Herhalde bu memlekette yaşayıp da deveye neden boynun eğri diye soracak bir Allah’ın kulu kalmamıştır. Yeni usül darbemiz bile şaibeli, parlamento deseniz artık muhtarlar toplantısından hallice. Demokrasi dersen zaten nicedir amorf bir halde. Bu durumun gündelik yaşantıdaki küçük küçük örnekleri gidişatımız hakkında ve bittabi büyük resmi anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. 

Misal Kaş dediğin küçük bir tatil beldesi; turizmin içinde bulunduğu buhrandan o da payını almış almasına da yine de yerlisiyle dışardan geleniyle meydanlar, publar, restoranlar, diskolar hatırı sayılır şekilde doluyor. Gezmekten çok yazmak için çekildiğim bu yerde ara sıra da olsa kalabalığa karışıyor, kendime uygun bir sota bulup insanları seyrediyorum. Belirli aralıklarla on yıldır geldiğim yer, bildiğim ritüeller, profiller… Fakat bu sene civar köyleri de bünyesinde toplayınca belediye başkanlığını AKP’li bir zat kazanmış. İşin buraya kadar kısmında bir yamuk yok, en azından bildiğimiz kadarıyla. O köyler hangi düzenlemeyle bağlandı, o oylar nasıl toplandı mevzuuna girmeden devam edeyim. Bu sene ilk defa Ramazan’da meydana yakın, limana komşu yere dev bir sahne kurmuşlar, 30-40 kişilik ilahi korosuyla ortalığı inletiyorlardı. Önce Allah Allah bu da mı oldu dedim ama başkan AKP’li, oruç tutan Müslümanlar’ın da kutsal ayı olunca eh hadi normal deyip yürüdüm.

Fakat 15 Temmuz’dan sonra işin şekli şemaili iyice değişti. O sahne bu kez meydana taşındı; diskoların, lokantaların, barların tam ortasına. Bu kez sahnede dev bir ekran, ekranda TRT’den 15 Temmuz’da neler oldu yayını, yayında konuşan birtakım badem bıyıklı adamlar… Ekranın önüne koydukları plastik sandalyeler dışardan gelenler için açık hava sineması sanılacak düzende kurulmuş. Geçtiğimiz iki gün içinde aynı meydanda mevlit okunmuş, ahaliye lokmalar dağıtılmış. Toplanan mütedeyyin(!) kitle için özel otobüsler kaldırılıyor, yanlarına sandviçler, lokumlar veriliyor ve toplu halde, bangır bangır müziğin, içki içenlerin arasında ibadet şovu yapmaları buyruluyor. Anlayacağınız belediye çalışıyor! Dün gece ise meydan tam bir ibretlik Türkiye manzarasına bürünmüştü. Darbe özel programı bitince bu kez ekrandan Külliye’den Şehitleri Anma Gecesi başladı. 

Hani Ionesco bu ana tanıklık etse, absürd komediyi falan herhalde bırakırdı. Bir yandan içkinin dibine vurmuşlar, bir yandan bedava dağıtılan çay ve simit eşliğinde Kur’an dinleyenler… Meydanı inleten “Bir hilal uğruna yarab ne güneşler batıyor” ilahisi, tam senkron “a be kaynana ne yaptın bize” şarkısı. Bu ülkenin cumhurbaşkanının uğruna hapis yattığı “Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker, bu ilahi ordu dinimi bekler, dillerde tevhid Allahu ekber” şiiri/ilahisi, beri yanda Ankara’nın bağları… Ve ardından sadakallahül azim!

Aynı anda bir yanda eller havaya hop hop hoplayalım, beri yanda elleri Allah’a açıp duaya duralım. Hani demokrasiyi hazmetmiş, farklılıklarla yaşamayı içine sindirmiş insanlar olsak bir derece kabul edilebilir de; yahu kardeşim bu ülkede bir gecede 300’e yakın kişi öldü. Bu neden sadece bir kesimin yası! Böyle mostralık, gösteriye dönüşen yas mı olur? Bu ne biçim yas, bu ne biçim ibadet biçimi! Birilerinin dediği gibi birlik ve beraberliğimizi gerçekten de kimse bölemez, çünkü öyle bir şey yok! Hiç de olmadı, en azından ben şu yaşıma kadar görmedim, bundan sonra da görmeden gideceğim galiba! Ne yasta ne savaşta ne barışta, ne darbede ne içerde ne dışarıda ayrı ayrı, birbirinin gözünü oymaya hazır topluluklar olarak yaşayıp gidiyoruz işte. Taksim’i 1 Mayıslara kapayan devlet, hazır kıtalarının biatını cümle aleme göstermek için meydanı nasıl sucuk ekmekçiler, ayran-tostçularla doldurduysa burada da hizmette sınır tanımıyor. Yurdun dört bir yanında herkes kendisinin Fetö’cü olmadığını ispat etmek için birbiriyle yarışıyor, kırk takla atıyor.

Tam anlamıyla at izi it izine karışmış durumda. Nazlı Ilıcakları, Büşra Hanım Erdalları tutuklamakla verdikleri gözdağı, korktukları o “terör örgütünün” kökünü kurutacak sanıyorlar. Daha düne kadar birbirlerinin çanağına tükürenler onlar değilmiş gibi şairini, akademisyenini elleri değmişken aradan çıkarmaya çalışıyorlar. Bundan sonra artık darbeden çok, darbe artığı zamanların içinden, daha sert OHAL koşullarında yaşamak, sivil darbenin nefesini ensemizde her gün hissedeceğimiz günler bekliyor bizi. 

Bu traji-komik sahnelere daha çok tanık olacağız belli ki. Ölenler birilerinin ölüsü, içenler bir kesimin ayyaşı olarak kalacak. Dün gece olduğu gibi bir yanda çay-simite bedava ibadet yeri tahsis edilecek, din ve inanç (!) gösteriye dönüşecek ve o meydanlar muktedirlerin güdümünde yerler olarak kalacak. OHAL ilan edilince ellerinde bayraklarla sokağa dökülen, kutlamalar yapanların bayramı da, yası da ancak böyle oluyor herhalde. Ezcümle bugüne kadar demokrasiden anladığımız ne varsa ruhuna el fatiha, dım tıs dım tıs!