Shakespeare’i Amedleştirmedik

Kültür/Sanat Haberleri —

“Venedik Taciri” oyunu

“Venedik Taciri” oyunu

  • Shakespeare’in duruşunu olduğu gibi korumaya çalıştık. Her yönüyle Kürtçeleştirmeye/Kürtleştirmeye çalışmadık. Venedik’i Batmanlaştırmadık, Amedleştirmedik. Mekan aynı mekan, Shylock aynı Shylock olarak kaldı.
  • Fakat Kawa’nın çevirisi, oyundan Kürtçenin de tadını almamızı sağlıyor. Bu konuyu özellikle önemsiyorum. Hikaye Londra’da da Venedik’te de geçse, okuduğunda dilin sınırlarına takılmaman, yalnızca konuya yoğunlaşabilmen gerekiyor.

MIHEME PORGEBOL

Dîwan Academy, William Shakespeare’in ünlü eseri “Venedik Taciri”ni Kürt izleyiciyle buluşturuyor. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde prömiyerini yapan oyun, Shylock’un etrafında gelişen olaylara odaklanıyor. Bu oyun, aynı zamanda Kenan Demir’in ilk yönetmenlik tecrübesi. Demir, klasik metni Kürtçe üzerinden yeniden yorumlayarak izleyiciyle buluşturuyor. Demir ile Shakespeare’i Kürtçe sahneye taşımanın zorlukları ile Kürt tiyatrosunun bugünü ile geleceğini konuştuk.

Bu oyun, ilk yönetmenlik deneyiminiz. Sizin için nasıl bir süreçti? Bu işi yapmaktan keyif aldınız mı?

Yönetmenlik zor bir iş. Çünkü oyunun bütün yükü senin omuzlarında. Bir süreç yürütülüyor ve bu sürecin yürütücüsü sensin. Puslu bir süreç. Sis ve pusun ardındaki şeyleri görüp düzenlemek için çabalıyorsun. Güç ve cesareti bazen arkadaşlarından alıyorsun. Aynı zamanda içinde birçok güzel anlar da barındırıyor. Ortada bir metin var ama sen onu sahneye taşıdığında başka bir şeye dönüşebiliyor. O da senin yaratıcılık yeteneğine bağlı. Tabii bu da insana ayrı bir tat veriyor.

Yönetmenliğin zorluklarına rağmen siz dünya edebiyatına damgasını vurmuş Shakespeare’le işe başladınız. Bunun da kendine has zorlukları, duygusu olsa gerek…

Bir arkadaşım “Kenan sen yürek yemişsin” demişti. Cevabım “Bilmiyorum, belki de tahtalarım eksiktir ki ilk yönetmenliğimi dünya edebiyatına damgasını vuran Shakespeare’le yapıyorum” olmuştu. Shakespeare’in metinleri yalnızca metin değil, aynı zamanda şiir. Muazzam bir edebiyat barındırır. Bu yüzden ayrıca zordur. Shakespeare, yaşadığı dönem gereği oyunlarını beş perde şeklinde yazardı. Oysa bugünün koşullarında beş perdelik oyun sahneleyemezsin. Belki sen sahneleyebilirsin ama seyirci izleyemez. Beş perdeyi tek perdeye nasıl indireceksin? Bu çok önemli bir sorun. İndirebildin diyelim, hikayenin kuruluş mantığının deforme olmasını nasıl önleyeceksin. Shakespeare’e has o estetik lezzet seyirciye geçecek mi, geçmeyecek mi? Metnin özgünlüğünü koruyabilecek misin? İşte bütün bunlar meselenin başka yönlerine işaret ediyor ve bunun da ayrıca zorlukları var. 

