Toplumsallığa dair her şeyi ele geçirme gayretindeki burjuvazi ve ulus-devlet sermayesi, bugün toplumsal bir refleksle karşı karşıyadır. Bu kadar genelleşen kapitalist modernite tekelleşmesi karşısında halkçı zihniyet, yani toplulukların ortak çözüm için mücadelesi, örgütlenmesi var.

Ekonominin yüz yıllardır anlaşılmaz bir olgu gibi ele alınması, her boyutunun çok gizemli kılınması durumu, alternatif toplum örgütlenmeleriyle aşılmaya; gerçek ekonomi bilince çıkarılmaya çalışılıyor. Yüceleştirilerek, komutanlaştırılarak, tek(el)leştirilerek geliştirilen ekonomik uygulamalr, küçük Tanrılarını her zaman için gizemli ve anlaşılmaz kılmak çabası içinde. Ancak bilinir ki, toplumların bir olay ya da olguyu bilince çıkarması ve buna karşı -öyle ya da böyle- mücadeleye başlaması, tedbirler alıp alternatifler geliştirmesi de uzun bir zaman diliminin konusu değildir. Halklar, demokratik mücadele, alternatif zihniyet ve yapılanmalarla bir savaşa girişme potansiyeline, her zaman sahiptir.


Emeğine sahip olma mücadelesi

Bugün bizim toplumumuzda yaşanan karşı koyuş, alternatif örgütlenme, demokratik örgütlenmenin bir parçası, yansımasıdır. Kürdistan coğrafyasında, kırk yılı aşkın bir süredir savaş süreci yaşanmaktadır. Kürt halkı, varlık bulmanın, var olduğunu hissettirmenin, irade olmanın savaşını vermiştir. En kadim topluluklar arasında olup tarihe sahiplik eden coğrafya, gerçekliğinden uzaklaştırıldığı uzun bir dönem yaşadı. Ötekileşmiş, daha doğrusu yok sayılmış bir durumdan bugünlere ise yoğun bir özgürlük mücadelesiyle varıldı. Her türlü soykırımla yüz yüze gelen Kürt halkı, artık dinamik ve öncü bir güç olarak örgütlenmiştir. Toplumsal inşa ile demokratik ulus yapılanmasını, halkların ihtiyacı ve özgünlüklerine göre yaşaması ve emeklerine sahip olmaları temeli üzerinden örmeye, örgütlemeye başlamıştır.

Ne hak kazanılmışsa özgürlük mücadelesiyle kazanılmış bu coğrafyada alternatif bir toplum, demokratik bir ulus yapılanması için herkes bir biçimde emek vermektedir. Ancak kuşkusuz ki, üzerine en çok düşünülmesi gereken konulardan biri, toplumsallığın can alıcı noktası olan ekonomidir.


Topluluk ekonomisi tartışmaları pratikle buluşmak zorunda

Demokratik Özerkliğin boyutlarından biri olan “topluluklar ekonomisi”, herkesi heyecanlandırıyor. Tartışmalarla açığa çıkıyor ki ekonomi, salt pratik bir örgütlenmeyle gelişecek bir yapı da değildir. Örgütlenmeyle mekanizmasını oluşturması, akademik yapılara kavuşması, sistemini kurmasıyla birlikte ancak güçlü dayanaklara sahip bir pratiğe kavuşabilecektir.

Topluluklar ekonomisine dayalı bir sistem yaratmaya çalışırken özel girişimcilikle nasıl bir ilişkide olunacağı gibi sorular, ekonomik uygulamaların zihniyetinin açığa çıkması ve ortak mücadeleyle paradigma pratikleştikçe yerine oturacak hususlardandır.

Coğrafyamızda bu kadar egemenlik savaşı yürütülmesinin bir nedeni de, başından beri medeniyetlerin, tarım köy kültürünün verimli topraklarında var olan doğal zenginliklerdir. Doğasının çeşitliliği, diğer topluluklar, egemen güçler açısından da bir kazanç vesilesi olarak görülmekte, el koyma çabasına dayalı savaşlar gerçekleşmektedir. Egemenlikçi sistem, bugüne kadar kendisini bunun üzerinden var etti, güçlendirdi ve zirve yaptı. Ulus devletlerin vatan millet sloganları da aslında, halkın emek gücünden ve doğal zenginliklerinden yararlanma çabasının kılıfı oldu. Nihayetinde ulus-devletlerin sınırlarının bugün emperyalist, global güçler tarafından aşılması, bunun en somut örneğidir. Kapitalist modernitenin “değer” dediği her şeyin maddi kar olduğu, pratikleriyle ve gelinen aşamanın toplum üzerinde yaratttığı tahribatlarla ortaya çıkmaktadır. Değerini ancak kar üzerinden geliştiren bir zihniyet, maddi olarak da bunun izinden yürümektedir.


