*  *  *

Modern bilim ile birlikte artık dünyamız tamamen değişti. Bugün bilimin geldiği düzeyle toplumların bilgi düzeylerine baktığımızda arada çok büyük bir uçurumun var olduğunu görüyoruz. Her ne kadar yeni nesiller günümüzde artan bilgi ve teknoloji paylaşımı ile bilimle daha haşır neşir, bilgiye daha rahat ulaşır konumdaysa da toplumu yönlendiren kesimler, evreni anlamak isteyen, insanlığın düşünsel aydınlanmasına katkı sunmak isteyen bilimsel çabadan oldukça uzak. 

Ve geleceği bu çaba şekillendirecek. 

Henüz 120 sene önce yerden ayaklarını kesip uçmaya başlayan insan, bugün Güneş Sistemi’nin dışına uzay aracı göndermiş durumda. Uzak gezegenlerde robot ellerimiz geziyor. 20’nci ve 21’inci yüzyılda insan, bütün insanlık tarihinden çok daha büyük gelişmelere imza attı. Bugün bizim hayatımız boyunca şahitlik ettiğimiz teknolojik gelişimler, çağlar boyunca yaşayan 80 milyar insanın şahitlik ettiği gelişmelerden daha fazla. 

Bu sayımız bu ufka nasıl geldiğimizi, bugün evreni anlama çabamızda kilit öneme sahip olan konuları işliyor. Genel bir bilgi sunmayı amaçlayan bu sayımızı tabii ki daha tematik bilim-teknik sayıları takip edecek. 


Doğan Barış Abbasoğlu