Eleştiri; hem sorun hem de çözüm olan, hem geliştiren hem tökezleten, hem değer kazandıran hem de kaybettiren bir ifade biçimidir. Adabına uygun yapıldığında hem yapılan hem de yapan kişi için bir kazanım haline dönüşür.
Eleştirme söz konusu şeye bağlı olarak özel bir tavır geliştirmek ve edinilen özel kanıyı nesnel bir yargı biçiminde ortaya koymaktır. Yani eleştiri yalnızca yermek veya yalnızca övmek değildir. Her ikisini de kapsayan bir yargılamadır. Bu yargılama içinde öznel bir tavır barındırsa da, nesnelliğe dayanmalıdır.
***
Eleştirel düşünme tarzı, alışılmışın dışında düşünmeyi içerir. Bu salt düşüncelerin, davranışların eleştirilmesi değil; alışılmışın dışında farklı açılardan bakabilmek ve yeni yorumlar getirmek demektir. Bir konuyu birden çok yönüyle ele alıp irdelemeye çalışma biçiminde de tanımlanabilir. Ne var ki günlük dilde eleştirel düşünme yerine genellikle ‘eleştiri’ anlamında kullanılmaktadır ve daha çok inatlaşma, karşı çıkma, reddetme, kuşkucu olma, başkalarının açığını ortaya çıkarma gibi olumsuz etki yaratan yan çağrışımlar yapmaktadır. Oysa eleştirel düşünme, kişinin düşünce sistemindeki yapıları bilinçli bir şekilde yöneterek ve bu yapılara entelektüel standartlar getirerek düşünme yönteminin kalitesini arttırdığı bir süreçtir.
Hem eleştirel olabilmek, hem bir duruşa sadık kalmak ve buradan da özgün bir söylem üretebilmek hem sanat, hem sosyal yaşam için hem de siyaset açısından en ideal çerçevedir.
Eleştiriye karşı direncimiz yok. Görünüşte eleştiriyi savunuyoruz ama kendimize yöneltilen eleştirilerden dersler çıkarma yerine, ya bir kasıt arıyor ya da hemen savunmaya geçiyoruz. „Birisini eleştirmek istiyorsak en uygun yer aynamızın karşısıdır“ der B.Shaw.
***
Eleştirenin verdiği hükmün doğruluğu veya yanlışlığı da eleştiriye açıktır. Eleştirideki yargıların doğruluğu ya da yanlışlığı bir süre geçtikten sonra daha iyi anlaşılır. Herhangi bir olay ya da olgunun gerçekliği gibi, onunla ilgili bir yorumun, bir eleştirinin de döneme, zamanın ruhuna ve mekana hakim olan sosyal, siyasal kültürlerin değişiklikler göstermesi de doğaldır. Ama tıpkı gerçekliğin kendisi gibi eleştiri de zamana karşı dayanma gösterebildiği ölçüde değer kazanır.
Eleştiri, kısır tartışmalara çanak tutan türden olmamalıdır. Bilimsellikten uzak, sadece tartışmacı bir yapıdan kaynaklanan saldırgan ve kışkırtıcı düşman bir yaklaşım kadar, bağnazca bir hayranlığın ifadesi de eleştiri olarak adlandırılamaz.
Araştıran, kafa yoran, günün olaylarına ve geçmişe geniş bir perspektifte bakabilen, gelecek için ve yeni insansal değerler üreten ve doğrularını hayata geçirebilme sorumluluğu taşıyan bir duruş gerekir. Yoksa eleştiriyorum derken aşağıdaki anekdotta olduğu gibi “çizmeyi aşmış” oluruz;
19. yüzyılda Fransız ressamlardan Delacroix, Paris’te bir resim sergisi açar. Sergiyi gezenlerden biri bir şövalye tablosunun önünde resmi uzun süre seyrettikten sonra eleştirmeye koyulur. Ressam adamın yanında gelir. Resmin neresini beğenmediğini sorar. Adam şövalyenin çizmesinin körük kısmında hataların olduğunu söyler.
- Peki nasıl anladınız işiniz bu mu? Diye sorar ressam.
- Ben çizmeciyim. Çizme imalatı yaparım deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltir ve adama teşekkür eder. Fakat adam bu seferde aynı resimde şövalyenin pantolon ve kemerinde de hata var deyince, bu çokbilmişliğe dayanamayan ressam müdahale eder:
Bak dostum der. Sen çizmecisin… Çizmeyi aşma.
Eleştiri adabı