Günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlası artık kentlerde yaşıyor. Nüfusun kentlerde yoğunlaşması ve rant kavgaları, kentleri keskin kutuplaşmaların alanı haline getiriyor. Neoliberalizm kentleri azgın, vahşi çıkarları için yeniden dizayn ederken, kentleri rant alanı olarak görmekte bu politikalar ise, yersizleştirilen-yurtsuzlaştırılan kitlelerin sayısını her geçen gün daha da arttırmaktadır. Artan neoliberal saldırılara karşı bu kez kentlerde yeni mücadele biçimleri, alternatif hareketler ve hayat biçimleri doğmaktadır. Gazetemizin yazarı Metin Yeğin, Merve T. Tanok’la birlikle hazırladıkları “Kent Reformu ve Yeni Gecekondu Hareketi’’ adlı Notabene yayınlarında çıkan kitaplarında mekan, kimlik, ekoloji hareketleriyle, kentlerdeki neoliberal politikaları inceliyorlar.  Metin Yeğin’le mekan isyanını, kentsel dönüşümü, kent reformunun hangi ihtiyaçtan doğduğunu, yeni gecekondu hareketini ve bu hareketin başka bir demokrasiyi örgütleme gücünü, eko-kent alternatifini ve kitapta yer alan ‘Kendi evini kendin yap kılavuzu’nu  konuştuk.


‘Dünyada bundan sonraki isyanların mekan, kimlik ve ekoloji üçgeninde döneceğini söylüyorsunuz’, neden mekan isyanı?

 Mekan isyanı, özellikle Gezi ve aynı zamanda başlayan hala devam eden Brezilya isyanıyla da kendini gösterdi. Ardından Hamburg, Barcelona... Egemenler zaten artık kent savaşlarına hazırlanıyor. Almanya devletinin güvenlik güçleri; yapma kent inşa edip, hatta Afganistanlı mültecilere burada isyancı rolü verip tatbikatlar yapıyor. Sizin daha yakından bildiğiniz Hamburg’a müdahale bunun bir provasıydı bence. Çünkü Kapitalizmin son 20 yıldır yaptığı sadece mekanı ve doğayı talan etmek...
 
Yeni kitabınız “Kent Reformu ve Yeni Gecekondu Hareketi’’nde  neoliberal kent inşasının ve bunun tezahürü olan ‘kentsel dönüşüm’ün, günümüzde kapitalizmin temel dinamiği haline geldiğini söylüyorsunuz. Neoliberalizmin ‘kentsel dönüşüm’ ihtiyacı nereden kaynaklanıyor?

Evet tam söylediğim de bu zaten. Neoliberal kapitalizm dünyanın her yerinde sadece yeni kent üretiyor. Başka bir üretimi neredeyse yok. Yeni kent inşası ve bu kent için otobanlar, yollar ve de bu inşaya, kente gerekli enerjiyi sağlamak için doğanın talanı. Diğer önemli noktası da yeni kenti, yeni kent inşa etmek için, ‘kendisi’ için inşa ediyor. Kabaca İstanbul üzerinden anlatmak istersek mesela 1. Köprüyü otomotiv sanayi için, 2. Köprüyü meta akışını hızlandırmak için inşa etmişti ama 3.köprüyü ‘Kendisi’ için, inşa etmek için inşa ediyor. Yani hiç kimse geçmese de, yeni yapılan kent kimseye satılamasa da onu inşa etmek zorunda. Bankaların verdikleri kredilere bakın, hep AVM’ler, havaalanları, otobanlar, köprüler, binalar, barajlar için veriliyor. Yani finans kapital elindeki parayı satmak zorunda, inşaat tekelleri daha büyük binalar yapmak zorunda. Kapitalizm irrasyoneldir. Bu kadar şeyi kim satın alabilecek diye düşünmez. ABD moorgate krizinin nedeni de buydu. Yani ‘Yeni Kent inşası‘ kapitalizmin temel dinamiği halinde. Bunun manası aynı zamanda bizim mekanlarımızdan dışarı atılmamız demek. Sadece yoksullar değil, orta sınıf hatta kitapta Brezilya da olanları anlattığımız gibi, üst sınıfların bile yıllardır yaşadığı yerlerden dışarı atılması demektir. Bu nedenle kimlik de mekanla birlikte isyanın ana eksenine dahildir. Yaşadığınız yerlerden dışarı atılmak, sürgüne gönderilmek her yerde bir ‘Yersiz-yurtsuzlaştırma’ dır. Son barajların, HES’lerin, otoyolların yarattıkları yakılan köylerden daha çok insanı kent varoşlarına sürüklüyor. Yani Kürt Özgürlük hareketinin kimlik ile ekoloji mücadelesinin bağlantısı bir çoklarının zannettiği gibi tesadüfi değildir. Tam aksine kimlik ve ekoloji ilişkisini yıllar önceden seziştir. MEB’in 80 yıldır yapamadığı asimilasyonu bu gerçekleştirebilir. Mesela Colemêrg Kürtçesi’nde, kar yağışının bir çok farklı adı vardır. Oradaki insanlar Mersin’e göç edecek olsa o kelimeler kalmaz. İstediğiniz kadar üniversiteler de kürsüler açın, toprağından kopmuş bir dil, kültür yaşayamaz. Bu yüzden ilk sorunuza dönersek, Neoliberal kent inşasıyla ‘yersizleştirilen-yurtsuzlaştırılan’ bir dünyada, isyan mekan, kimlik ve ekoloji ekseni üzerinden yürüyecektir ve yürüyor.
 
