16. yüzyıla ait Osmanlının “Tapu Tahrir Defterleri”nde bolca “Ekrâd” tanımı kullanılmıştır. Tapu Tahrir Defterleri, Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk defa Yavuz Selim (1515-1520) döneminde ciddi bir şekilde tutulmaya başlanarak bu devam ettirildi. Osmanlı devletinde fethedilen yeni yerlerde uygulanacak idari teşkilat ve sistem çerçevesinde, tayin olunan heyetler marifetiyle nüfus, arazi ve emlakın tespit ve kaydedilmesi işlemine “tahrir” bu bilgilerin kaydedildiği deftere de “Tapu Tahrir defteri” denirdi. Bir başka tanımıyla tahrir; yazma, yazı olarak meydana getirme. Kaydetme, kayda geçirme işlemidir. Fakat Osmanlı tahrir kayıt defterleri; genellikle nüfus bazında, tapu/kadastro verilerinin yazılıp, kaydedilmesi işlemidir. Yavuz’un, Şah İsmail (1488-1524) karşısında Kürt beyleriyle giriştiği ittifak sonucunda “Kürdistan Ekrâd Beylikleri” oluşturuldu. Lakin bu tarihten de önce Akkoyunlu (1350-1502) döneminde, Hasan Padişah (Uzun Hasan) kanunları olarak da bilinen Akkoyunlu Kanunnameleri’nde sıkca “Ekrâd” tabirlerinin yer aldığı bilinmektedir. Kürt tarih yazımında, bu arşiv belgeleri üzerinde maalesef yeterince durulmamaktadır. Orta Çağ’da (MS. 400-150) Arapça yazılmış tarihi kaynaklar incelendiğinde, sosyolojik literatürde “Ekrâd Kürtler” ile ilgili birçok niteliksel kavramlarla karşılaşılmaktadır. Kaynaklarda, Kürtlerle ilgili onomastik, toponim ve deyimsel tanımlamalarla alakalı olarak elde ettiğimiz bazı veriler şunlardır: 

Bilâd-ı Ekrâd: Kürt diyarı. Memâlik’ül- Ekrâd: Kürtlerin ülkesi. Menâtik’ül- Ekrâd: Kürtlerin ülkesi. Ard’ul Ekrâd: Kürtlerin memeleketi/toprakları, ülkesi, Kürdistan. Kavm-i Ekrâd: Kürt Kavmi/milleti. Devleti Ali Abbasiyan Ekrâd: Abbasi devletinin Kürtleri. Ensabu’l-Ekrâd: Kürtlerin Soy kütüğü-kökeni. Aşira Ekrâdi, taife-i Ekrâdi ya da cemaat-i Ekrâdi: Kürt toplulukları-aşiretleri. Hayy’ül- Ekrâd: Göçebe Kürtler. Ekrâd-ı bi-iskan: Yerleşik olmayan, göçebe Kürtler. Ekrâd-i bila sükkan: Yerleşmemiş, iskan edilmemiş, konar-göçer Kürtler 

Ekrâd-i Tavaif: Kürt bölükleri, grupları. Aşayir-i Ekrâd: Aşiretli büyük Kürt ailesi el-Qila’ wel-Ekrâd: Kaleler ve Kürdler/Kürtlerin kaleleri. Bab’ül Ekrâd: Kürt kapısı. Karyeyi Ekrâd: Kürt köyü. Lisan-ı Ekrâd: Kürtlerin dili. Mir-i Ekrâd: Kürt büyükler/beyleri. Umerây-ı Ekrâd: Dinsel manada, Kürt beyi, meleleri, Seydaları. Hısn-ül Ekrâd: Kürt kalesi. Nahr al Akrâd: Kürtlerin ırmağı. Cebel el-Ekrâd: Kürtlerin dağı (Güney Horasan dağları). Ekrâd-ı bed-nihad: Bozuk ahlaklı Kürtler. Şâfi‘iyyü’l-mezheb Ekrâd: Şafii mezhepli Kürtler. Meşati al Akrâd: Kürtlerin yazlıkları. Masaif al Akrâd: Kürtlerin kışlakları. Ma’rifet ve İttihâd-ı Ekrâd: Kürtlerin Birliği Gazetesi. Suk al Akrâd: Kürtlerin pazarı vs.. Ekrâdü Ravvadiyye: Revadi/rıvadlı Kürtleri. El Akrâd taifetülminel cin: Cin kavmindeki Kürtler ve benzerleri…?

Yine 1640, 1649-50 ve 55 yıllarında Kürdistan’ı gezen Osmanlı Seyahı Evliya Çelebi (1611-1682), altı bin Kürt aşiretinden sözederek, “büyük ülkedir” dediği bu bölgeyi “Kürdistan û Sengistan” (Kürtler ve taşlar ülkesi) olarak tanıtır. Orta Çağ Arap müelliflerinden Ebu İshak İbrahim, Muhammed el-İstahrî el-Fârisî‘den (ö. 346/ 957) ve daha niceleri, bazı coğrafi bölgelerdeki göçebe Kürt aşiretlerinden de ayrıca söz ederler. Buna göre el-Fârisî, Fars’taki otuz üç göçebe aşiretin ismini (hayy’ül-Ekrâd) sıralar. Yeri gelmişken belirtelim: “Hayy’ül- Ekrâd” göçebe Kürtler manasına gelmektedir. Aynı Evliya Çelebi, Seyahatnamesinin Kürtlerle ilgili bölümlerinde hep Ekrâd tabirini kullanmaktadır. Örneğin “1672-1680 de Mısır, Sudan, Habeş seyahatlerini” anlattığı, seyahatnamesinin 10. cildin 53-54. sayfasında O, Kürtlerin kökenini Abbasilere bağlamaktadır. Çelebi bu konuda; “Devtei Ali Abbasiyan Ekrâd” adı altındaki Kürt aşiretlerinin askeri gücünü sıralamaktadır. 

Hısn-ül Ekrâd=Kürt Kalesi; Suriye ile Lübnan sınırına yakın bir bölgedeki kalenin, 1031 yılında inşaa edildiği sanılmaktadır. Hısn-ül Ekrâd, 1099 tarihinde Haçlıların eline geçti. Daha sonra Selahaddin Yusuf bin Eyyubi (1138-1193), 1187 de Kudüs’ü, Haçlı kuvvetlerinden alırken, söz konusu Hısn-ül Ekrâd=Kürt kalesini de egemenliği altındaki topraklara kattı. İlgili tarihi kaynaklarda sözkonusu bu kalenin, bir “Kürt kalesi” olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla geçmiş asırlardan beri, bir bütün olarak Suriye coğrafyası, Kürtlere ev sahipliği yapmış bir alandı.