MUSTAFA MAMAY/ANF/QAMİŞLO 

Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Eşbaşkanı Hediye Yusuf, Kuzey Suriye olarak Türk devletine saldırmak gibi bir düşüncelerinin olmadığını belirterek, şunun altını çizdi: "Efrîn'i işgal etmek için adım atarlarsa tahmin etmedikleri bir direnişle karşılaşırlar. Halkı savunmak için bütün silahların yönünü onlara çeviririz. Örgütlü bir gücüz ve bize dönük bütün saldırılara karşılık verebileceğimize inanıyoruz."

Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Eşbaşkanı Hediye Yusufun, sorularımızı yanıtladı.


Suriye'de iç savaş, 7. yılında da devam ederken, Kuzey Suriye Demokratik Federasyon'unda istikrarın önemli oranda sağlandığı görülüyor. Bugün sizi çözüm modeli haline getiren bu başarının arkasında ne var? 

Kuzey Suriye'deki süreç, Suriye'nin genelinde farklı gelişti. Halk iradesi örgütlendirildi; meclisler oluşturuldu, askeri bir adım atmadan önce öz savunma güçleri yapılandırıldı. 19 Temmuz Devrimi'yle birlikte kentler rejimden özgürleştirildi.  Toplumsal, kültürel, askeri, idari alanlarda oluşan boşluk, devrimci hareket tarafından dolduruldu. Arap, Süryani, Türkmen halkları da bu tecrübenin yalnızca Kürt halkı için değil, bütün Suriye halkları için olduğun gördü. Oluşan kurumlar halka güven verdi. Bu ilk kazanımdı; bölgelerin özgürleştirilmesi ve örgütsel sitemin yerleşmesi. Demokratik Özerklik sistemi de bunun üzerine gelişti. 

Rojava Devrimi'nin ikinci büyük kazanımı Demokratik Özerklik sistemiydi. 2014'te her üç kantonda Demokratik Özerklik ilan edildi. Üstelik Suriye krizine çözüm tartışmaları sürerken, Cenevre-1 görüşmelerinin yapıldığı esnada ilan edildi. 

O süreçte bir çok taraf eleştirdi, ömürün altı ay olduğunu söyleyenler oldu. Altı ay geçtikten sonra özerk bölgelerin kendisini toplumun tüm alanında; kadın, gençlik, kültür, güvenlik, askeri alanda örgütlediğini görünce bu açığa çıkan tecrübeyi boğmak için Suriye muhalefetinin yönünü Rojava'ya çevirdiler. 

Halk Savunma Birlikleri (YPG), Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) özgürleştirilen alanlara yönelik tehditler karşısında örgütlendi ve bölgenin savunulmasında büyük bir rol oynadı.

Ekonomik ambargoyla bölgeyi boğmak istediler. Çeteler, bölgeye açılan bütün yolları kesti, Türkiye bütün sınır kapılarını kapattı, Güney Kürdistan sınır kapısını kapattı. 

Siyasi ve ekonomik ambargo da sonuç almayınca 19 Temmuz Devrimi'nin doğduğu yerde yenilgiye uğratılacağı hesabıyla DAİŞ'i saldılar. Devrim ruhunu Kobanê'de öldürmek istediler. Kobanê'nin bir kaç gün direnemeden düşeceğini beklediler. Erdoğan, "Kobani düştü düşüyor" dedi. 

Kobanê destanı, bütün hesapları altüst etti. Rojava Devrimi'ni içeride sıkışan durumdan çıkarıp uluslararası platforma taşıdı. 


Kobanê zaferinin devrime etkisini biraz daha açabilir misiniz?

1 Eylül Dünya Kobanê Günü ilan edildi. Tüm dünya halkları o gün sokaklara döküldü. Artık uluslararı teröre karşı tüm insanlık için savaşan bir hareket olma kimliği kazanıldı. YPG ve ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon arasında yapılan ittifak, büyük bir başarıydı. Kobanê direnişinin sonucu oluşan bu ittifak, Rojava'yı Uluslararası Koalisyon'la birlikte teröre karşı savaşan bir güç haline getirdi. Artık DAİŞ'in işgali altında olan bölgeler de kurtarılmaya başlandı. Örneğin Girê Spî (Tel Ebyad) özgürleştirildi ki, bu Kobanê ve Cizîr kantonlarının birleşmesi demekti. Halklar arası birlik daha güçlendi. Askeri durum yeni bir sürece girdi. Ekonomik ambargoya karşı yeni imkanlar doğdu. Alanlarımız genişledi. 

