
Evet, tarih boyunca söz, yazı ya da başka sanat dallarında kendini ifade etmek kadın için her zaman zor oldu. Bu nedenle her dönemde kadın sanatçılar ve yazarlar için kendini herhangi bir sanat dalıyla ifade etmek varolmanın başlangıcıydı. Egemen hayatın kalıplarından sıyrılarak kendine yeni bir yol çizmekti. Yol zorluklarla örülüydü. Bu zorlukları aşmanın yolu ise yazarak, çizerek direnmekti. Direnişin bir başka biçimiydi. Ancak bu yol Kürt kadınları için her zaman daha çetrefilliydi. Hem kadın hem de ülkesi sömürgeleştirilmiş ezilen bir halkın mensubuydular. Kürt sözlü kültürünün taşıyıcısı olan kadınların, bu zengin miras ile öykü, roman vd. edebi yazım sürecinde yer alması o kadar kolay değildi. Yirminci yüzyılın sonlarına kadar Kürt kadın yazarlar parmakla sayılacak kadardır. Onlar da yaşamın her alanına sirayet eden eril dünyanın içinde bir sis perdesinin ardında kaldılar. Kadının özgürlük mücadelesi geliştikçe bu sis de giderek dağılıyor ve o kadınlar tarihin içinden bize sesleniyorlar.
Kürt kadın öykücüsü
Sîma Semed, tarihin yaprakları arasından sesini duyduğumuz Kürt kadın öykücüsü. Virginia Wolf’un dediği gibi aklının ve yüreğini mücadelesiyle özgürleştiren, aydınlatan güçlü bir kadın. Eril dünyanın şişirilmiş görüntüsünü yansıtan aynayı parçalayanlardan. Kürt dilinin en yoğun baskı, yasak ve sansüre uğradığı 20. yüzyılda (1933) Ermenistan’ın Axbaran bölgesinde doğar. Ancak ailesi Kürdistan’dan (Bitlis) sürgün edilmiş, Ermenistan’a ulaşmaları da kolay olmamıştı. Her şeye rağmen sürgünde yeni bir ülke kurmuşlardı. Sîma Semend de, ikinci yurtları olan Ermenistan’da büyür.
Kürtçe ile yakından ilgilenen bir ailede büyüyen Sîma Semend, 1958 yılında Erivan Üniversitesi Filoloji Bölümü’nü bitirir. Daha sonra Kürtçe’nin gelişimi için önemli rol oynamış olan Erivan Radyosu’nun Kürtçe bölümünde editör olur ve uzun yıllar çalışır. Eşi Karlênê Çaçanî’nin de Semend gibi Kürt dili ve edebiyatı ile yakından ilgilenmesi, evlerini Kürt aydınlarının toplandığı bir yer haline getirir; burada önemli tartışmalar yürütülür.
Sîma Semend, Erivan Radyosu’nda ağırlıklı olarak edebiyat programları yapar, bu alanda dikkat çekici röportajlara imza atar. Bu program ve röportajları, Kürt dilinin sömürgeci devletlerce yasaklanması dolayısıyla Kürt edebiyatının gelişimine önemli katkı yapar.
Semend, haftada bir çocuk programı da hazırlar. Zira Kürtçe dilinin gelecek kuşaklara aktarılması açısından çocukların eğitiminin önemli olduğuna inanır.
Semend’in edebiyata olan ilgisi ise, radyoda yaptığı programlarla sınırlı kalmaz. Hem Kürt dilinin gelişimi için hem de yaşadığı toplumda sınırları kırmanın bir yolu olarak kısa öyküye yönelir. Rus yazarlar Gorki ve Çehov’dan etkilenir.
Sis perdelerini aralıyor
Belirli bir olay örgüsü içinde, içinde yaşadığı toplumdan beslenerek yazar. Öykülerinde Ermenistan’da yaşayan Kürt toplumunun yaşamını, doğa ile ilişkisini, feodal yapısını konu edinir. Kahramanları genellikle bu feodal yapı ile mücadele eden, kendi yolunu çizmek isteyen kadınlardır. Zira Semend için öykü, kadının üstüne kapatılan duvarları yıkmanın, sürgüleri kırmanın bir yoludur aynı zamanda. Öykülerde yer alan kadın kahramanların kendi yollarını çizmek için verdikleri mücadele belirli sınırlar içinde olsa da sonuçta amaçlarına ulaşırlar. Bu nedenle öyküleri genellikle mutlu son ile biter. Öykülerinde ulusal ve sınıfsal bakış açısının hakim olmasında, yaşadığı Sovyet sosyalist sistemi ve dönemin etkisi görülür. Sade ve anlaşılır bir dil kullanır.
Semend’in ilk eseri, 1961’de Erivan’da basılan “Xezal” adlı hikaye kitabıdır. Kiril alfabesiyle yazdığı kitap, 1996 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de Nûdem Yayınları tarafından basıldı. 2015 yılında ise Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Avesta yayınları tarafından basılır. Kitapta üç öykü yer alır. Üç öykünün ortak noktası, kadın kahramanların toplumun baskısına karşı mücadelenin işlenmesidir.
Semend, kitaba adını veren Xezal adlı öyküsünde, başlık parasını, kadınların eğitimden uzak tutulması, zorla evlendirmeleri eleştirir. Öykünün kahramanı Xezal, okumak için mücadele eder, sadece kendisi için değil çevresi için de yapar bunu. Bu öyküsünde Sovyet sisteminin özgür yapısına da vurgu yapar, Sovyet dönemindeki tarım çiftliklerinde (Kolhozlar) neşe içinde çalışan kadın ve erkekler buna bir örnek. “Reva Rihanê” (Rihan’ın Kaçışı) adlı öyküde de zorla evlendirilmeye çalışılan Rihan’ı ve bir aşk hikayesini konu edinir.
Semend’in üç kitabı olduğu söyleniyor. Ancak bizim ulaşabildiğimiz tek kitabı Xezal. İkinci kitabı ise sadece Erivan’da yayınlanan “Keder.” Ararat’ın öbür yakasında, Elegez’in yeşil çayırlarında Kürtçe’nin kelimelerinin ardından giden Sîma Semend her yönüyle bilinmeyi, öyküleri ise okunmayı hak ediyor. Her adımda kadının önüne örülen sis perdesi biraz daha kalkacak.
Deniz Bilgin