* “Kurallara karşı gelmek 

gerekir”

* Rüyalarını gerçeğe dönüştür”

* “Dünyanın en mutlu yeri”

* “Hayat seyirlik bir oyun değil”

* “Parayla her şey satın 

alınamaz”

* “Farklı düşün” vs. vs.

Yukarıda sıraladığım birkaç slogan, tespit ilk bakışta yaşama sol literatürden bakanların yaratımları, devrimci önderlerin sözleri, kazanılmış zaferler sonrası halkın kopan çığlığı gibi görünüyor. Lakin hepsi kapitalizmin günlük tüketim sloganları, marka tanıtımları. Yazdıklarım sırasıyla “Burger King, Citibank, Disneyland, Reebok, Mastercard ve McDonald’s“a ait. Daha binlerce örnek verilebilir. En sinsi iktidar aygıtı olan kapitalizmin en sevdiği özelliklerinden biri ”çarpıtma ve saptırmadır”. Bu rejim her şeyi tersyüz etmek zorundadır. Çünkü yaşam süresi biraz bununla ilgilidir. Yalanı hakikat, yanlışı doğru gösterme çabası herkesin malumu. Bu saptırmayı bugün en çok liberalizm üzerinden yapıyor. Zaten liberalizm onun ideolojik ayağını oluşturuyor. Kapitalizmin saptırma – çarpıtma aşkı “insan” gerçekliği ile yani onun zihniyet dünyası ile başlıyor. Toplumsal gerçeklikler inşa edilmiş gerçeklerdir. İnşa ederken “kurgu katmak” mümkündür. Zaten kapitalizm baştan sonra kurgu olayıdır. Kurguda zaman – mekan ile oynayarak algıları yerle bir edebiliriz. Liberalizme yakından baktığımızda “bireyi” insan ya da toplum zannetme var.

İnsan insanın kurdudur der. Devlet aygıtı tamamen bireyin faydası için oluştu der. Toplumdan koptukça, yalnızlaştıkça güçleneceği söylenir birey için. Her şeyi ile gasp edilen bireyin dünyası süslenip püslenip “özgürlük” olarak satılır.

Kapitalizmde her şey süs ve seçim üzerine kuruludur. Süslendikçe satılır, satıldıkça süs büyür. Haliyle muazzam bir ambalaj “kültürü” doğar. Galeano’nun deyimi ile bu kültürde, ölüm değil tören önemlidir, evlilik değil sözleşmesi değerlidir.

Saptırdıkça Pazar alanı genişliyor. Metayı her renge, şekle sokabilme özelliği olduğundan “seçim özgürlüğü” yalanı ile aynı şeyi elli şekilde satabiliyor. Mantık çarpıklığı yaratır. Bunun için kitle iletişim araçlarının tüm nimetlerinden yararlanır, yararlanmak zorundadır.

Zihniyet yaratım ve saptırım boyutu ile ilgili psikolog “Adelbert Ames” tarafından tasarlanan ve yine psikolojide “Ames Odası” (Ames Room) olarak bilinen bir düzenek var. Konunun özünü vermesi açısından değinmekte fayda var.

Bu oda, dışarıdan bakıldığında normalmiş gibi gözükür. Gerçekte ise tavanı eğri, duvarları çarpıktır. Örneğin ön tarafında tavan alçak, arka tarafında ise yüksektir. Oda, gerçekte örneğin aynı boydaki insanların boylarında anormal çarpıtmalar yaratır, yuvarlak nesneler yukarı doğru tırmanıyormuş gibi gözükür.

Yani özetle bakınca düz olan bu oda gerçekte yamuktur. Tamamen derinlik algısı ile oynanarak bu sağlanır. Kapitalizmin de yaptığı tam olarak bu değil midir?

Zihnimizin derinlik algısı ile oynuyor. İktidarların en önemli özelliği de bu minvalde işliyor. Sağ sol, hüzün mutluluk, yenilgi zafer, tatmin direniş, kayıp kazanç olarak bize gösteriliyor. Bu anlamda bilince çıkarılmayan her şey bize kötülük olarak geri dönüyor: Savaşın barış diye satılması gibi.

Günlük siyaset diline bakınca “Kürt sorunu bir kapitalizm sorunudur” diyen Bilge’nin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor.

İkinci savunmada geçen “kapitalizm ekonomi değil, iktidardır” başlığı sanırım her şeyi açıklıyor.