Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu ve Gülyazı köylerinde 35 köylünün ölümüyl sonuçlanan bombardımanın ardından olay yerine giden görgü tanıkları, Adem Ant (18), Yüksel Ürek (17), Mehmet Encu (15), Serhat Encu (17), Şıvan Encu (14), Erkan Encu (13) ve Seyit Enç'in (22) cenazeleri toprak altından el ele tutuşmuş vaziyette çıkardı. Daha 19 yaşına yeni girmiş olan Adem Ant ve 17 yaşındaki Yüksel Ürek, çocukluklarını birlikte geçirmiş ve bir yıldır birlikte sınır ticareti yapıyordu. Şırnak'ta ikamet eden Ant, sınır ticareti yapmak için sık sık Gülyazı Köyü'nde ikamet eden halasının evine geliyordu. Çocuklukları birlikte geçen Ürek ve Ant, aynı kaderi paylaştı.

'Kardeşimin düğününü bütün dünya izledi'
Bombardımanda yaşamını yitiren Adem Ant'ın ablası Narin Ant, kardeşinin nişanlı olduğunu belirterek, kardeşinin nişanını dün defnettikleri mezarlıkta yaptıklarını dile getirdi. Bölgedeki yoksulluğa dikkat çeken abla Ant, "Burada fabrika var mıydı? Fabrikalar olsaydı, iş yerleri olsaydı, kardeşim Irak'a kaçakçılık yapmaya gitmezdi. Kardeşimin ne suçu vardı. O ekmek parasının peşindeydi. O olayda 13 yaşındaki bir çocuk öldürüldü biliyor musunuz? Kardeşim nişanlıydı, düğününü yapamadım. Ancak dün herkes kardeşimin düğününe geldi. Bütün dünya kardeşimin düğününü izledi. Kardeşim en yakın arkadaşı olan halamın çocuğu Yüksel Ürek ile yıllarca aynı sofrayı, odayı paylaştı. Şimdi de aynı mezarda yatıyor" dedi. Ant'ın annesi Naime Ant, çocuğunun nişanlı olduğunu belirterek, "Düğününün masraflarını çıkarmak için Irak'a gitti. Nisan ayında düğünü olacaktı. Ama zalimler benim evladımı katlettiler. Benim çocuğumun kaçakçılık yapmaktan başka çaresi yoktu. Çünkü buralarda hiç iş imkanı yok" diye konuştu.


'Keklik yavrusu gibi atların altına saklanmışlar'

Yaşanan bombardımanın ardından olay yerine ilk giden görgü tanıklarından Teyfik Encu, yaşanan olayın canlı tanıklarından biri olduğunu belirterek, akşam saat 10.00'da yapılan katliamdan haberdar olduklarını söyledi. Duyar duymaz hemen olay yerine gitmeye başladıklarını aktaran Encu, "Olay yerine vardığımızda, gördüğümüz manzara tam bir vahşetti. İnsan ve hayvan parçaları birbirine karışmıştı. Karda siyah bir madde vardı. Bize gelen bir koku başımızı döndürdü. Baktık oradakiler 15-20 yaş arası gençlerimizdi. Hepsi öğrenci ve fakir fukaraydı. Kendimizi bildik bileli bu sınırda kaçakçılık yapıyoruz. Bu güne kadar devlet de bize göz yumarak, müsaade ediyordu" dedi. Şimdiye kadar böyle bir olay ile karşılaşmadıklarını kaydeden Encu, kendilerine bir oyun oynandığını ifade ederek, tanık olduğu vahşeti şöyle aktardı: "Başımıza getirilen tam bir oyun gibi. Sanki bizi kandırmışlar askerler sınıra gidip silahla ateş açmış, gençler de geriye doğru kaçmışlar. Gurubun içinde tecrübeli bir kişi olmadığı için telaşa kapılıp ortada kalmışlar. Her biri bir tarafa kaçıp dağılması gerekirken, hepsi keklik yavrusu gibi el ele tutuşarak katırların altında saklanmaya çalışmışlardı. Ben olay yerine gittiğimde çocukların parçalanmış kafasını gördüm. Kendim 7 kişiyi toprak altından çıkardım. Toprak altından çıkardığım Adem Ant, Yüksel Ürek, Mehmet Encu, Serhat Encu, Şıvan Encu, Erkan Encu ve Seyit Enç ölmeden önce elle ele tutuşmuşlardı ve toprak altında da öyle duruyorlardı. Yapılan katliam dünyanın hiç bir yerinde görülmemiştir. İsrail bile Filistin'e bu katliamı yapmamıştır. Yeter artık Kürt halkı kimsenin yalanını, dolanını dinlemesin. Böyle bir acı bir daha yaşanmasın ve kimse gözyaşı dökmesin."

