Demokratik Özerklik sadece idari bir biçim midir? Yani sistemin kurumsal(!) organlarını alıp çevirip içine biraz ya da çok fazla 'katılım’ kattığınızda 'Demokratik Özerk’ olunur mu?

'Sistem’ sanıldığının aksine en büyük gücünü silahlı kuvvetlerinden, yargılama tekelinden ya da ekonomik hegomonyasından almaz. En büyük etkisi 'sistem’ olmasındandır. Yani radikal-devrimci bir değişim olmadığı sürece kelimenin tam anlamıyla 'hacıyatmaz’ gibidir. (Artık bu oyuncaktan pek kalmadığı için, belki açıklamak gerekir; ne kadar iterseniz itin 'hacıyatmaz’ sadece şöyle bir yelkinip ayağa kalkan obez, lanet olası bir oyuncaktır. Yani bir türlü yatmaz, hacı.) Sistem de yuvarlanır, yere yapışır gibi olur ama bedeninde ki en ağır kısmın etkisiyle tekrar doğrulur ve suratındaki o aptal sırıtışla karşınıza dikilir. Burada ilk bakışta zayıf tarafı olarak algılanan, itince yere yuvarlanış aslında en güçlü yanıdır, onun kırılmasını engeller.
Demokratik Özerklik sadece idari-yönetsel bir yeni kurum olarak yorumlandığında kendi çıkmazını içinde taşır ve zaten bu yüzden, sadece 'Özerklik’ değil 'Demokratik Özerkliktir.’ Komik ama sadece burası için kullanıldığında tam yerinde olan bir deyimle, 'Demokratik Özerklik’ bölünmez bir bütündür. Bu iş sadece bununla da kalmaz. Eğer Demokratik Özerkliği 'idari-yönetsel bir karar almalar mekanizması’ olarak yorumlarsanız da yine bir şey değişmeyecektir. Kendi parti örgütlerinizin adını değiştirip, mahalle komiteleri derseniz, zaten doğallığında var olan köy topluluklarına 'komün’ adı verirseniz de sadece isimleri değiştirilmiş, parti teşkilatları karşınıza çıkmış olacaktır. Belki bu değişikliklerin ilk bir kaç toplantısına daha fazla katılım sağlanabilir ya da kenarda duran insanlar dahil olabilir ama hemen ardından yine bunu 'sistem’ kendi içine çeker. Toplantı sevenlerin ya da görevlendirilenlerin dışında kimsenin kalmadığı, legal ya da illegal raporlarda sadece isim olarak anılan, gerçekte ise geriye kalan hoş bir sedadır.
Bu toplumsal bir handikaptır aslında. Siz örgütlemek adına daha çok kurum yaratmaya başladığınızda, her öznel inisiyatifi kurumsal bürokrasi içine sokarsınız. Bu durumda katılımın organları olarak inşa edilmiş kurumlar, gerçek katılımın önünde dilekçe dairelerine dönüşür. Koca bir inisiyatifsizlik okyanusu doğar. Bu kadar kurumun içinden süzülerek gelebilen şeyden pratiğe geçilemez.
Bu yüzden 'Demokratik Özerklik’in idari oluşumların dışında 'Ekolojik Demokrasi’dir ve 'Alternatif- Devrimci Ekonomi’dir. Bunu anlatmak için bilimkurgu-politikkurgu yaparsam mesela Demokratik Özerklikte hiç bir yerde endüstriyel pamuk üretimi yapılamaz. En basitinden açıklarsak pamuk suyun zaten kısıtlı olduğu topraklarda su tüketimi demektir. Burada burjuva çözümü olan 'Ben onu barajdan sularım' dediğinizde bunun manası çocuklarınızın içme suyunu pamuğa batırıyorsunuz demektir. Doğanın yok oluşu bir merhamet hissi değil, hayatın temel meselesidir. Aynı zamanda pamuk üretimi tekelci üretimdir. Hiç bir küçük çiftçi pamuk üretiminden kar sağlayamaz. Sadece toprak ağaları, tarımsal şirketler kazanır. Endüstiriyel pamuk üretimi toprağın tuzlanması, kimyasala bulanması, ölmesidir. Yani ekolojik demokrasi de kooperatif olarak da endüstriyal pamuk üretemezsiniz.
İdari düzenlemelerle sınırlı değişim talebi, sistemi-hacıyatmazı o salak sırıtışıyla tekrar karşımıza dikilmesinden başka bir şey ortaya çıkarmaz. Ancak bugünden uygulayacağımız alternatif-devrimci ekonomi pratiği, bizi geliştirir. Yani hiç devrim olmayacakmış gibi bugüne yarın devrim olacakmış gibi devrim sonrasına hazırlanmak ve yanlış yapmaktan çekinmemektir bu.
Ve arkadaşlar bıkmadınız mı toplantı yapmaktan?