Mehmet Bayrak’ın “Kürt ve Alevi Tarihinde Horasan” kitabı, ÖZ-GE Yayınları’ndan çıktı. “Tarih-Etnoloji-Müzik-Edebiyat” altbaşlığıyla çıkan kitap büyük boy 664 sayfadan oluşuyor. Kapağında Horasanlı Kürt sanatçı Yalda Abbasi’nin fotoğrafının kullanıldığı kitapta 162 görsel ürün yer alıyor. Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak, bu kez de Alevi literatüründe önemli bir yeri olan ‘Horasan’ perdesini aralıyor. Kitapta, Horasan Kürtlerinin, geldikleri kuzey Kürdistan’daki ana yurtlarına olan özlemlerini, hala nasıl şarkılarına işleyip canlı tuttuklarını da görüyoruz.

‘Horasan’dan gelen Türkler’ ezberi

Alevi kimliğine vurgu yapanlar veya bu kimliğe bir özgünlük ve farklılık katmaya çalışanlar, Aleviliğin toplumsal eşitlikçi değerlerini izah etme yerine, bir “Horasan’dan gelmişiz” cümlesiyle söze başlarlar. Ve genelde bu cümleye bir de “aslen Türküz” kelimelerini eklemeyi de ihmal etmezler. Ne zaman, nasıl, niçin geldikleri konusunda ise hiçbir bilgi sunma ihtiyacı duymazlar. Alevilik inancının tarihi, teolojik ve sosyal özgünlüğüne ilişkin son yirmi yıl içinde yüzlerce kitap yayınlanmış olsa da, bunların çok az bir kısmı bilimsel bir bakış açısı ve belgelerle geliştirilmiştir.
Sözkonusu kitaplarda genelde, sözlü anlatımların zorlama yorumları ile siyasal sistemin oluşturduğu egemen algı çerçevesinde bir Alevilik tarihi ve tanımı geliştirilirken, o tanıma göre etnik bir köken oluşturma (ki ağırlıkta Türklüktür, o vurgulanmamışsa başka bir etnisite belirtilmez) ve o kökenle ilgili de bazı Alevi şahsiyetleri öne çıkarma şeklinde bir yöntem izlenir.
Bu anlatımlarda Aleviler etnik köken olarak hem Horasan ve Orta Asya’dan gelen Türk hem de Ehl-i Beyt soyundan gelen Arap olabiliyor(!).. Bu kendine has ilginç köken tanımlamasının, resmi Türk-İslamcı ideolojinin bir türevi olduğu açıkça görülebilir. Bunun doğal sonucu olarak da Arap Alevisi olarak bilinen Nusayriler, Suriye’deki savaşla daha yeni keşfedilmeye başlandığı gibi, Kürt Aleviliği, onlarca Kürt Alevi ocağı ve Kürdistan coğrafyasının farklı bölgelerinde hala canlılığını koruyan Yaresanlık (Ehli Hak) ve Kakailik ise hala bilinmez ve bu kitaplarda yer bulmaz!..

Horasan perdesini aralıyor

İşte bu bilgi kirliliği veya bilgi eksikliği ortamında araştırmacı yazar Mehmet Bayrak, bu kez de Alevi literatüründe önemli bir yeri olan ‘Horasan’ perdesini aralıyor. Daha önce onlarca eseriyle Türk Tarih Tezini ve Kürtlere ve Alevilere uygulanan inkar ve imha siyasetini belgeleriyle deşifre eden Bayrak, şimdi de bu tezin bilinçlerde yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor.
Bayrak’ın “Kürt ve Alevi Tarihinde Horasan / Tarih-Etnoloji-Müzik-Edebiyat” adlı yeni kitabında, Kürt- Safevi-Osmanlı ilişkileri, Kürdistan-Horasan hattının bilinmeyen tarihi, Dêrsim-Horasan gerçeği, Horasan’ın etno-dinsel yapılanması ile Horasan Kürt Alevi edebiyatı, müziği, şairleri, aşıkları, tarihsel ve görsel bilgi ve belgelerle okuyucuya sunuluyor.
‘Kürt ve Alevi Tarihinde Horasan’ kitabında, Alevilerin “Horasan’dan gelme” hikayesinin başlangıcının aslında “Kürdistan’dan Horasan’a bir gidişle” başladığı anlatılıyor. Bir ezbere dönüşen sözkonusu hikayenin, Horasan’a kuzey ve doğu Kürdistan’dan topluluklar halinde göçertilen Kürtlerin bir bölümünün, Kasr-ı Şirin Anlaşması (1639) sonrası geri dönüşlerinin hikayesi olduğu gözler önüne seriliyor. Ve bu gün de halen Kürtlere yurtluk eden bu ‘efsunlu’ diyarda yaşayan 1,5 milyon Kürt’ün yüzde 75’inin Alevi, Yaresan ve Şii olduğu bilgisine de yine Bayrak’ın bu araştırmasıyla ulaşıyoruz.

‘Bir ömürdür yol gözlüyorum’

Kitapta, Horasan Kürtlerinin, geldikleri kuzey Kürdistan’daki ana yurtlarına olan özlemlerini, hala nasıl şarkılarına işleyip canlı tuttuklarını da ilgiyle okuyacaksınız: Merxê çîyê Serhedê me, Berîndirê dûr je dê me, Ez umrekî çav le re me... (Serhad dağlarının otlaklarındanım, anasından uzak bir yaralıyım, bir ömürdür yol gözlüyorum...)
Büyük bedellerle kendini yeniden var eden Kürt gerçekliğinin, Türkiye’de artık inkara dayalı tüm resmi tezleri anlamsızlaştırdığı bu günlerde, Mehmet Bayrak’ın, “karartılmış ‘efsunlu’ mekan Horasan’ı aydınlatma” ihtiyacından doğduğunu belirttiği bu kitap, sadece Alevilerin değil, tüm tarih ve toplum araştırmacılarının da okuması gereken önemli bir kaynak.


HALİL DALKILIÇ