Halkçı devrimlerin eksikleri olumsuz atmosfer yarattı

Kürdistan’da bugün özgürlük mücadelesi, büyük bedellerle demokratik bir toplumun imkanını yarattı. Sosyal, kültürel, siyasal her türlü örgütlenme biçimi, halkla birlikte kotarılmaktadır ve bir düzeye de ulaşılmıştır. Hiçbir şey eskisi gibi, yani egemenlerin dizayn ettiği gibi şekillenmemektedir. Ancak bu durumda demokratik komünal ekonomiye de biraz daha eğilmek, Kürdistan’da yaşayan tüm toplulukların kendi emekleri ve doğal kaynakları üzerinde söz sahibi olması için örgütlenmelerin sistemleştirilmeli, bilinçlendirme politikasına ağırlık vermek gerekmektedir. Bugün şunu da daha net olarak görmekteyiz ki, geçmişte ve günümüzde yaşanan tüm halkçı devrimler ve mücadelelerin eksik kaldığı ya da yöntemde yetersiz kaldığı uygulamalar veya en kötüsü de karşıtının yöntemlerini kullanarak ekonomiyi dizayn etmeye girişmesi, çok olumsuz sonuçlar doğurmuştur.

Ekonomi toplumun en saf politik uğraşı ise o halde en yalın ve açık biçimde örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Herkesin içinde olduğu, emeğini koyduğu, politik ve sosyal olarak da kendisini içinde ifade edebildiği bir mekanizma geliştirmek oldukça önemlidir. Ulus devletler ve sermaye tekelleri, ekonomiyi olabildiğince büyük ölçeklerde ele aldılar. Herkesin emeğinin olduğu bir ekonomi de tek elde birikti. Devlet ekonomiyi, kamu alanı adı altında bir zümrenin hizmetine sundu. Ulus-devlet karakteri itibariyle katı ve dogmatik bir gelişmeden taviz vermezken liberal tekel kapitalizmi ise her şeyi sonunda kara dönüştürme zihniyetiyle her yöntemi ve girişimi ahlaktan yoksun biçimde geliştirmeyi mübah saydı. Özünde aynı olan bu iki zihniyet, halkların ihtiyacı olan tüm üretimin önüne geçmektedir. Üçüncü bir model olan halkların dayanışmacı, komünal ekonomisini geliştirmek, Ortadoğu’da alternatif sistem olan Demokratik Özerk yapılanmayla mümkün olacak; buna da Kürt halkı öncülük edecektir. Özgürlük mücadelemizle kapitalist egemen sisteme alternatif üçüncü bir yol olarak demokratik, dayanışmacı, ekolojik örgütlenmeyi olanaklı kılıyor; egemen sistemlerin çarkından çıkılabileceğine dair örnekler yaratıyoruz.


Tartışma yoğun, pratik sınırlı

Toplumsal, halkçı mücadelelerin yöntemleri, her zaman için kapitalist sermayenin dar çıkarcı zihniyetinin dışında olmak zorundadır. Kendini var etmek ve geliştirmek, alternatif, doğayla iç içe yaşamak ve ihtiyacı kadar yararlanmak ilkesiyle olur. “Kendine yeterlilik” ilkesi de bu konuda önemli bir ilkedir. Çalışmanın topluluklar için işkence olmaktan çıkarılması, zevkle, özgürce, coşkuyla ekonomiye katılmaktan gelir. Eski tarım-köy toplumundaki gibi her şeyin ortak ihtiyaçlar üzerinden ve dayanışmacı, demokratik, komünal ilkeler etrafında örgütlenmesiyle gelişmişse, bugün daha güçlü teknikle ve demokratik bilinçle neden topluluklar ekonomisi gelişemesin?

Kürdistan ve Türkiye’de ekonomiye dönük yoğun tartışmalar yürütülüyor. Nasıl bir ekonomi sorusuna yanıt aranıyor; topluluklar ekonomisi ile tekellerin politikasının ilişkisi, özel girişimcilik gibi konular tartışılıyor. Tartışmak ve ekonominin gelişimine katkıda bulunmak kadar toplumsal bilinçte dönüşüm sağlayacak adımlar atmak da önemlidir. Ancak unutmamak gerekir ki, demokratik, komünal ekonomi için tartışırken adım atmak, oldukça önemlidir. Demokratik Özerkliğin en önemli ayaklarından olan ekonomiye dönük her tartışma, pratikleştiği oranda anlamlı oalcaktır.


Liberal çemberden çıkmak için...

Bugün yürütülen tartışmalar oldukça anlamlı, faydalı olmaktadır ancak pratik adımları geliştirmek, tartışmalara göre örgütlenmek belli sınırlarda bırakılmaktadır. İlgili çevreler, ekolojistler, iktisatçılar, mühendisler, akademisyenler ve toplumdaki çeşitli üreticiler, yeni bir ekonomik yaklaşımın ancak demokratik bir ortaklaşmayla gelişebileceğini kabul etseler de, girişimde ve somut örgütlenmede yetersiz kalıyorlar. Oysa tartışmalarımızın üretime, emeğe dönük olması, somut adımları zorunlu kılmaktadır. Her tartışmanın varacağı yer, üretimle buluşmak olmalıdır.