Neoliberalizmin ‘kentsel dönüşüm’ ile kendini yeniden üretirken mağdurların durumu nasıl? Mağdurların, neoliberalizmin yoğun saldırıları karşısındaki duruşları nasıl? ‘Kent reformu’ hangi ihtiyacın ürünü?

Bunun mağdurları yani herkesin durumu durulmuş gibi görünse de aslında halihazırda bir isyan halidir. Biz ise buna karşı aslında kentin yıkılmasını savunuyoruz. ‘Kent’ ilk başından beri feodal beylerin şatosunun kıyısında ve ona yakınlığı ile doğdu. Yani bir iktidar ve temerküz merkezi olarak ortaya çıktı. Biz bu iktidarı yıkmayı, temerküzü dağıtmayı istiyoruz aslında. Yani ‘Kent’i yıkmadan ‘Kapitalizm’i yıkamazsınız, diyoruz. Ama buna gücümüz yetmediği için bugün ‘Kent Reformu’nu savunuyoruz. ‘Kent Reformu’nu , Toprak Reformu gibi düşünebilirsiniz. Gerçek bir ‘Toprak Reform’unda nasıl ki topraksızlara toprak veriyorsanız, ama sadece bununla kalmayıp onunla bilgiyi de paylaşmak, üretmek için kredi açmak zorundasınızdır. Aynı ‘Kent Reformu’nda da evsizlere kent topraklarını dağıtmayı ve birlikte evler inşa etmeyi, radikal inşaat tekellerine ihtiyaç duymadan evlerimizi inşa etmeyi savunuyoruz. Yani Kent topraklarının demokratize edilmesini. ‘Kentsel Dönüşüm’e karşı tek çözüm ‘Kent Reformu’, kent topraklarının demokratize edilmesi, yani yeni bir gecekondu hareketidir. Yoksa hiç bir kenti finans tekelden, radikal inşaat tekellerinden, temerküzünden kurtaramazsınız. Bunun mağduru yani hepimizin buna karşı direnişi bütünüyle bir kimlik, yani yaşama biçimi mücadelesidir.
 
’Kent reformu’ ve ‘Yeni gecekondu hareketi’ sadece yoksullara yaşam alanı projesi mi? Bu hareketle başka demokrasi örgütlenebilir mi?

 Kesinlikle bir demokrasi örgütlenmesidir. Tersinden söylersek siz TOKİ konutlarında bir demokrasi örgütleyemezsiniz. TOKİ konutlarında yani F tipi hapishane tecrit konutlarında insanların ilişkisi olmadığı bir yerde nasıl bir demokrasi olabilir? Bu binalarda en fazla ilişki asansörlerde sahte ‘iyi günler’ dilekleridir. Siz hiç kavgasız biten bir apartman yönetim toplantısı gördünüz mü? ‘Yeni Gecekondu’ sadece toprağı vermek demek değildir. 35-40 kişinin gruplar halinde bir araya gelerek kendi evlerini inşa etmesidir. Demokratik bir mimaridir. Bu evlerin inşası sırasında sadece ev değil söz ve karar hakkıyla yeni bir demokrasi inşa edilir. Aynı zamanda yoksullar ideoloji üzerinden örgütlenmez. İhtiyaç üzerinden örgütlenir. O zaman baktığımızda Türkiye’de en fazla erkek mülkiyeti % 96 ile Hakkari’dir. İkinci %93 ile Siirt, 3. Mardin’dir. O zaman bölge de en fazla ihtiyacı olan, evsizler, kadınlardır. Bu yüzden Kürt Özgürlük Hareketinin cinsiyet özgürlükçü paradigmasını gerçekleştirmeli, Kent Reformu ile kent topraklarını kadınlara dağıtmalı, kent topraklarını demokratize etmelidir, diyoruz. Bir ev toprağı mülkiyet değildir, haktır ama velev ki mülkiyet olsun insanlar hep kocalarının, babalarının evlerinde mi oturacak biraz da kadınların, annelerin evinde otursunlar. Öyle değil mi? Düşünsenize çok değil mesela 10.000 kadının, Kent Reformuna katılması Ortadoğu için nasıl bir demokrasi örgütlenmesidir!
 