Bu oyunu tercih etmenizdeki sebep neydi? Zira ağır da bir oyun…

Doğrudur, hem metnin kendisi hem de işlediği konu ağır. Yıllardır Shakespeare okurum. Yanlış hatırlamıyorsam, 2010’da Shakespeare soneleri Kürtçe yayımlandı. Aldım, okudum. Her okuyuşumda heyecanlandığımı hatırlıyorum. Birçok kişi “Shakespeare’i çevirmek haddimiz değil” diye düşünürdü. Ama Kawa Nemir’in sayesinde çevrildi ve elimize ulaştı. Dilini çok seviyordum. O süreçte başka dillerdeki çevirilerle de karşılaştırmıştım. Bilmiyorum, belki de Kürt olduğum içindir ama Kürtçesinden aldığım hazzı diğer dillerden alamıyordum. Ardından Kürt yayınevleri peyderpey Shakespeare eserleri basmaya başladı. Daha sonra Amed Şehir Tiyatrosu’nun Hamlet uyarlamasını izledim. Shakespeare’in karakterlerini, dilini ve yarattığı atmosferi çok sevdim. Yarattığı karakterler başarılı ve idealize değillerdi.

Shylock karakteri, hem trajik hem de komik yönleriyle dikkat çekiyor. Bu karakteri sahneye taşımak konusunda sizi en çok etkileyen unsurlar nelerdi?

Venedik Taciri’ndeki başkarakter, yani Shylock büyük bir haksızlığa uğrayan fakat bu haksızlık karşısında kinle hareket etmeye başlayan bir karakter, idealize değil. Hırslanıyor ve bu da seyircinin ona karşı “hayır” demesini getiriyor.

Shakespeare, yorumu biraz da seyirciye bırakıyor. Seyirciyi düşünmeye sevk ediyor. Acaba Shylock haksızlığa uğradığı için ona acımalı veya yaptıklarına razı mı gelmeli miyiz? Terazinin hangi kefesinin ağır geleceğini bilemiyorsunuz, kararsız kalıyorsunuz. İşte ben bu durumu çok seviyorum. Bir diğer sebep metni okuduğumda Shylock’un durumu bazen çok komik bazen de trajik oluyordu. Kürdistan’da komedi oldukça gelişmiş durumda. Fakat bunun yanında bir de büyük bir trajedi var. Bu da Venedik Taciri’ni tercih etmeme neden olan faktörlerden biri.  

Peki oyunu nasıl yorumladınız?

Oyunun özgünlüğünü korumaya çalıştık. Shylock metinde olduğu gibi oyunda da Yahudidir. Burada mesele Yahudilik değil. Mesele, bir ezilene yapılmış haksızlık; ezen-ezilen ilişkisidir. Shakespeare’in duruşunu olduğu gibi korumaya çalıştık. Her yönüyle Kürtçeleştirmeye/Kürtleştirmeye çalışmadık. Venedik’i Batmanlaştırmadık, Amedleştirmedik. Mekan aynı mekan, Shylock aynı Shylock olarak kaldı. Fakat Kawa’nın çevirisi oyundan Kürtçenin de tadını almamızı sağlıyor. Ben bu konuyu özellikle önemsiyorum. Hikaye Londra’da da Venedik’te de geçse, okuduğunda dilin sınırlarına takılmaman, yalnızca konuya yoğunlaşabilmen gerekiyor. 

Oyunda adalet, eşitlik ve ezen-ezilen ilişkisi gibi konular da işeniyor. Siz bu oyunda adalet ve merhamet ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Venedik Hukuku’nda Hristiyanlar üstündür. Yahudiler ve diğerleri ise aşağı konumdadır. İnsan olarak kabul edilmezler veya birçok haktan mahrumlar. O dönemde hukuk, Hristiyanlara göre işler. Hikayedeki Shylock, haksızlığa karşıdır.

Ancak oyunda, doğrudan Shylock’u savunmak istemedik. Çünkü Shylock hırslanıyor. Haklılığını savunmak adına aşırılıklar gösterebiliyor. O zaman sen de “Tamam, başta haklıydın fakat şu an nereye doğru gidiyorsun? Şimdi senin bu kin ve hırsını nereye koyacağız?” diyorsun. İşte o zaman adalet devreye giriyor.

60-70 yıl öncesinde dahi Shakespeare’in kimi oyunları Kürtçe yorumlanmış. Kürt tiyatrosu, Shakespeare’i nasıl ele alıyor?