Bu gelişmelerin tamamı artık yeni bir örgütlenmeyi zorunlu kıldı. Tüm Suriye'ye hitap eden bir örgütlenmenin yolu da böyle açıldı. Bunun üzerine Demokratik Suriye Meclisi (MSD) ve Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ilan edildi.

Coğrafyanın genişlemesi, yönetilen idari bölgelerin çoğalması yeni ihtiyaçları da doğurdu. Özgürleştirilen bölgelerin ortak bir yönetime ve bu yönetimleri bir araya getirecek sisteme ihtiyaç oldu. Kürt, Arap, Süryani, Türkmen, Çeçen ve diğer etnik ve inanç gruplarıyla birlikte 16 Mart 2016'da 151 kişilik bir Kurucu Meclisi olan Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu'nu ilan ettik. Aynı toplantıda Kurucu Meclis'in Eşbaşkanları ve Yürütme Komitesi seçildi. 

İlk görevi Kuzey Suriye'de federal yapının nasıl uygulanacağını belirlemek ve bunun sözleşmesini hazırlamak oldu. Toplumsal Sözleşme, tüm siyasi, toplumsal kesimlerin görüşlerini kapsamalıydı. Kurucu Meclis, bu esas üzerin altı ay içerisinde hazırlanmasıyla görevlendirildi. Süreç biraz uzayarak 8 ay sürdü. Kurucu Meclis'in 29 Aralık 2016'daki ikinci toplantısı gerçekleştirildi ve bu toplantıda Toplumsal Sözleşme kabul edildi. Yeni sistemin ilan edilmesinin yankısı büyük oldu. Çünkü tarihi bir olaydı. 

Federal sistemin ilan edilmesi de yine Cenevre toplantısına paralel olarak gerçekleşti. Cenevre-3 görüşmelerinde de bizleri süreç dışında bıraktılar. Federasyon ilanı da buna bir yanıt oldu. Suriye'nin merkezi ulus devlet yapısından kurtulması için federal bir yapıya ihtiyacı var. Siyasi projemiz bunun üzerine ilan edildi. 


Federasyon ilanı iki yılını geride bıraktı. Geçen zaman içerisinde projenizi ne düzeyde hayata geçirdiniz? 

Kuzey Suriye'deki federal yapının Suriye halkları tarafından çözüm modeli olarak ele alınmasını amaçladık. 2017'ye siyasi projemizi sunarak girdik. Kabul edilen Toplumsal Sözleşme, Kuzey Suriye halklarının anayasası oldu. Bu gelişmelerin ardından özellikle Arap halkındaki inanç daha fazla arttı. Çünkü artık gözle görülür sonuçlar elde ediliyor. Bir çok bölge özgürleştirildi, özgürleştirilen bölgelerde halkların kardeşliğine dayanan yine bir yaşam inşa edildi. Halkların, Demokratik Ulus felsefesine, çözüme olan inancı güçlendi. Bu kendi başına sürecin büyük bir kazanımıdır. 

2016'nın sonuna gelirken, DAİŞ işgali altında yaşayan halkların bizlere kendi bölgelerini özgürleştirme çağrısı oldu. Minbic, Tebqa, Reqa, Dêrazor... Suriye halklarının savunma gücü QSD, bu çağrılara verilen bir kaşılıktır. Bu askeri güç siyasi bir projeye sahip olan MSD'ye dayanıyor. 

2017 yılı Arapların yaşadığı bölgelerin özgürleşmeye başladığı bir yıl oldu. Öncesinde attığımız her adım Kürtlerle anılıyordu. 2017 yılı artık çoğunluğunu Arap halkının oluşturduğu bölgelerin özgürleştirilmesi yılı oldu. Aynı zamanda çok zorlu geçen bir yıl oldu. 

