Bazen şaşkınlıkla, bazen öfkey, bazen acımayla karışık Kürt ve Kürdistan gündemini takip etmeye çalışıyorum. O derece akıl dışı, metafizik söyleme, argümana denk geliyorum ki artık anlamsız, soğuk bir metal parçasıyla karsılaşıyormuşum gibi bir his oluşuyor. Kürdistan kentleri, kasabaları, köyleri modern dönem Türk kapitalizmiyle (Kemalist paradigma) inşa edilmişlerdir. Bu gerçeği hepimiz adımız gibi biliyoruz. Herhangi bir Kürt kentinin tüm mimari yapısı, fiziki çevre planları, altyapı hizmeti Türk devlet kapitalizminin akılsızlığı ile bugünkü şeklini almıştır. Biz bunların ne kadar çirkin olduklarını biliyoruz. Bir defa herhangi bir kasabanın en verimli, en şahane natürel yerleri askeri karargahlar ve polis karakollarına tahsis edilmiş. Devasa gri binalarla asimilasyonun en mühim araçları olan yatılı okullar da işin tuzu biberi. 1960 sonrası Kürdistan’daki barajlar, maden şantiyeleri, hemen hemen her yüksek tepeye kurulan karakollar, en verimli vadi girişlerine inşa edilen güvenlik binaları hem Türk devletinin Kürdistan’daki askeri, politik, iktisadi varlığının bir sonucu hem de Türk devletinin Kürdistan’ı zevksizleştirip insansızlaştırması gibi Türklük alter egosunun bir yansıması. Zira Orhun Abidelerinde Cinliler ve benzer düşmanlarla savaşta Türkler, düşmanlarının tapınaklarını bozma, geçim alanlarını yok etme, yerleşim birimlerini pisletme gibi eylemleri övünerek anlatırlar. 


Türk kapitalizmi doğa talanına dayanıyor 

1984 Kürdistan savaşından sonra da ormanlarımızı yakma, köylerimizi boşaltma, bahçelerimizi tarumar etme, mezralarımızı yaşanmaz kılma, vadilerimizi sadece enerji sektörünün hizmetine verip buradan elde ettikleri gelirlerle silah satın alma gibi acımasız uygulamalarla karşı karşıyayız. Türk kapitalizminin Kürdistan’da var olma biçiminin bir yönü de doğa ve canlı yaşamını diğer sömürge biçimlerinden daha çok tahrip eden bir biçime bürünmesidir. Türk metropollerinden ya da daha dışarıdan ithal ettiği elmayı, armudu, peyniri, eti, sütü, yoğurdu Kürt köylüsü ve şehirlisine satarken bazı aracı sınıflardan yararlanır. Daha çok geçmişte toprak ağalığından şehirli sonradan görmeye dümeni kırmış kesimlerle, Türk siyasal sistemi sayesinde devletin iktisadi birimleriyle hemhal olmuş işbirlikçi kesimler, Kürdistani üretimi de düşürerek bölgedeki doğal gelişimi olumsuz etkilemektedir. Bu yazının konusu niceliksel veriler değil ama benim bildiğim sadece Dersim’de Türk devletinin varlığının bir sonucu olarak çürüyen, kuruyan, bir işe yaramaz hale getirilen onbinlerce ceviz, elma, armut, şakok, muri, sezik, ruxok (son dördünün Türkçesini bilmiyorum) ağacı var. Diyarbakır, Hakkari, Şırnak daha nice alanı düşünemiyorum. 

Mesela özgür Kürdistan’da üretici güçler devlet desteği ya da yabancı yatırımlar aracılığıyla doğrudan yerel ve evrensel pazarlarda kendi ürünlerini sergileyebilecekken bunun hiçbir koşulu şimdilik yok. Tümden Türk merkezi devleti ve onun garip, ucube sermayesinin belirlediği planlamalarla bu işler yürütülüyor. Bunların güvenliğini de asker ve polis alıyor. Ticari sıkıntılarda Kürt yurttaşla iş yapan kurum arasındaki sorunu  daha çok sömürgeci mahkemeler güçlü iktisadın tarafını tutarak çözüyor. Sadece askeri karakolların işgal ettiği fiziki alan bile bir devlet bütçesinin bir yönünü karşılayacak nitelikte üretim potansiyeli taşıyor. Dersim’de Munzur Nehri boyunca kurulan karakollardan bunu anlamak mümkün. Ve bu karakolların gasp ettiği alanlar mahkeme dışıdır, varlıkları yasalarca tartışılamıyor. Bunları sadece böyle belirtmek yetmiyor. 


