Filmlerini arayan Kürtler

Kültür/Sanat Haberleri —

Fimler

Fimler

  • Kürt sineması bugün yalnızca bir film üretim alanı değil, toplumsal hafızayı, kimliği ve ifade özgürlüğünü görünür kılan bir direniş biçimi olarak yükseliyor. Seyirci bir izleyici olmaktan çok kendini kültürel ve toplumsal hafızasının sahnede yeniden inşa edildiği bir aktör olarak görüyor.

ARZELLA BEKTAŞ

Cannes Film Festivali’nde 1982’de Yılmaz Güney “Yol” filmiyle Altın Palmiye aldığında bu yalnızca bir sinema ödülü değildi, inkar edilen bir halkın dünya sahnesine çıkışıydı. Uluslararası alanda büyük ilgi gören film, Türkiye’de uzun süre engellere takıldı, yasaklandı. Sinema burada sadece sanat değil, aynı zamanda politik bir eylemdi.

Büyük ödülün ardından uzun bir sessizlik yaşandı. Ardından 2000’de Rojhilatlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi, Cannes’da “Sarhoş Atlar Zamanı” filmiyle ödül aldı. Sonraki yıllarda Hiner Selam, Kazım Öz, Hişham Zaman, Sahim Omar Kalifa, Rezan Yeşilbaş, Ayşe Polat ve Binevsa Berivan gibi Kürt yönetmenler uluslararası festivallerde filmleriyle gösterim yaptı ve Kürt filmlerine ilgi büyüdü.

Bu dönem Kürt sineması, kendi coğrafyasından önce Avrupa’da kuruldu. Mayıs 2000’de Viyana’da düzenlenen Kürt Film Günleri, 2001’de Londra Kurdish Film Festivali ve sonrasında Berlin, Frankfurt, Amsterdam, Hamburg, Moskova’daki festivaller, Kürt sinemasının diasporada seyirciyle buluştuğu alanlar oldu. Salonlar vardı, ilgi yüksekti ama sürgündeydi. Kürt sineması, vatansız bir hafıza olarak büyüdü.

 

Kürdistan’daki festivaller

2010’lara gelindiğinde Kürt sineması Kürdistan’a taşındı. Erbil International Kürt Film Festivali 2010’da Güney Kürdistan’da düzenlendi. Bölgedeki ilk büyük festival olmasına rağmen birkaç yılın ardından sona erdi. 2011’de Duhok International Film Festivali başladı. Pandemi sebebiyle kesintiye uğrasa da aktif olarak Ortadoğu ve Kürt filmlerine odaklı bir festival olmaya çabaladı. 2013’te Zagros International Film Festivali ve 2016’da Süleymaniye International Film Festivali de belirli aralıklar ile gerçekleştirildiği için aktif olamadılar.

2010’da Batman’da ilk Kürt Kısa Film Festivali başladı ve 2015’e kadar düzenli olarak yapıldı. Festival, belediyeler ve Ortadoğu Sinema Akademisi desteğiyle gerçekleştirildi. Gösterimler Yılmaz Güney Sinema Salonu’nda yapılıyordu. Salon, 2017’de kayyum tarafından yıkıldı.

Rojava’da perde açmak

Rojava devrimi ile birlikte Rojava Film Festivali başladı. Festival bir kültür etkinliğinden çok Kürt sinemasını için bir varlık meselesiydi. Qamişlo’da perde açıldığında sadece filmler gösterilmiyor; bir halkın hafızası, direnişi ve geleceğe dair umudu görünür oluyordu. Festivalin gerçekleştirilmesinde, Kobanê savaşının ardından bölgede faaliyet göstermeye başlayan Rojava Film Komünü’nün (Komîna Fîlm a Rojava) yoğun çabaları oldu. Bu, 2015 sonrası Rojava’da gelişen kolektif sinema hareketinin bir parçası olarak şekillendi. Festival ilk kez 2017’de düzenlendi ve bölge içinde gerçekleştirilen ilk kolektif film festivali olma özelliğini taşıdı.

Festival klasik anlamda bir organizasyon değildi, kırmızı halıdan çok dayanışma, rekabetten çok ortak üretim anlayışı belirleyiciydi. Savaş koşullarında sinema üretimini sürdürmek başlı başına politik bir duruştu. Elektriğin kesildiği, ambargonun gündelik hayatı belirlediği bir coğrafyada projektörün yanması bile bir irade beyanıydı, hala da öyle.

Kameranın tanıklığı

Festivalin en belirgin yönlerinden biri ise kadın sinemacılara açtığı alan oldu. Kadınlar yalnızca kamera önünde değil, kamera arkasında da kurucu rol üstleniyor. Bu sembolik bir temsilden çok yeni bir sinema dili ve hafıza inşası anlamına geliyor. Erkek egemen anlatının karşısında başka bir estetik, başka bir söz kuruluyor. Gösterilen filmler çoğu zaman büyük bütçeli yapımlar değil. Ama tam da bu nedenle daha çıplak ve daha sahici. Çatışmanın gölgesinde büyüyen çocuklar, göç yolları, kayıplar ve kolektif yaşam deneyimleri sinema aracılığıyla kayıt altına alınıyor. Kamera yalnızca görüntü almıyor; tanıklık ediyor.

