AKP dönemini kabaca 3 politik döneme ayırabiliriz; 2002-2011 arası batıcı, AB ile entegrasyonu hedefleyen dünyadaki çoğulcu, demokratik süreçlerin parçası olmayı hedefleyen ve buna bağlı olarak ekonomik kadrolarını seçen bir Erdoğan gerçeği vardı. Kemal Derviş’ten miras kalan IMF onaylı ekonomik programı katı bir şekilde uygulayan Abdullah Gül ve Ali Babacan bu sürecin önemli aktörleriydi.
2011- 2016 arası Arap baharının Ortadoğu’da islamist iktidarlarına kuluçka olduğu bir dönemde Türk dış politikası, dolayısıyla ekonomi politiği Panislamist bir maceraya atıldı. Zaten ideolojik olarak kendine yakın bulduğu Müslüman Kardeşler iktidarlarına biraz da geçmişten gelen emperyal duygularla aşırı angaje bir politika izledi. Özellikle Körfez ülkelerinden oluk oluk yeşil dolarların aktığı ve ekonominin bu paralarla süspanse edildiği değişik bir ekonomik yöntem uygulandı. AKP döneminde ülkeye giren kaynağı belirsiz 40 milyar dolardan 33 milyar 2011-2016 yılları arasında giriş yapmış.
Uluslararası güçlerin bu islamist iktidarları ezmesi ve Kürt hareketinin Rojava hamleleri iktidarı 3. bir yol izlemeye sürükledi. Milliyetçi ve içe kapanmacı Türk dış politikası muhtemelen bundan böyle Türkeş’in, Bahçeli’nin, Ertem’in, Yiğit Bulut’un etkilediği, yönlendirdiği bir ekonomik serüven yaşayacak.
Panislamist dönemde ekonominin çarkını neredeyse, nereden geldiği belli olmayan dolarlar sayesinde dönüyordu. Hatta cari açığı nereden geldiği belli olmayan dolarlarla finanse ediyordu. Merkez Bankası’nın yaptığı dolar dizginleme operasyonları Körfez ülkelerden gelen dolarla yapılıyordu.
Milliyetçi ve kapanmacı dönemde aynı finansal kaynaklara ulaşım nasıl olacak tam olarak bilemiyoruz. Ama bu paraların bir kısmının Suriye savaşını finanse etmek için verildiği kulislerde konuşuluyor. Politik yaşamına ANAP’ın izdüşümü olarak başlayan AKP’nin önce Refah’a dönüşmesi şimdi de MHP-Haydar Baş arası bir politik çizgiye sıkışması şüphesiz yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.
İlk 2 döneminde Kürtlerin ekonomik palazlanmasına karşı ciddi önlem alma gereği duymayan AKP’nin Milliyetçi Cephe döneminde çok radikal önlemler alıyor.
Nerdeyse kamudan bütün Kürtlerin tasfiyesi ile Kürtlere bir ekonomik buhran yaşatma ve yoksul Kürtleri kendi vakıfları üzerinden sisteme entegre etme üzerine plan kurulduğunu görmek hiç de zor değil.
Her ne kadar paradoksal gözükse de, AKP bir yandan “sosyal devletin” kalıntılarını tasfiye ediyor, diğer yandan ortaya çıkan boşluktan faydalanarak yoksullaştıracağı veya zaten yoksul olan Kürtleri kendi vakıfları/ STKları üzerinden yardımlar, burslar vs. yoluyla kendine yedeklemektedir. Bu politik hat, hükümetin geçmişteki ilk 2 döneminden ayrışarak gönüllü birliktelik yerine zorunlu bir tabi olma iklimi yaratmayı hedeflemektedir. Uzun dönemde başarılı olma şansı olmayan bu planın kısa zamanda çökeceğini hep beraber göreceğiz.