Yürütülen savaşın düzeyi çok yükseldi. Uluslararası toplumun desteği arttı. Pentagon, ilk defa Suriye Demokratik Güçleri'ne destek vereceğini açıkladı. 2017'de elde ettiğimiz bu başarılar Suriye'nin önde gelen gücü olduğumuzu ve teröre karşı savaştığımızı ispatladı. Bu esas üzerine ilk defa güçlerimize resmi olarak silah yardımı yapıldı, anlaşmalar imzalandı. Bunun üzerine Minbic, Tebqa, Reqa ve Fırat'ın doğusu özgürleştirildi. Bu bölgelerin özgürleştirilmesi 2017'deki askeri başarılardır. Kobanê ve Cizîr, özgürleştirilen bölgelerin örgütlenmesinde büyük rol oynadılar. Kendi tecrübelerini o bölgelere taşıdılar. Bu kentlerin tamamında meclisler örgütlendi. Kendi özerk sistemlerini kurdular. 

2017'nin en büyük başarısı DAİŞ'in yenilgisi ve bu bölgelerin özgürleştirilmesi oldu. Siyasi olarak da yeni bir tecrübenin geliştiği noktasında uluslararası toplumun güveni kazanıldı. Bu tecrübenin de etnik bir temelde değil, halkların dayanışmasına dayandığı görüldü. Bir çok yerde temsilciliğimiz açıldı. Artık Kuzey Suriye adına Avrupa (5), Rusya ve Güney Kürdistan'da resmi temsilciliklerimiz var. Diplomasi alanımızın kapsamı genişledi. Bir çok ülkeyle ilişki kuruldu. Avrupa Birliği (AB), uluslararası bir çok sivil örgütle Rojava'nın tecrübesini tartışmanın, diyalog kurmanın yolu açıldı. Bu süreç hala devam ediyor. Yani artık dünyada, burada demokrasiye öncülük eden bir güç olarak kabul görüyoruz.


Üç aşamadan oluşan seçim sisteminizin iki aşamasını hayata geçirdiniz. Önünüzde parlamento seçimleri var. Seçimlerde elde edilen sonuçlar beklentilerinize yanıt oldu mu?  

Federal sistem olarak, 2017'de Kuzey Suriye'nin yeniden örgütlenmesi için idari yapıda düzenlemeye gittik. Kurucu Meclis'in Temmuz'da yapılan üçüncü toplantısında İdari Bölgeler Yasası ve Seçim Yasası onaylandı, pratik adımların atılması kararı alındı. Seçimlere gitme kararı böyle oluştu. Sistemin temelden inşa edilmesi süreci başladı. 22 Eylül'de gerçekleştirilen Komün eşbaşkanları seçimi bunun ilk adımı oldu. Önemli bir adımdı. 

Herkes Rojava'da, savaş ortamının içerisinde, bir taraftan teröre karşı savaş verilirken diğer yandan sistem inşa ediliyorken, seçimlerin nasıl yapılacağını merak ediyordu. Biz kendimize güveniyorduk. İdari, siyasi ve askeri olarak sistemizi güçlendirmiştik. Bize yönelik saldırılar oldu. "Seçimler meşru değil. Halk sandıklara gitmeyecek, bu sistemi kabul etmeyecek" diyenler oldu. Hem muhalefet hem de rejim, seçim sonuçlarını kabul etmeyeceğini açıkladı. Ancak verilen emek, toplumsal örgütlenmemiz bu yönlü saldırıların hepsini 22 Eylül'de gerçekleşen seçimlerle boşa çıkardı. Kuzey Suriye'de yenilikçi bir adım atıldı. 

Tüm bölgelerde 3 binin üzerinde komün kuruldu. Cizîr, Efrîn ve Fırat bölgelerinin yüzde doksanı komünlerin çatısı altında örgütlendi. Sandıklara gitme oranı yüzde 70. Eşbaşkanlık sistemi ise seçimlerin en büyük başarısı oldu. Kadınlar devrimin bütün süreçlerinde öncü bir rol oynadı. Federal sistem içerisinde eşit temsiliyeti bir ilke olarak uyguladık. Halkın büyük bir coşkuyla sandıklara gitmesi kendi iradelerine sahip çıktıklarını gösterdi. "Bu bizi temsil eden bir sistemdir" mesajıydı. Komün seçimleri, Suriye tarihinde halkın kendi iradesiyle gerçekleştirdiği ilk seçim oldu. Komün tecrübemiz bir yere kadar başarılı oldu. Yeni bir tecrübedir, zorlukları var fakat demokratik bir toplumun inşası için en önemli çalışmadır. 

