ZABEL MİRKAN

Bugün İspanya’da yaklaşık 6 milyon işsiz var. Bunlardan 1,5 milyon kadarı Endülüslü kadın ve erkekler; 1 milyon 700 binden fazlası ise 30 yaşından küçük. Bu veriler, bugünkü ekonomik krizi, 1930’lu yıllardaki ‘Büyük Buhran’dan bu yana gördüğümüz en ağır kriz olarak tanımlamamıza neden oluyor. Yurttaşlarına iş sağlamaktan bile aciz ekonomik bir sistemin, kapitalizmin krizi.

Sevilla’da bir köy: Marinaleda. Marinaleda bir köyden çok daha fazlası, bir siyasal örnek. “Başka bir dünya mümkün”ün somut bir örneği. Sevilla bölgesindeki bu köy, bireyciliği ve bütün müşterek kaynakların özelleştirilmesini teşvik eden liberal uygulamaların hiçbir alternatifi olmadığı iddiasının çürütüldüğüne dair en somut örneklerden biri. Üstelik söz konusu olan kuramsal ya da soyut bir iddia değil, yurttaşların her gün bilinçleriyle yoğurdukları son derece elle tutulur ve pratik bir teyit. Bu köyde toplumsal kalkışmanın, seferberliğin gücü dikkate alındığında açıklanabilecek -işgaller, konut programları ya da komüniter üretim faaliyetlerinin örgütlenmesi gibi- süreçlerin işlendiğini görmemiz mümkün.

Ekmek verin bize, gül de…

Marinale’da insanlara şunu da öğretmiş: Ekonomiyi düşünmenin başka bir yolu muhakkak vardır. Toplumun açgözlü piyasa karşısında boyun eğmemesi mümkün. Bu açıdan, kitabın yazarı Hancox bize bu kitapta şair Oppenheim’ın şu dizelerini hatırlatmayı ihmal etmiyor: “Bedenlerle birlikte açlıktan ölüyor yürekler de; ekmek verin bize, fakat gül de!”

Marinaleda’nın ilk dönemi ütopya yaratma mücadelelerinin başlangıcına, 1970’lere tekabül ediyor. O dönemde hayli yüksek bir işsizlik oranı var. Köyde işsizlik yüzde 60’ın üzerinde; tarım topluluğu ama toprakları yok, insanların üst üste günlerce aç kaldığı oluyor; İspanya tarihinin, faşist diktatör Franco’nun ölümüye belirsizliğe gömüldüğü dönem bu. Marinaleda’nın ikinci dönemi ise zaferle taçlanan otuz yıllık bir dönemi kapsıyor. General Francisco Franco, İspanya İç Savaşı’ndaki vahşi zaferinden otuz altı yıl sonra 1975’te nihayet öldüğünde, geride harabe bir Endülüs bırakmıştı. İspanya faşizmden liberal demokrasiye yavaş ve dikkatli bir geçiş sürecine başlarken, Marinaleda halkı da bir siyasi parti ve sendika oluşturmuş, toprak ve özgürlük için mücadeleye başlamıştı. On yıldan fazla süren aralıksız bir mücadele süreci takip etmiş bu başlangıcı: Havaalanlarını, tren istasyonlarını, hükümet binalarını, çiftlikleri ve sarayları işgal ettiler, açlık grevine gittiler, yolları kapattılar, dövüldüler, tutuklandılar, sayısız eylem yapmışlar. Ve 1991’de de galip gelmişler. Hükümet, Infantado Dükü’ne ait bin 200 hektarlık bir araziyi onlara vermek zorunda kalmış.

Başkaldıran insanın anavatanı

Albert Camus, bir zamanlar İspanya için “Başkaldıran insanın anavatanı, en büyük başyapıtların imkânsıza karşı haykırışlar olduğu yer” demişti. Marinaleda, adaletsizliğe ve eşitsizliğe başkaldırısıyla tam da Camus’un söz ettiği türden bir başyapıt: Barış yolunda süregiden bir ütopya.

Dan Hancox  / Dünyaya Kafa Tutan Köy /  Metis Yayınları 2016