Marx, tüm tarihin iki sınıfın mücadelesinin tarihi olduğunu söylediğinde geçmiş, şuan ve geleceğin de fotoğrafını çekmişti aslında. HDP’li milletvekillerinin yargılanması ve hapsedilmesi için oynanan ‘dokunulmazlıkların kaldırılması’ sahnesi de benzer bir tarihsel mücadelenin parçası. 

Şöyle açıklayalım: Türkiye’de egemenleşmişler ve ötekileştirilmişler olmak üzere iki taraf var. Hiç birşey bu iki taraf için aynı şekilde işlemiyor, aynı etkileri yaratmıyor, hatta ters orantılı gerçekleşiyor. Birinin lehine olan diğerinin aleyhine oluyor.

Egemenleşmişlere hiçbir zaman gerçek anlamıyla ‘dokunulmamış’, en fazla biber gazı sıkılmış, ekonomik kazançları bir süreliğine riske girmiş veya faydalandıkları iktidar nimetlerinde kesintiler olmuş. Hiçbir zaman dilleri yasaklanmamış, konuştukları dilden dolayı ceza almamış veya hor görülmemiş, sessizleştirilmemişler. Farklı siyasi görüşleri, ideolojik dayanakları veya dünya tahayyülleri olsa da bunu özgür bir şekilde dile getirmiş, öyle veya böyle bu görüşleri iktidar da olmuş. Devlete sahip olmuş, topluma hükmetmişler. Rize’den de, Aydın’dan da, Malatya’dan da, Antalya’dan da, Isparta’dan da, Konya’dan da, yani ülkenin dört bir yanından da devletin başına geçmişler. Ekonomi siyaset ilişkisini anlatmaya gerek yok. Siyasete hükmeden ekonomik ilişkileri de kendi istediği gibi düzenlemiş. Etnik kimliklerini tüm kültür, sanat, edebiyat ve spor alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde serbest bir şekilde temsil etmişler. Farklı ülkelere kendi etnik kimliklerine dayanan pasaportları ile rahat bir şekilde seyahat etmişler, devletlerinin onlara tanıdığı olanaklarla dışarıda yüksek öğretim görmüşler ve sonra hem madden hem manen prestijli görevleriyle devletlerine hizmet etmişler. 

Geçmiş bugünün aynasıdır bir nevi. Ötekileştirilmişlere dokunulabildiğinde, başlarına neler geldiğini yine gördük, yaşadık, biliyoruz. Dokunulmazlığı olmadığı için birçok dil yok edildi. Yok edilemeyenler zayıflatıldı, değersizleştirildi, görünmez kılındı. Farklı din ve inançlar sapkınlık olarak sunuldu, inananlar meczup ilan edildi. Kürtler vahşi, Araplar cahil, Lazlar aptal, Çerkesler hain, Ermeniler ve Rumlar düşman olarak kodlandı, bu şekilde haklarında yazıldı ve çizildi. Yoksul emekçiler ve köylüler ise kendisine neredeyse hiç birşey sunulmadan her daim sömürülen kesim oldu. Böyle olunca, ötekileştirilmişlerin payına düşen, hor görülme, yerinden edilme, bastırılma, hapsedilme ve katledilme oldu. Tüm bu çerçevenin içinde ötekileştirilmişin ötekileştirilmişi olan kadınlar her yerde ve her zaman olduğu gibi bu durumu herkesten iki kat daha fazla şiddetli yaşadılar. 

Tabiki iktidar sahibi olan egemenleşmişler, güç ve prestijlerini ötekileştirilmişlerle paylaşmaya yanaşmaz. Çünkü bizzatihi ötekileştirerek kendi iktidarını korumuş ve sürdürmüşler. Bu yüzden de ötekileştirilmişler, az da olsa gün yüzü görmeye, var olan eşitsiz ikili sistemi dönüştürmeye her başladığında, önüne geçmek için her türlü yolu meşru görmüş, aralarındaki farklılıkları ve çekişmeleri bir kenara bırakarak güçlü bir blok kurmuşlar ve "dokunulmazlık” zırhının sadece kendi tarafı için olduğunu hatırlatmışlar.

HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması planını da bu çerçeveden değerlendirebiliriz. Siyaset sahnesinde ötekileştirilmişleri temsil eden çizgi, ilkin 60’larda sol hareket içinde meclise girdiğinde 71 darbesiyle, 70’lerde Amed başta olmak üzere bazı belediyeleri kazandığında 80 darbesiyle, DEP’li vekiller SHP çatısı altında tekrar meclise girdiğinde 90’lar vahşetiyle, 7 Haziran seçimlerinde barajı yıkıp geçtiğinde de şuan içinde olduğumuz topyekün savaşla cezalandırılmaya, sahne dışına atılmaya çalışıldı.

HDP tam da bu egemenleşmişler ve ötekileştirilmişler ayrımının ortadan kalkması, geçmişle hakkaniyetli bir şekilde yüzleşilebilmesi, hakikatlerin ortaya çıkması, herkesin gerçekten özgür ve eşit yaşayabildiği başka bir dünya yaratmak için kuruldu, yola koyuldu. Bu yolda da epey umut ve heyecan yarattı. 7 Haziran sonuçları bunun açık bir işaretiydi. Bu işaret elbette, egemenleşmişlerin çıkarlarına uymuyordu. Eğer 7 Haziran seçimlerinde HDP barajı aşıp 80 milletvekili çıkarmasaydı bu saldırıların hiç biri olmayacaktı. 1 Kasım’da HDP baraj altında kalsa, saldırılar belki kısmen duracaktı. Bu savaş sürecinde, tam da Faysal Sarıyıldız’ın şahsında gördüğümüz pratik gelişmezse, Selahattin Demirtaş’ın beraberindeki birçok kadın ve erkek siyasetçiyle giriştiği saldırıları kırmaya yönelik geniş diplomasi atağı yapılmazsa "dokunulmazlıklar” gündeme bile gelmeyecekti. Egemenleşmişlerin bloku şimdi tekrar bir araya gelmiş, geçmişte ne yaptıysa aynısını tekrarlamak için vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırıyor. Dokunulmazlıkların kaldırılması yeni saldırıların, yeni vahşetlerin, yeni ağır bedellerin habercisi. Egemenleşmişler de ötekileştirilmişler de bunu biliyor.

Ama hem uzak hem yakın tarihin gösterdiği şu: korkunun ecele faydası yok. Nasıl ki ötekileştirilmişlerin mücadelesi bütün engellemelere, büyük bedellere ve kısıtlamalara rağmen zaman zaman kesintiye uğrasa da gürleşerek, güçlenerek yeniden dönüş yaptıysa bu sefer de yapacaktır.