Kapitalist kent anlayışına karşı Eko-Kent Alternatifi hakkında bilgi verebilir misiniz? Barınma hakkı ile gecekondu hareketi arasında nasıl bir bağ var?
Biz kitapta dünyanın her yerinde ki katıldığımız, yaşadığımız örnekler üzerinden radikal bir kent eleştirisi yapmakla yetinmek istemedik. Aynı zamanda başka bir biçimde öneriyoruz, iddia ediyoruz. Öncelikle bizi ikna ettikleri gibi çok katlı binalara ihtiyacımız yok. Türkiye’nin bir ucundan ucuna, sadece 27 km. uzunluğunda bir şeride ev yaparsanız bütün Türkiye’nin bahçe içinde tek katlı evi olur. Bunu hesaplamanız için mimar, mühendis olmaya da gerek yok. Basit bir dikdörtgen hesabı, çarpın ikisini, 4 kişiye bir ev düşecek bir şekilde bölün her ev başına 2000 metrekareden daha fazla yer düştüğünü şaşkınlıkla göreceksiniz. Sadece 27 km’lik bir şerit için diyorum ve Türkiye’nin genişliği 300 km’den fazladır. Bu yüzden Eko-Kent. Aslında kent olmayan yani temerküz merkezi olmayan bir alternatiftir. Zenginlerin sadece isimlerini kullandığı bir eko-kent değil, gerçekten kolektif olarak, karar ve inşa anlamında ortaklaşa inşa edilen Eko-Kent yaşanabilir dünyanın tek alternatifidir. ‘Yeni Gecekondu Hareketi’ kapitalist kent anlayışına, kapitalist moderniteye karşı demokratik bir kenti inşa, demokratik modernitenin bir inşa biçimidir.
Burada gecekondu sözünü orta sınıfın tüylerini diken diken etmek için kullanıyoruz. Dünyanın hiç bir yerinde barınma hakkı toplu, yüksek konutlarla sağlanamadı. İnsanlar iktidarların her türlü engellemelerine karşı inşa ettikleri gecekondularda yaşıyorlar. Dünyanın dörtte üçü kendi yaptığı konutlarda yaşıyor. Bir de siz bunun birlikte örgütlendiği, desteklendiği ‘Yeni Gecekondu’yu düşünsenize? Söz, karar ve inşa biçimiyle demokratik bir kent. Yeni bir yaşamın kimliğinin de inşa edilmesidir, parçasıdır. 
 
Kitabınızın son bölümünde ‘kendi evini kendin yap’ kılavuzu yer alıyor, bununla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Biz sadece teorik olarak radikal bir kent eleştirisi ve yine teorik olarak bir alternatif önermenin, iddia etmenin yanında ‘Kendi Evini Kendi Yap Kılavuzu’ ile pratiği de anlatmak istedik. Teori ve pratiğin iç içe olduğu bir kitap bu. Bu yüzden iki kapaklı zaten. Arkasından doğru baktığınızda çizimlerle evinizi nasıl yapabileceğinizi anlatmak istedik. Herkes kendi evini yapabilir. Kerpiç-Alker yöntemini ve bizim geliştirdiğimiz YeşilHorasan duvar yöntemiyle, çok çok ucuz ve hiç bir uzmana ihtiyacınız olmadan, hele hele radikal inşaat tekellerine ihtiyacınız olmadan şu anda oturduğunuz evlerin çoğundan daha sağlam ve neredeyse hepsinden daha sağlıklı evler, kendi istediğiniz gibi ekolojik evler inşa edebilirsiniz. Bu kitabı sadece okunması için değil, bir inşanın parçası olsun diye yazdık. Bu yüzden bu kitabın yeni bir kentin, ya da en azından yeni evinizin ilk yapı tuğlası olmasını diliyoruz.
 



ERDOÐAN YENER