Kürdistan’ın eko sistemi vatanseverliğe dahil mi?

İşte Kürdistan ekolojisini böyle vahşi yöntemlerle ezen bir sisteme karşı elbette PKK ve onun liderlik bileşenleri felsefi, siyasi, ikna edici tespitler yapmak zorundalar. Elbette bir ekoloji sorunu var ve bunun karsısında ekolojik sistemi tüm bir Kürdistan halklarına mal ederek onun sahiplenilmesini isteyecekler ve buna da demokratik ekolojik sistem diyecekler. 

Şimdiye kadar ikide bir, ‘’Demokratik ekoloji de ne’’ diyen, tüm sermayesini Kürdistan’daki sömürü biçiminden alıp Kürt hareketine düşman olan beşinci sınıf Türk milliyetçiliği taklidi zavallılar umarım vatan nedir, vatan neyi temsil eder sorularını da yeniden cevaplamak durumunda kalırlar. Zira özgür Kürdistanlı köylülerin, tüccarların, sermayesinin, yoksullarının üretim-tüketim imkanlarını, mesleklerin ifası olarak kendi dilleri ve yasalarınca yaşadıkları yerlere, topraklara vatan deniyor. Bu temelden yoksun tüm Kürt milliyetçileri, vatanseverlik düşmanıdır. 

Güney Kürdistan’ı parsel parsel Türkiye ve İran’ın en görgüsüz en korsan sermaye gruplarına açanların da vatana karşı sorumlulukları vardır. Neticesi bugün için faydalı olabilir bazı işlerin ama uzun vadede diğer parçaları yeni bir boyunduruğa mahkum etmedir. Eşme ruhu dedikleri bir türbe alanıdır. Ama Zaxo-Duhok-Hewlêr-Süleymaniye ruhu türbelik alan değil, kanlı canlı Kürdistanlıların toprağını, dinamik yaşamlarını düşmana ipotek ettirmedir. Buradan yabancı sermaye düşmanlığı yaptığım anlaşılmasın. Aksine bunu önemsiyorum ama bu sermaye, ‘’En iyi Kürt ölü Kürt’tür’’ diyen çakalların ağzındaki Kürt kanı değildir. Menfi etkileşimle Kürdistan doğasına, onun içinde barınan insana, canlı yaşama saygılı burjuvazinin uygarlaştırıcı niteliklerine sahip aracı ve yabancı sermaye yanlısı olmak vatanseverlik gerektirir. 

Kısaca, içi boş hamasetle, üç beş ezberle sürekli PKK ve onun dönemsel stratejik ustalarına saldıran Türk taklidi, ezber milliyetçiliği terk etmenin zamanı gelmedi mi sizce? Siz nasıl bir Kürdistan tasavvur ediyorsunuz? Suyunun, toprağının en az düzeyde kirletildiği, yeşilinin altın diye muamele gördüğü, mimarisinin iktidarın sermayesi haline gelmediği, her bir vadisindeki en küçük bir canlı yaşamın bile Kürdistanlılara nefes aldırtması hesabının yapıldığı Kürdistan mı; yoksa yıkık, virane, üç beş çakalın rahat etsinler diye orman yaktığı bir Kürdistan mı? Petrolü en azami karla işletme ve satma şirketleriyle işbirliği halinde bir milli servet haline mi getirmek istiyorsunuz; yoksa Türkiye’nin kanunsuz, korsan bir iki şirketiyle bölgesel güçlü Türkiye yaratma arzunuzu engelleyecek diye mi PKK ve onun bileşenlerine 24 saat internet köşelerinde saldırıyorsunuz? Çok merak ediyorum. Biyolojik çeşitliliğe, çevre hukukuna, çevre kirliliği kontrolüne, doğal yaşamın ve varlıklarının korunmasına, eko turizme Kürdistan’da ihtiyaç varsa demokratik ekolojik paradigma hava gibi, su gibi ekmek gibi zaruridir. Bunlara ihtiyaç olmadığını düşünüyorsanız bence Kürdistan’ı yeniden düşmanlarının yöntemleriyle tahrip etmekten başka derdiniz yok. İki sembol, şekil bilgisizliğinizle de bunu perdeleyemezsiniz.