Kürdistan’da veya Türkiye’de yaşayan üreticiler olarak bizlerin de içinde oluğumuz mücadelenin pratikleşmeye dönüşmesi, ekonomiye hizmet edebilir. Ekonomiyi sadece toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve alışverişle sınırlı düşünüyorsak, kuşkusuz ki eksik kalırız. Ekonomiyi üretici ve tüketici arasındaki ilişkiye indirgersek de eksik kalır, devlet ve liberal ekonominin çizdiği çemberden dışarı çıkamayız. Kapitalist modernitenin açtığı yollardan ayrılamayız. Ekonomik örgütlenmelerimizi kapitalist modernitenin alanının dışına çıkarmak zorundayız. İktidar ve güç olgusunun dışına çıkararak somut adımlarla, halkın her biçimde söz sahibi olduğu, sahip çıktığı yapılanmalar içerisinde örgütlenmeliyiz. 

DÎDAR BARAN / Abdullah Öcalan/Sosyal Bilimler Akademisi



Mondragon örneği

Bugün her sabah evden çıktığımızda, herhangi bir mekana girdiğimizde bizi belirleyen temel şey, canavarlaşmış tekellerin ortaya koyduğu yapılardır. Fakat alternatif ekonomik örgütlenmeler için de çokça zemin ve koşul vardır. Dünya örneklerinden de bunu görebiliyoruz. Bu örneklerden biri, endüstriyalizme karşı nasıl örgütlenilmesi gerektiğine dair ipuçları taşıyan Bask Ülkesi’ndeki Mondragon örneğidir.

Yurtsever bir papaz olan Arizmendiarretta, Bask Ülkesi’nin faşizmden köklü kopuşunun ancak muhtaç olmaktan çıkarak başarılabileceğine inanmış bir grup öğrenciyle işe öncülük eder. Grup, Mondragon Kooperatif Hareketi’ni örgütler. Bask halkının kapitalist moderniteye karşı mücadelesini güçlendirmesinin kendi emeğini örgütlemesiyle olabileceğini sürekli tartışır, bunun yolunu yordamını ararlar. Bu tartışmaların bir yönünü de ekonominin toplumsal yanı oluşturur. Toplumun tüm üyelerinin ortak üretimle yaşamını daha güçlü örgütleyebileceğini, toplumsal alanı kendi iradeleriyle düzenleme şansı kazanacaklarını, inisiyatif sahibi olacaklarını tespit ederler. Ekonomiyi bu nedenle toplumsal inşadan kopuk ele almazlar. Devlet dışı bir toplumun toplumsal ekonomiyle ilişkisini de somut ekonomik örgütlenmelerle geliştirirler.

Toplumun tüm ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde geliştirilen üretim, çok kısa zamanda sınai üretimle de derinleştirilir. Devletlerin ve sermaye tekellerinin büyük paraları olmadan bir şey yapılamayacağını propaganda eden teorilere rağmen topluluklar, birbirini tamamlayacak bir sınai üretim gerçekleştirir. Soba gibi ihtiyaçların karşılanmasına yönelik başlayan kooperatif örgütlenmesi, bugün kendi ülkesinin ihtiyacını karşılamak için yapılanlar başta olmak üzere yüzlerce, binlerce çeşit üretimde bulunmaktadır.


Kürdistan’da toplumsal zemin Mondragon örneğine uygun

Kürdistan’daki toplumsal zemin, Mondragon örneğindeki gibi demokratik, toplumcu bir ekonomiyi geliştirmek için çok uygundur. Önemli olan, kapitalist modernitenin tekellerine karşı bilinç düzeyinin geliştirilmesidir. Toplumsal mücadeleyle gelişen bu zihniyet, ön açıcı örgütlenmelerle ortaklaşma, demokratik ekonominin gelişmesi için önemli olacaktır. Üstelik bu model, Kürdistan halkının kök hücreletinde ve kırsal bölgelerinde zaten bir biçimde yaşamaktadır. Fakat bunun sisteme kavuşması ve örgütlenmesi sorunu yaşanmaktadır.

Toplumumuzun tarihsel geçmişinden, toplumsal ekonomisinden bugüne kalan ve yaşamımızın içinde birebir açığa çıkan kültürün yanı sıra güncel pratikleri de görmek gerekiyor. Bunların yanı sıra toplumsal mücadelelerin bu deneyimlerinden de güç alarak bir örgütlenmeye gitmek, toplumsal ekonomi için önemlidir. Bugün Kürdistan’da yürütülen mücadelemizin bir gerçeği ortaya çıkmıştır. Tartışılan her olgunun bu gerçeklik temelinde bir örgütlenme biçimi, pratikleşme biçimiyle de somutlaşacağı, herkes tarafından kabul edilen bir durumdur. Kırk yıllık mücadeleden çıkarılan dersler sonucunda da büyük bir çabayla geliştirilecek dayanışmacı ekonomi, inşa çalışmasının en temel yanını ifade edecektir.