Festival bazı yıllar güvenlik ve savaş koşulları nedeniyle ara vermek zorunda kaldı. Ancak Rojava’daki sinema kolektifleri üretimlerini sürdürdü. 2025’in Kasım ayında festivalin beşincisi düzenlendi. Bakur’dan, Başûr’dan ve Avrupa’dan birçok yönetmen katılım sağladı. Yoğun ilgi, Rojava’da başlayan bu kolektif sinema hareketinin sınırları aşan bir karşılık bulduğunu gösterdi. Rojava Film Festivali bugün yalnızca bir etkinlik değil, küllerin arasından yeniden hikaye çıkarma iradesinin adı. Bu coğrafyada perde açmak, geçmişle yüzleşmek ve geleceğe söz bırakmak anlamına geliyor.

Rojava’da sinemadan söz ederken Amûdê’yi hatırlamamak mümkün değil. 1960’ta Amûdê Sineması’nda çıkan yangında yüzlerce çocuğun hayatını kaybetmesi, bu topraklarda sinemanın hafızasına kazınmış en ağır kırılmalardan biri. O gün sadece bir salon değil, çocuk sesleri de sustu. Bugün Rojava’da açılan o perde karanlığa karşı yakılan bir ışık hissi taşıyor.

Amed film festivalleri

2011’de Amed’de ilk Belgesel Festivali, Aram Tigran ve Cigerxwîn Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. 2’nci Amed Film Festivali ve 1’inci Uluslararası Amed Film Festivali, belediyelerin de desteğiyle Ortadoğu Sineması tarafından organize edildi. 2012’de Amed, Êlih ve Wan’da film festivalleri düzenlendi. Kürt film festivalleri, Avrupa ve Başûr’daki festivallerle isminden söz ettirdi. Gençler, kadınlar ve çocuklarda sinema sevgisi arttı. Festivaller, film yapımına yeni başlayan yönetmenler için fırsat oldu, anadillerinde film yapma ve yönetmenlerle sohbet imkanı sundu. Kısa film ve belgesel çeken yönetmenler, yasak ve sansüre rağmen uzun metrajlı filmler üretmeye başladı. Hem Kürdistan’daki hem Türkiye ve Avrupa’daki festivallerde ödüller aldılar. Yönetmen, görüntü yönetmeni ve teknik ekip sayısı arttı; kadın yönetmenler Rojava, Rojhilat, Başûr ve Bakur’da film ve belgesel üretimlerini artırdı.

Seyircisini arayan filmler

Kürt sineması bugün yalnızca bir film üretim alanı değil, toplumsal hafızayı, kimliği ve ifade özgürlüğünü görünür kılan bir direniş biçimi olarak yükseliyor. Seyirci bir izleyici olmaktan çok kendini kültürel ve toplumsal hafızasının sahnede yeniden inşa edildiği bir aktör olarak görüyor.

Talepleri ise iki yönlü: Hem yeni ve heyecan verici yönetmenlerin deneysel dili, modern sinema estetiği ve uluslararası festivallerde öne çıkabilecek işler hem de kendi tarihini, aşkını ve destanlarını anlatan işler. Mem û Zîn’in aşkı, Dînî Ahmed’in hikayeleri ya da Xanê ve Kalîm’den sahneler hala seyircinin hafızasında canlı duruyor.

Tematik çeşitlilik hızla artıyor; şehir hayatı, gençlik sorunları, göç, kadın hikayeleri ve LGBTQ+ temaları işleniyor. Kürtçe diyaloglar bir talebe dönüşüyor.

Gişe eksikliği nedeniyle filmler çoğunlukla festivaller üzerinden görünürlük kazanıyor. Ulusal ve uluslararası festivaller, bir yanıyla ödül platformlarıyken diğer yandan yönetmenlerin, hikayelerin ve kimliğin seyirciyle buluştuğu alanlar. Filmler festivaller yoluyla toplumsal hafızayı görünür kılıyor. Kültürel mirası dünyaya taşırken gelecekteki projeler için yaratıcı ve finansal olanaklar açıyor.

Seyirci talepleri ile festival stratejisi birbirini besliyor: Seyirci hem modern estetik hem kültürel derinlik arıyor, yönetmenler festivallerden güç alıyor. Eğer salonlar, dağıtım ve yerel destek artırılabilirse, gişe filmleri de çoğalacak; bu da Kürt sinemasının hem yerel hem uluslararası bağını güçlendirecek ve sinemayı sadece bir gösterim aracı değil, toplumsal hafızayı ve kimliği görünür kılan bir politika alanı haline getirecek.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.