
İstatistik rakamları havalarda uçuşuyor. Gökyüzü bu rakamlarla iyice grileşti. Yarın kararacak.
HDP’nin ekonomi konferansından çıkan “hava raporu” böyle gösteriyor.
Konferans özellikle işsizlik ve yoksulluk hakkında ürkütücü bir tabloyu ortaya koydu.
Ancak bu yazının konusu biraz başka.
Kürdistan’da olan bitenlere itiraz etseler de, birçok muhalif ekonomi bilimcisi, iş gelip Türkiye ekonomisini analiz etmeye dayandığında, Kürt sorununu bu analize organik biçimde dahil etmeyi çoğunlukla başaramıyor.
Örneğin çok etnisiteli Türkiye’de işsizlik sorununu ele alırken, genel tabloyla yetinilebilir mi? İşsizlerin sayısı neredeyse yüzde yirmilerde demek yeterli açıklık sağlar mı?
Metropollerde işsizlik Kürt emekçilerini hangi oranlarda vuruyor?
Otomobil sanayinde darbe daha çok Türk işçisine iniyorsa, inşaat sektöründe Kürt işçisini nasıl vuruyor? Türk emekçileri arasında işsizlik oranı ne? Kürt emekçileri arasında ne?
Tarımdaki yıkım, “mevsimlik Kürt işçisine” ne getirdi?
Kürdistan’da ekonomik krizin sonuçlarını inceleyenler mutlaka vardır. Öyle sanıyorum. Ekonomici olmadığım için gerçek durumu bilmiyorum.
Ama sorun durumu bilmek, bunu somut verilerle ortaya koymak değil. Ortaya çıkan gerçeği politika haline getirmek.
Örneğin faşist rejimde kapitalist sömürüye, işsizliğe ve yoksulluğa karşı mücadele Türk-Kürt ve diğer milletlerden işçileri birleştirmeyi amaçlar. Ama faşizme karşı geniş cephe bu birlikten ibaret olursa yenilir. İşin içine “esnafı”, “çiftçiyi”, hatta faşizmin kayırdığı “İslamcı sermayeye” karşı Batı yanlısı sermayeyi bile katmak gerekir.
Ama faşizme karşı mücadele yalnız ülke çapındaki bu cepheyl kurmaktan ibaret değildir. Bir de Kürdistan var.
Kürdistan’ın temel meselesi, ulusal birlik. Böyle olunca, Kürdistan ekonomisinin analizi bu birliğin kurulmasında önemli rol oynar. Kürt halkının Türk kapitalist “mucizesinden” umudunu kestiği için sınır ticaretine yönelimi ele alınmalı. Ve o nedenle sınır ticaretinin faşist rejimde uğradığı yıkımı somut verilerle dile getirmek önemli. Roboskî’yle başlayan faşist yıkımdan bu yana neler oldu? Van’ın hali ne? Irak-Suriye sınırı boyunca neler oldu? Sayılar ne durumda? 2015 öncesinde Kürdistan sermayesini halkın karşısına dikme politikası şimdi ne halde? Kürdistan sanayicilerinin, tüccarlarının, Barolarının, doktor, mühendis odalarının şu son dönemlerdeki ulusal birliğe yönelmelerinin altında ne gibi ekonomik sebebler yatıyor?
Türkiye çapında anti-faşist bir cephe politikası formüle edilirken, ekonomik krizin vurduğu en geniş kesimleri her türlü sekterlikten uzak bir biçimde dikkate almak ne kadar önemliyse, Kürdistan çapında da hem faşizme, hem de sömürgeciliğe karşı en geniş “ulusal birliği” gerçekleştirmek için ekonomik krizin yıkıma uğrattığı bütün sınıf ve katmanları somut olarak analiz etmek o kadar önemlidir.
Stratejik programı ekonomik krizin fonunda popüler hale getirmek, yıkım verilerini kuru sayılar olmaktan çıkarır, canlandırır.
Örneğin “bu kriz kapitalizmin krizi, o halde kahrolsun kapitalizm, yaşasın sosyalizm” demek mümkündür. Ama bu, kendi başına sosyalizmin sorunları nasıl çözeceği sorusuna yanıt vermez. Reel sosyalizm deneyinden sonra “ikna” edici bir programa ihtiyaç vardır.
O halde ekonomik durumun analizi, mutlaka stratejik bir programa bağlanmalıdır.
Kürt Özgürlük Hareketinin stratejik programı biliniyor: Bütün parçaların yer aldığı ülkelerde “demokratik ulus” temeline dayanan “demokratik cumhuriyetler”. Bu “demokratik cumhuriyetlerin” “Konfederal birliği”.
Küresel kapitalizme karşı “bölgesel devrim”…
Ekonomik analizciler, bu alternatifin yaratacağı imkanları, Türkiye, İran, Irak ve Suriye ekonomilerinin potansiyellerini somut olarak ortaya koydukları zaman, Ortadoğu’da nasıl bir “toplumsal refah” imkanı olduğunu inandırıcı olarak kanıtlayabilirler. Petrol, doğal gaz, Dicle-Fırat suları, her ülkenin insan kaynakları ve bunların dünya siyasetindeki stratejik konumları göz kamaştırıcıdır. Ve daha önemlisi, bu stratejik programda “ulusal tecrite” karşı “demokratik ulusun” sürekli büyüme potansiyeli ve “ulus devlet” darlığına karşı “Konfederal Ortadoğu Ortak Evinin” sürekli genişleme potansiyeli, bu Konfederalizmin Avrupa Birliğini “demokratik modernist” Konfederal yapıya özendirmesi, Avrupa ve Ortadoğu’nun konfederalizm temelinde birleşmesi karşımıza gerçek bir alternatif olarak çıkar.
Böyle bir “Ortak Evin” içinde bazıları “kapitalizmin büyük imkanlar kazanacağını” düşünür, biz de “kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal toplumun” zafer kazanacağını düşünürüz.
Ekonomik analizden böyle bir politikaya sıçramayan, ara yerdeki boşluğa düşer.