İkinci aşama, 1 Aralık'ta gerçekleştirilen Yerel Meclis seçimleri oldu. Belde, ilçe ve kanton meclis seçimleri yapıldı. İdari Bölgeler Yasası'na göre iyi bir örgütlenme yapılmıştı. Bu kapsamlı çalışma çerçevesinde seçimlere gidildi. 2017'yi geride bırakırken federal sistemin inşasına yönelik ikinci önemli adımda böylece atıldı. Zorlukları olan bir süreçti. Çünkü 7 yıldır devam eden bir iç savaş var. Suriye halkları bu süreç içerisinde çözüm modeli geliştiremediler. Ama Kuzey Suriye'de çözüm için yeni bir sistem geliştirmeyi başardık. Yerel Meclis seçimlerini de yüzde 69 katılımla tamamladık. Üçüncü aşama da Demokratik Hak Kongresi seçimleridir. Ocak 2018'de yapılacak.


DAİŞ sonrası sürecin, önceki dönemden farkı ne olacak?  

DAİŞ'in yenilgiye uğratılması ve açığa çıkartılan siyasi irade, Kuzey Suriye Federasyonu'nu çözümün tarafı olarak görüp görmeme tartışmalarına son verdirdi. Yeni yıla da çözüm seçeneği olarak gireceğiz. Cenevre-8 de başarısızlıkla sonuçlandı. Kuzey Suriye halklarının iradesi olmadan Cenevre görüşmeleri sonuç alamayacak. Daha Cenevre-1 sürecinde bunu söyledik. Kürtler ve Kuzey Suriye'nin örgütlü iradesi bu toplantılara katılmadığı sürece Suriye'de çözümün gelişmesi mümkün değil. 

Şu anda Suriye coğrafyasının yüzde 30'unu kontrol ediyor, yönetiyor, savunuyor, ekonomik, yaşamsal ve eğitim ihtiyacını karşılıyoruz. Artık bu gücü görmezden gelmek, Suriye krizini derinleştirir, belki de parçalanmaya götürür. 

Dolayısıyla 2018'in siyasi çözüm yılı olacağını söylüyoruz. Artık DAİŞ sonrası sürece girilecek. Bundan önce DAİŞ'le savaş süreciydi ve uluslararası toplumla ilişkiler askeri temelde gelişiyordu. Şu ana kadar siyasi süreçlerde yer almadık ama artık DAİŞ'in yenilgiye uğratılması proje sahipi olarak bizi çözümün tarafı yaptı.


Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, 'Suriye Halklar Kongresi'ne katılacakların listesini biz belirleriz' yönünde bir açıklaması oldu. Rusya başta Kuzey Suriye Federasyonu temsilcilerinin katılacağını açıkladı. Ardından toplantı ertelendi. Toplantıya katılımınız konusunda herhangi bir değişiklik oldu mu?

Bizleri resmi olarak davet ettiler. Kuzey Suriye yönetimi olarak davet edildik. Türk devletinin katılımımıza ilişkin rahatsızlıkları var. Türkiye, Suriye'ye bir işgalci güç olarak yerleşmek, bunun üzerinden de Suriye'nin geleceği hakkında söz sahibi olmak istiyor. Bunun için ABD, Rusya ve diğer taraflarla görüşerek bir yer kapma derdinde. Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olmak için hala bazı grupları besliyor. Cenevre, Kahire, Riyad ve diğer uluslararası toplantıların hepsi boşa çıktı. Bu toplantıların sonuçsuz kalması için çalışan devletlerin başında da Türkiye geliyor. Suriye krizinin çözümünü istemiyor. Bu savaş, Türkiye'nin terörü desteklediğini, bölgeye terörü ihraç ettiğini ispatladı. Son olarak da ordusuyla gelip Suriye topraklarını işgal etti. 

Bab, Ezaz, Cerablus son olarak da İdlib'e yerleşti. Ancak Suriye iç savaşı sürecinde Türkiye'nin siyaseti yenildi. Bu sürecin iki kaybedeni var; biri DAİŞ, diğeri de Türkiye'dir. Zaten DAİŞ'in yenilgisi Türkiye'nin yenilgisi oldu. Aslında Türkiye yenildiğini görüyor. Katar'a karşı gelişen süreçte esas mesaj Türkiye'ye verildi. Güney Kürdistan'daki durumda da yine en büyük mesaj verilen Türkiye oldu. Çünkü bu iki bölge de Türkiye'nin ekonomik kaynaklarıdır. Türkiye'de darbe girişimini/devlet içi çatışmayı Erdoğan bir fırsat olarak değerlendirmiş olabilir fakat bunların hepsi Türk devletinin yenildiğinin işaretidir. 