Açıkçası bu döneme dair yeterli bilgiye sahip değilim. Bence Soranî ile Kurmancî arasındaki köprü de zayıf. Dolayısıyla, orada ve burada yaşananların birbiriyle etkileşimi zorlaşıyor. Bu nedenle “Kürt tiyatrosu” dediğimiz zaman aslında çoğunlukla Bakur’u kastediyoruz. Ne Rojava ne Başûr ne de Rojhilat’ı göz önünde bulunduruyoruz. Bu da oldukça yanlış bir yaklaşım. 

Böylesi ciddi bir kopukluğun sebebi yalnızca dille ilgili olmasa gerek…

Asıl sebep Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüş olmasıdır. Örnek olsun diye bir anımızı anlatayım. “Bûka Lekî” adlı oyunumuzla Kerkük Tiyatro Festivali’ne gitti. Ama ne yazık ki oyunu Kerkük’te değil, Süleymaniye’ye bağlı Çemçemal’de oynadık. İzleyicilerimiz otobüslerle buraya taşındı. Bunun nedeni Kerkük’ün Kürdistan’ın bir parçası olmadığını söylemeleriydi. Yani doğrudan Kerkük’e gidip festivale katılamadık. Öte yandan, şu an Bakur’da yalnızca Amed’de festival yapılabiliyor. Çünkü bir tiyatronun bir yere gidebilmesi için bütçe gerekiyor. Şu an bir festival yapabilecek güce sahip tek yapı Amed Şehir Tiyatrosu. Yani bu sorunun sebeplerinin siyasi, ekonomik ve kolonyalist olduğunu söyleyebiliriz.

Kürtçe bir çocuk oyunumuz var. Gidip bu oyunu Rojavalı çocuklara oynamayı çok istedik fakat sınır kapısı kapalı. Nasıl gidip geleceğiz?

Son olarak oyunla ilgili programınız nedir?

Doğrusu, Shakespeare’in tüm eserlerinin Kürtçe sahnesinde olması gerektiğini düşünüyorum. Benim de amacım biraz bu. Amed Şehir Tiyatrosu sayesinde bir aşamaya geldik. Fakat bu oyunların tüm Kürdistan’a yayılması gerekir. Shakespeare’in Kürtçeye tümüyle kazandırılması gerekiyor. Başta Bakur olmak üzere, imkanlarımız dahilinde her yere gideceğiz. Tüm Kürtlerin Shakespeare’in tadına varmasını istiyoruz.

 

* * *

Sahnemiz yoktu çadırımız vardı

Kürt Tiyatrosu, son 30-40 yılda ciddi bir gelişme gösterdi. Gözlemlerinize dayanarak, tiyatro Kürdistan’da neyi değiştiriyor?

Bu güzel bir soru. Bu konuyu çok kez düşündüm. Biz 90’lı yıllarda koçerdik. Henüz çocuktum. Koçerî yaşantının son yıllarını hatırlıyorum. Çok zorlu bir yaşantıydı. Fakat bu zorlukların yanında her akşam başka bir çadırın altında buluşuluyordu; neşe vardı, eğlence vardı. Mesela benim dayım bir qirdik (teatral bir figür olarak, toplumu şaka ve oyunlarıyla güldürmeyi kendine iş edinen kişi) idi. Hala öyle davranıyor. Belki bir sahnemiz yoktu ama çadırımız vardı. Daha sonra çeşitli zorluklardan ötürü şehre geldik. Şehirlilik öne çıktı. Halk arasındaki o oyunlar tiyatro sahnesine taşındı. Artık bir şehrin içine düştüğün için burada bir şeyler üretmeye mecbursun.

Bana göre tiyatro, kültürünü savunabilmeni sağlıyor. Kültürünü modernize edebilmeni sağlıyor. Biz de birkaç yıl önce bölgedeki köylerden geleneksel oyunlar derledik. Bunların bir kısmını performans alanına taşıdık ve oynadık. Çok da güzel oldu. Bunlar bize, Kürtlerin eski yaşamlarını artık bu şekilde dönüştürmek istediklerini gösteriyor. Artık köylü, dağlı, koçer değilsin, şehirlisin. O halde şehirli bir kimlik inşa etmen gerek. Zaten dilin, kültürün, geleneğin var. İşte tiyatro buna olanak tanıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.