Eleştiri gerekliliğine kısa bir değini
Kültür/Sanat Haberleri —

.
- Günümüz koşullarında coğrafyamızda edebiyatta yazar var, okur var ama eleştirmen var mı? Maalesef benim bu soruya cevabım “hayır” oluyor. Arada bir okunabilen, insana rahatça “oh be” dedirten yazıları bir kenara bırakarak söylüyorum elbette bunu. Edebiyat geleneğinde maalesef eleştiri gelişemedi. Eleştirilmek için fazlaca hassasız.
CEMİLE KUDRET
Bir sanat eseri, kaçınılmaz olarak ardından gelecek bir değerlendirme ile var olur. “Beğendim” cümlesi bile o sanat eserinin değerini etkiler ve varlığının anlamını değiştirir. Eleştirinin doğduğu yer de burasıdır. Diğer tüm sanatlar gibi edebiyat da ardından gelecek yorumlarla varlığını anlamlandırabilir. Dolayısıyla denilebilir ki; eleştiri olmadan sanat da var olamaz. Peki, nedir bu eleştiri?
Eleştirilmek için fazlaca hassasız
En genel tabiriyle bir yapıtın doğru ve yanlış kısımlarını tespit etme işidir ancak bunu yapmanın yöntemleri farklıdır. Eleştirmenin duruşunun çok etkili olduğu bir süreçten bahsedilebilir. Örneğin feminist eleştiri kuramı ile yaklaşan biriyle psikanalitik eleştiri yapan birinin yaklaşımı farklılaşacaktır. Dolayısıyla vardıkları sonuçlar da farklı olabilir ancak ikisinin de amacı aynıdır: Eseri didiklemek, eksiklerini dile getirmek. Şimdi şu soruyu sormanın yeri gelmiştir: Günümüz koşullarında coğrafyamızda edebiyatta yazar var, okur var ama eleştirmen var mı? Maalesef benim bu soruya cevabım “hayır” oluyor. Arada bir okunabilen, insana rahatça “oh be” dedirten yazıları bir kenara bırakarak söylüyorum elbette bunu. Edebiyat geleneğinde maalesef eleştiri gelişemedi. Eleştirilmek için fazlaca hassasız.
Dışarıdan görüldüğü kadarıyla tablo şöyledir: Biri bir kitap çıkartır, zaten edebiyat çevresiyle -çoğunlukla- tanışıklığı vardır, o kitap o çevre sayesinde övülür, reklamı yapılır, herkes kitabı ne kadar beğendiğini paylaşır, eşsiz bir kitaptır, daha önce hiç böylesi yazılmamıştır ve konu böylece kapanır. Kitap unutulup gider. Yazar ve çevresi kalır. Bu çevreden birisi daha bir kitap çıkarınca aynı süreç işler ve yine kapanış gerçekleşir. Övülüşler ve kapanışlar denizi… Nedense hiçbir kitabın eleştirilecek bir yanı yoktur. Üstünkörü cümlelerle, ne bileyim “mekân biraz daha gerçekçi olabilirdi” gibi ne söylediği belirsiz notlarla eleştiri yapıldığı düşünülür. Ben maalesef ciddi eleştiriye -elbette birkaç yazı hariçtir- rastlayamıyorum. Olsa olsa değerlendirme yazıları, yeni çıkmış kitapların incelemeleri… Niçin? Camia bununla yürüyor eyvallah, ama bu kadar mı? Hepimizin bilip içten içe kabul ettiği gerçek; her şey gibi edebiyatın da eleştirisiz ilerleyemeyeceğidir. Her çıkan ürün övülürse “Biz mükemmeliz”den başka ne sonuç çıkar? Mükemmel olan bir şeyin var oluş amacı nedir? Bir isim sırf bilindik olduğu için mükemmel midir? Basit sorular. Cevapları da basit. “Evet, ama…” denildiğini duyuyorsunuz değil mi?
Edebî eleştiriye savunma yapılmaz
Bir başka problem ise, gerçekten bir eleştiri yazısı kaleme alındığında eleştiren kişinin maruz kaldığı tepkiler. Eleştiri, kişisel bir savaş ilanı zannedilmekten kurtulamadı. Sanki eleştiriye savunma yapılmalıymış kabulü atılamadı akıllardan. Oysa sanatsal veya edebî eleştiriye savunma yapılmaz, cevap verilebilir… Eleştiren kişinin derdi ne yazar ne de onun camiasıdır (tabii ciddi eleştirilerden bahsediyorum, saldırı ayrı bir şeydir). Doğal olarak savunmaya geçilmesi şunu gösterir: Siz eleştiriyi küfretmek zannediyorsunuz. Savunmak, mutlaka, sanatsal değerleri korumak, yazarı korumak, eseri korumak… Neyden tam olarak? İşi gücü, tüm derdi sanat/edebiyat olan eleştirmenlerden mi? Gerçekten ilginç…
Sona yaklaşırken; derdimi kısaca anlattığımı ve dokunmak istediğim alanı da dile getirdiğimi düşünüyorum. Eleştirinin savaş ilanı olarak görüldüğü bir yerde ben de savaş çığırtkanı olarak nitelendirilebilirim. Farkındayım, kabul ediyorum. Derdim; elimden geldiğince edebî eleştiri yapmak, çekinilen şeyleri dile getirmeye çalışmak. Niyetim de düşüncem de “kimse hiçbir şeyi dile getirmiyor arkadaş!” çerçevesine dâhil değildir. Sadece eksik bir alan olduğunu biliyorum, bunun sayıca çok az bireysel çabalarla doldurulamayacağını da biliyoruz ama belki düşünürüz bazı şeyleri. Belki “mükemmel”i de aşarız artık. Belki camiadan ibaret değildir edebiyat.