AB, ABD, bölge devletleriyle ilişkileri gergin. Şu anda bu sıkışmışlıktan kurtulmak için yeni ittifaklar kurma arayışında. Kendi geleceğini garanti altına almak istiyor. Bu nedenle Türkiye büyük bir çıkmaz içerisindedir. Artık Türk devletinin sözü para etmiyor. Süreç artık Suriye krizine çözüm bulmayı zorunlu hale getiriyor. Cenevre'de tartışılan da budur ve bu toplantılara kimin katılması gerektiğine ilişkin ciddi tartışmalar açılmış. Kuzey Suriye iradesinin çözüm sürecine katılmasına yönelik çok ciddi tartışmalar başlamıştır. Dolayısıyla 2018'in yeni bir siyasi sürecin başlangıcı olacağını belirtebilirim. Bu süreçte Kürtler ve Kuzey Suriye halklarının öncü bir rolü olacak. Demokratik Suriye'nin inşasının temel aktörü olacak. 


Türk devleti yetkileri her fırsatta Efrin'e dönük saldırı tehdidinde bulunuyor. İşgal edeceklerine yönelik açıklamalar yapıyorlar. Efrîn'e saldırının bölgesel ve uluslarası düzeydeki etkisi ne olur? 

Türk devleti, ilk günden beri Kürtlerin öncülük yaptığı devrimi ve Demokratik Suriye için çözüm modelini boğmak istiyor. Bunun için her şeyi yaptı ve yapmaya devam ediyor. Bölgede yeni bir savaşın fitilini ateşlemeye çalışıyor. Asıl hedefi; Efrîn ve İdlip'i işgal ederek Akdeniz'e kadar koridor oluşturmak. Türk devletinin örgütlü bir planı var. Bu plana göre de adım adım hedeflediği bölgeleri işgal etmeye çalışıyor. Fırat'ın doğusunda yapamadığını Efrîn'de gerçekleştirmek istiyor. 

Türk devletinin Suriye'deki varlığı Rusya ve ABD için de tehlikedir. Rusya da bu gerçeği görüyor. Ruslar hangi esas üzerine Türklere izin verdi? Nusra, DAİŞ gibi çeteler güçlenince rejim çok zor durumda kaldı. Rusya, Türkiye ve İran ittifak yaparak rejimi güçlendirmek istedi. Şam çevresinde bulunan örgütleri çıkarmak için Türklerle ittifak yaptı ve Cerablus'a girmesine izin verdi. Yani Türk devleti rejimin elini güçlendirdi. Türk devleti amacına ulaşmak için çeteleri de kullandı. Kuzey Suriye güçlerinin başarı kazandığını görünce telaşa girip muhalefeti sattı. Çünkü Türk devletinin Suriye halkları ve muhalefetin başarısı gibi bir derdi yok. Çıkarlarının tehlikeye girdiğini görünce Cerablus'a girip Demokratik Suriye Güçleri'ni engellemek için Rusya ve rejimle anlaştı. Şam, Halep ve çevresindeki muhalifleri geri çekme üzerine anlaşma oldu. Bu güçleri İdlib'e çekti. Suriye muhalefeti denilen grupları yok etti. 


Efrîn'e saldırı tüm taraflar açısından nasıl sonuçlar doğurur? 

Türk devletinin Suriye topraklarını işgal etmesi tüm bölgesel ve uluslararası güçler için tehdittir. Bab, Cerablus ve İdlib işgaliyle Rusları da tehdit ediyor. Suriye savaşına çözüm bulmak için 7 yıldır girişimler var. Türk devletinin Efrîn'e yönelik işgal operasyonunun amacı 7 yıldır süren bu çabaları boşa çıkararak savaşı yeniden körüklemektir. Çözüm sürecini bitirerek daha büyük çatışmaların başmasına yol açar. Böyle bir süreç hiçbir gücün yararına olmaz. Bir ihtimal/kanaat olarak söylüyorum; ABD ve Rusya, Türk devletinin işgal girişimine izin vermez. 

Kim örgütlüyse onun kazanacağı bir savaşın içerisine girilir. Böyle bir durumun en büyük kaybedeni de Türk devleti olur. Efrîn'e saldırı, Türk devletinin, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'nda yaşadığı yenilginin bir benzerini yaşamasına yol açar. Eğer Efrîn'i işgal etme girişimi gibi bir çılgınlık yaparlarsa kendi sonlarını getirirler. 