Askerlerle yazılı olmayan bir anlaşmamız vardı

Serhat Encu'nun ağabeyi Velat Encu, "PKK'ye yardım ediyorsunuz" diyerek köyden göç ettirildiklerini söyleyerek, "Sonra bizi tekrar köye getirip sefalet içinde süründürerek koruculuğa zorladılar. Koruculuk sistemini bize dayattılar. En sonunda bizi öldürdüler. Bir ölüm kalmıştı, bize onu da yaşattılar. Eğer Tayyip Erdoğan'ın gücü, vicdanı yetiyorsa gelsin bizi de teker teker öldürsün. Eğer bitirebiliyorsa bu insanları Kürtlüğünü gelsin bitirsin" şeklinde tepki gösterdi.
Erdoğan'ın din üzerinden insanları sömürdüğünü dile getiren Encu, şunları aktardı: "Sen hangi yüzle bu sıfatları ağzına alıyorsun. Kardeşim daha 18'e giriyordu. Hiçbir suçu yoktu. İki kardeşini okutabilmek için ailesini geçindirmek için Irak'a gidiyordu. Günde 50 TL kazanmak için Irak'a gidiyordu. Kardeşimi ve onun arkadaşlarını öldürenler diyor ki, 'sınıra doğru gelenleri PKK sandık, anlık istihbarat aldık.' Peki siz onların gidişinin istihbaratını almadınız mı? Bunlar oraya giderken siz görmediniz mi? Bizim askerler ile aramızda yazılı olmayan bir anlaşmamız vardı. Yeter ki bu bölgeler rahat olsun ve sorun çıkmasın diye gidiş gelişlerimize sorun çıkarmıyorlardı. Bir anlaşma yapmıştık. Silah, esrar hariç diğer eşyaları getirmemize sorun çıkarmıyorlardı. Ama onlara pusu kurdular. Ve F-16 savaş uçakları ile bombaladılar. Kardeşimi 11 arkadaşı ile birlikte toplam 35 kişiyi katlettiler. Anlaşmaya uymadılar. Ey vicdansızlar, sizin hiç mi vicdanınız sızlamadı. Oraya gidenlerin çoğu ailelerinden harçlık istememek için bu işi yapıyordu."

Sağlam ayakkabı alabilmek için öldüler

Bombardımanda 7 amca çocuğunu kaybeden Esma Encu, Kaymakam, askeri yetkililer, tabur ve alay komutanlarının, çocuklarının yıllarca sınır ticareti yapmasına göz yumduğunu ifade ederek, çocuklarının da ailelerinin geçimine yardımcı olmak için bu işi yaptığını vurguladı. Irak sınırına her gidişlerinde yakınlarının 20 ile 40 TL arasında kazanç sağladığını söyleyen Encu, bu olayda 7 amca çocuğunun yaşamını yitirdiğini belirtti. "Bir aileden 7 kişinin yaşamını yitirmesi kolay değil" diyen Encu, "Bizim başımıza getirilenleri kimse kimseye yapmaz. Neden kimse Kürtlerin halini sormuyor. Biz fakiriz yiyecek ekmeğimiz yok. Çocuklarımız ayağımıza sağlam bir terlik alabilmek için yaşamlarını feda ettiler. Neden bize bunu yapıyorlar? Biz hakkımızı istiyoruz" ifadesinde bulundu.

Acılı anne: Erdoğan burayı Halepçe’ye çevirdi
Bombardımanda yaşamını yitiren 17 yaşındaki Salih Ürek'in annesi Medine Ürek, oğlunun lise 3. sınıfta okuduğunu aktararak, haklarını sonuna kadar arayacaklarını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracaklarını söyledi. "Türkiye kimyasalını halkımızın üzerinde denedi" diyen anne Ürek, "Biz 12 nüfuslu bir aileyiz. Oğlum geçimimizi sağlamak ve okul harçlığını çıkartmak için Irak'a gidip kaçakçılık yapıyordu. Ben oğluma 'gitme' dedim. Ama oğlum beni dinlemedi. Erdoğan kimyasal silahlarını bizim üzerimizde deneyerek burayı Halepçe'ye çevirdi. Türk devleti kitapsızdır" şeklinde sitem etti.


SEMİHA ALANKUŞ/NİLGÜN YILDIZ - DİHA/ŞİRNAK