Amerika’nın Massachusetts eyaletinde 1912 Ocak’ında başlayan bir grevde kadın dokuma işçileri şöyle haykırıyorlardı: Ekmek istiyoruz, gül de! Kadın işçiler bu sloganla, sadece karınlarını doyurmak istemediklerini, hayatı tüm güzellikleriyle birlikte yaşamak istediklerini duyuruyorlardı.
Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi de buradan şekillendi.
İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.
BM’nin bu yılki Dünya Kadınlar Günü teması “Söz sözdür: Şimdi kadına şiddete son verme zamanı.” Sloganıyla belirlendi.
Konu kadınlar olunca tema konusunda bir sıkıntı yaşanmaz. Taciz, tecavüz, tehdit, şiddet, ayırımcılık, sömürü ve hatta cinayete kadar birçok şeyi toplumsal bir boyutta konu başlığı yapmak mümkün ne yazık ki.
Uluslararası Kadın İttifakı (IWA, International Women’s Alliance), 8 Mart’ta kadınları kapitalist krizlere, militarizasyona ve savaşa karşı ayaklanmaya çağırdı. IWA’nın açıklamasında tüm dünyada yaşamları için mücadele veren, göç etmek zorunda bırakılan kadınlara, etnik ayrımcılığa uğrayanlara dikkat çekilirken, Arap ayaklanmalarında ihanete uğrayan, taciz ve tecavüz edilen kadınlardan ve Paris’te öldürülen üç Kürt kadın siyasetçiden de bahsedildi.
***
Erkek egemen toplumlarda yüzyıllardır zapturapt altına alınan kadınlar artık yöntemsiz ve çaresiz değiliz diyerek ‘kader’lerini değiştirmeye çalışıyorlar. Tarih boyunca büyük bir dirençle karşılaştılar. Ağır bedeller ödediler. Şimdi bu süreçte dağarcıklarına barışı da eklediler. Ekmek istiyorlar, gül de barış da.
Son birkaç yıldır örgütlü kadınların sesleri daha da gürleşiyor, içeriğine, tarihsel anlamına uygun ve günümüz gerçekliğini de kapsayan bir yapıya dönüşüyor. Özellikle bölgede her şeye rağmen savaşa, şiddete ve sömürüye karşı direnen kadınlar var ve giderek safları sıklaştırıyorlar. Bugün Kürt coğrafyasında, tüm direniş alanlarında kadınlar vardır.
***
Ortaya çıkan veriler, erkek şiddetinin sadece hastalıklı ya da cahil kafaların ürünü olmadığı gibi herhangi bir ırka, etnik bölgeye, meslek ya da yaş grubuna özgü olmadığını da açıkça gösteriyor. Yani, her kadın katliamı erkeğin ve erkek devletinin izleriyle dolu. Bölge ya da şehir çok fark etmiyor. Her yerde ve her birimde erkek erki ve vahşeti aynı.
Her birimizin kendiyle yüzleşmesi gerekiyor. Düzeni, sistemi değiştirmeye çalışıyoruz, ama kendimiz değişmiyoruz, değişmeye çalışmıyoruz. Olmayanları tenzih ederek söylüyorum. Kadın - erkek söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmıyoruz ama söylemlerimizdeki argümanları, eşimize, kardeşimize ya da sevgilimize uygulamıyoruz. Sokakta, dernekte, partide demokratız; ama evlerimizde birer despotuz.
Erkeklerin kadınlara destek olma anlayışı genellikle ‘akıl verme’ ve ‘kadınlara göz kulak olma’ sınırlarında dolaşıyor hala.
***
Kadın mücadelesini ciddiye alanlar binlerce yıllık erkek egemen kültürün tüm kurumları ve değer yargılarıyla cebelleşmek ve hesaplaşmak durumundadır. Kadınlar da cellatlarına, yani erkeklere özenerek değil, kendi özellikleri, kendi koku ve renkleriyle mücadele ettiklerinde anlamlı olacaktır.
Evet. Her yıl 8 Mart’larda kadınlar için çok güzel cümleler kurulur, iyi dileklerde bulunulur. Ancak birçoğu lafta kalır. Aslolan kadınların kendi hayatlarına sahip çıkmaları gerektiğidir. Meselenin çözümü kadınların özgüven ve cesaretle birlikte ve bu hayatta yalnız olmadıklarının bilincinde kendi hayatlarının birer özneleri olmayı kabul etmeleriyle başlayacaktır.
Gününüz kutlu olsun... Bu uğurda kavgam var diyenlere selam olsun.
Ekmek istiyorlar gül de, barış da
Yarın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü... Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında değişik kesimlerden kadınlar 1 Mart’tan beridir sokaklardalar.