Eğer barış süreci devam edecekse -ya da tersinden söylemek gerekirse barış sürecinin devam etmesi için- kenara çekilip oturmanın hiç zamanı değil. Her ne kadar hükümet tarafından reddedilen ve gerçekte de ayak diretilen müzakere, ancak bu seyirden vazgeçilerek, doğrudan oyuna dahil olunarak sürdürülebilir. Barış; eşit, özgür ve adil bir barışın inşası bugün, hemen, hızlı bir şekilde başka bir şekillerde de örgütlenmeyi zorunlu kılıyor.

Hem Kolombiya’da, hem burada bakir topraklar burjuvazinin ağzını sulandırıyor. Onlara göre barış, yeni barajlar, HES’ler inşa edilebilecek coşkulu nehirler, altın, gümüş, krom ve her şey madenleri, henüz yakmaya fırsat bulamadıkları ormanlar, ilaç endüstrisinin temel hammaddeleri olan otlar, böcekler yani talan edilebilecek her şey manasına geliyor. Geride kalan küçük ve hatta büyük çiftçiyi GDO’lu mısır, soya, Kanola vb üretimi ile topraklarından kent varoşuna süpürmek, toprağın her şeyini bir çırpıda almak için öldürmek ya da kapitalistleştirilmiş, piyasalaştırılmış organik tarım ile zenginler için ayrıcalıklı sağlık üretmek, dahası dünyanın en kirli sanayisi turizme yeni bir soluk aldıracak havası ve hatta kültürü, insanı yani satabileceği her şeyi, tabi ki ağacın gölgesini bile, gerilladan kurtarır kurtarmaz! el koymak, gasp etmek ve satmak ve yeniden satmak istiyor.
Bu durumda artık daha açık söylemek gerekir ki iki şey yapılabilir. Ya işbirlikçi Kürt burjuvazisi ile birlikte yatırım çığlıkları atmak ya da Ekoloji kooperatifleri örgütlemek. Bunun ilk bölümünü burjuvazi son günlerde gayet güzel gerçekleştiriyor. Her gün Şark-Kürt köşesini ziyaret eden garp burjuvazisinin mutlu, mesut ve bahtiyar fotoğraflarıyla dolu talan turlarında, evde Şark köşesine koymak için bir, iki puşi ve belki cesurca kaçak tütün satın alanların, yöresel mutfaklarda ciğerlerini yerken milyon dolar yatırım sözleriyle dolu gazete haberleri görüyoruz. Tarihin en büyük isyanlarından biri yaşanırken, tarihin en çekişmeli Sanayi ve Ticaret Odası seçimleri tartışmalarıyla geçen toplantılar söylediklerimin ilk bölümünün ne kadar önemli olduğunu göstermiyor mu?
Her neyse burjuvazi ne yaparsa yapsın onlara pek gücüm yetmiyor. Allahlarından bulsunlar, halklarından bulsunlar… Ben Ekoloji Kooperatiflerinden söz etmek istiyorum artık. Ekoloji Kooperatifleri, EK’ler, bir ‘ideolojik’ örgütlenme değildir. Esas olarak yatay bir ‘ekonomik çıkar’ örgütlenmesidir. Çok basit olarak mesela Hakkari’de bir köylü, bal üreticisi mesela balını tüccara 10 liraya satıyorsa Ekoloji Kooperatifi aracılığı ile 15 liraya daha yüksek fiyattan, doğrudan kentteki tüketiciye satabilecek, kentteki tüketici de balı 20 liraya Carrefour’dan, Migros’tan alacağına Ekoloji Kooperatiflerinden daha düşük fiyata 15 liraya satın alabilecektir.  
Ekoloji Kooperatifleri mesela eko-turizmi doğrudan kendileri gerçekleştirmelidir. Bu dağ, yayla, göl ve nehirlerin hızlı bir şekilde turizm tekelleri ve işbirlikçileri tarafından talan edilmesini, yok edilmesini durdurabilecek tek biçimdir. Her köy Ekoloji Kooperatifi gelecek olanların konaklayacak yerlerini, rotalarını, fiyatlarını belirlerken öte yandan o güne kadar birçok şeyini paylaşmış halkın her şeyini satan bir rekabete dönüşecek, sokaklarda bütün gün turist avlayan ayakçılar durumundan kurtaracaktır. Birlikte, dönüşümlü, patronsuz çalışma ve sınırlı ziyaretçi turizmi bir sektör değil hele hele bir hizmet durumundan kolektif bir kültür paylaşımına dönüştürebilecektir.
Ekoloji Kooperatifleri aynı zamanda ideolojiktir. Ekolojik demokrasiyi inşa eder. Mesela bal alımı alış satışı sadece her iki taraf içinde karlı bir alışveriş değildir. Bu aynı zamanda bir ilişki biçimidir. Onu doğrudan İstanbul’da satın alan kişi, artık ‘tüketici’ değil, mesela orada inşa edilmek istenen baraja  kendisinin bir parçası olduğu bu ilişki nedeniyle doğrudan karşı çıkan birisi durumundadır. EK alışverişi daha geliştiğinde içinde takası, para dışındaki karşılık biçimlerini, dayanışmayı, tabii ki her şeyde birlikte karar vermeyi, rüşvetli belgeler yerine ‘ayıp olmayı’ savunan antikapitalist bir ilişkiler toplamıdır.
Bütün bunlar bir toplum mühendisliği değil tam tersi aşağıdan, bir yatay örgütlenme önerisidir ve neden mesela Hakkari’de ya da her yerde Ekoloji Kooperatifleri örgütlemiyoruz?