Kuzey Suriye olarak Türk devletine saldırmak gibi bir düşüncemiz yok. Hiçbir komşumuza saldırmak gibi bir düşüncemiz yok. Eğer Türk devleti Efrîn'e saldırırsa büyük bir cevapla karşılaşır. Açık söylüyoruz; Efrîn'i işgal etmek için adım atarlarsa tahmin etmedikleri bir direnişle karşılaşırlar. Halkı savunmak için bütün silahların yönünü onlara çeviririz. Ancak eğer saldırmazlarsa bizim onlara saldırmak gibi bir hedefimiz yok. Örgütlü bir gücüz ve bize dönük bütün saldırılara karşılık verebileceğimize inanıyoruz. Uluslararası toplumu da Ortadoğu istikrara doğru giderken Türk devletinin engelleyici rolüne son vermeye çağırıyoruz.  



Haddini aşan Esad’a yanıt

Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu İnşa Meclisi Yönetim Kurulu, BAAS rejimi lideri Beşar Esad’ın Kürtleri ‘vatan hainliği’yle suçladığı açıklamasına sert tepki gösterdi.

Yönetim Kurulu’nun açıklaması şöyle:  yapmış olduğu açıklamada şunlara yer verdi: "QSD, El-Bûkemal çevresinde bulunan köyleri DAİŞ teröründen özgürleştiriyor. Aynı zamanda Kuzey Suriye’de bulunan siyasi güçler, tüm Suriyeli yurttaşlar için bir hayal olan demokratik sistemin inşasını gerçekleştiriyor. Bu bölgede tüm yapılar temsilcilerini kendileri seçiyor. Beşar Esad’n yapmış olduğu son açıklamayı bir savaş ilanı olarak görüyoruz.

QSD, kuruluşundan bu yana kendisini Suriye halklarının iradesine dayandırmakta ve çıkarları temelinde hareket etmektedir. QSD, farklı din, ulus ve inanca sahip bulunan tüm Suriyeli halkların değerlerini koruyan tek güçtür. Özgürlük, adalet ve kardeşlik temelinde hareket etmiş ve tüm Suriyeli halkların hayallerini temsil etmiştir.

QSD içerisinde Suriyeli tüm kimlikler var. Bu güç, savaşta kendisini ispatlamış ve tüm Suriyeli halklar da kendilerini koruyabilecek tek güç olduğuna inanmıştır. Bu anlamda sadece QSD, Suriye’nin gelecekteki ordusunun çekirdeği olabilir..

QSD’yi ihanetle suçlamak demek, onları hedef haline getirmek demektir. Bu da Suriye’yi yeni bir savaşın beklediğini ve çözüm adına yapılan tüm toplantıların da sadece zaman geçirmek anlamına geldiğini gösteriyor.

Bu açıklama Erdoğan ve Esad hükümeti arasında gizli bir anlaşmanın olduğunu gösteriyor. 

QSD’nin hedef gösterilmesini tüm Suriyeli halkların ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün hedef gösterilmesi olarak görüyoruz. Rejimin bu tutumu, Türkiye’nin her gün sivilleri katleden Suriye işgalini de desteklemektedir."



Seçimler belirlenen tarihte

Halk Kongresi seçimlerinin belirlenen tarihte gerçekleşeceğini belirten Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Kurucu Meclisi Eşbaşkanı Hediye Yusuf, ikinci aşamada seçilen meclislerin aktifleştirilmesi için çalışıldığını söyledi. Yusuf, yerel meclislerin çalışmalarını örgütleyecek tüzüğün yazıldığını ve meclis yönetimlerinin ilk işinin de tüzüğü oylamak olduğunu belirtti. Meclis üyeleriyle toplantılar yapılacağını kaydeden Yusuf, ilk toplantıda, Cizrîr Bölgesi’ndeki kanton düzeyinde yerel meclis eşbaşkanlarının ve ayrıca üç eşbaşkan yardımcısının seçileceğini açıklayarak, aynı toplantıda eşbaşkanlar ve yardımcılarının gerekli komite üyelerini görevlendireceğini ve kanton meclislerinin ikinci toplantı tarihini belirleyeceğini söyledi. .

 

Denetleme Komitesi 

Hediye Yusuf, ikinci toplantıda komitelerin kendi eşbaşkanlarını seçeceğini ifade ederek, Belediye ve Çevre Denetim Komitesi’nin belediyelerin yönetiminden sorumlu olacağını belirtti. 

Yusuf, Federasyon sisteminde komün ve meclislerin Özerk Yönetim’deki komün ve meclislerden farkını ise şu şekilde anlattı: “Komün ve meclisler, eski sistemdekinden farklılar. Komün ve meclis sistemi benzer şekildedir. Komün eşbaşkanları koordineli çalışma tarzını esas alacak. Yine belde komün eşbaşkanları ilçelerle iletişim halinde ve koordineli çalışacak. Bu meclisler de kanton meclisleriyle, kanton meclisleri de bölge meclisleri ile koordineli çalışacak.


TEV-DEM’in konumu

Hediye Yusuf, tüm komünlerin TEV-DEM’e (Demokratik Toplum Hareketi) bağlı olmadığını, doğrudan Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu ile koordineli olacağını belirtti. TEV-DEM’in de tüzüğünde değişikliğe giderek Kongreya Star ve diğer siyasi partiler gibi, kendi çatısı altındaki kurumları denetleme görevi görebileceğini söyleyen Hediye Yusuf, “TEV-DEM özel bir blok içerisinde çalışmalarını yürütecek ve yeni sistemde yerini alacak. Federasyon sistemine göre toplumsal alanda çalışacak ve her üç bölgede de aynı sistem uygulanacak” bilgilerini verdi.


Üçüncü aşama 19 Ocak’ta

Hediye Yusuf, seçimlerin üçüncü aşaması olan Halklar Kongresi seçimlerine ilişkin ise şunları söyledi: “Kuzey Suriye Demokratik Federasyon sisteminde seçimlerin üçüncü aşamasının 19 Ocak 2018’de gerçekleşmesi için çalışmalar yürütülüyor. Seçimlerin üçüncü aşamasına ilişkin tüm kararlar Yüksek Seçim Komiserliği denetiminde alınacak. Tüm boşlukların doldurulması için şimdi meclislerin örgütlenmesi ve seçimlere hazırlık çalışmasındayız. Öncelikli amacımız seçimlerin belirlenen tarihte gerçekleşmesidir.”



Topraklarımızı savunacağız 

Rojava Demokratik Özerklik Genel Yönetimi, ülkeyi yıkarak harap eden BAAS rejiminin, teröre karşı savaşanları “ihanet” ile suçlama hakkının olmadığını duyurarak, bunun yeni bir savaş anlamına geldiğini açıkladı.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, Demokratik Suriye Güçleri’ni (QSD) ihanetle suçlamasına yönelik tepkiler artarken, Rojava Demokratik Özerklik Genel Yönetimi de yazılı bir açıklama yayınladı. Suriye’deki krize dair siyasi çözümlerin bulunması için çaba sarf edilen bir dönemde Beşar Esad’ın, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ve bölgedeki halkları ihanetle suçladığı hatırlatılan açıklamada, bunun da bölgede yeni bir savaşın duyurusu anlamına geldiği kaydedildi. Ülkeyi yıkarak harap eden ve çete gruplarını bölgeye yerleştiren BAAS rejiminin, teröre karşı savaşan demokratik güçleri “ihanet” ile suçlama hakkının olmadığına dikkat çekilen açıklamada, şunlara dikkat çekildi: “Beşar Esad’ın bu sözleri, Suriye halklarına hizmet etmediği gibi Türkiye’nin ajandası ve diğer devletlere hizmet ediyor. Bütün dünya, QSDʹnin DAİŞ’e karşı verdiği mücadele ve özgürleştirdiği bölgelerin şahididir. Suriye ordusu da Reqa ve Dêrazor kentlerinden kaçarak halkı DAİŞ’in pençeleri arasına bıraktı. Biz Beşar Esad’ın bu sözlerini bölgedeki halklara karşı bir savaş olarak görüyor ve kınıyoruz. Buna karşı biz de genel, kolektif yaşam ve meşru savunma prensiplerine göre hareket edeceğiz. Vatani, ahlaki ve insani görevimiz, bölgeyi terörden alarak özgürleştiren QSDʹye destek vermektir; vereceğiz ve bölgelerimizi savunacağız.”