YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ


Êlîh’ten yazıyorum. Êlîh (Batman) “petrol” şehri... Türkiye petrol üretiminin yüzde yetmişinden fazlası, bu toprağın derinliklerinden çıkıyor. Petrol şehrinin “petrol zenginleri” var. Ama bu petrolden “ucuz işgücü” olarak rafineri ve kuyularda ömür tüketen Batmanlıların dışında Batman’a hiç bir hayır yok.
Êlîh Belediyesi zaten BDP’de. Bu seçim sonunda da öyle olacak. Eşbaşkanlardan Gülistan Akel şu anda Belediye Başkan Yardımcısı olarak Belediyenin başında. Yani deneyimli. Erkek eşbaşkan adayı Sabri Özdemir ise HPG yerel birliğinin döşediği mayın patlaması sonucu yaşamını yitiren Salih, Sufi ve Sadi’nin kardeşi.  
Vaktiyle faili meçhul cinayetlerle ve “kadın intiharları” ile anılan bu şehir, şimdi Ankara’nın “gergin, sinirli, endişeli, kirli, küfürlü, kavgalı” siyasetiyle “dalga” geçiyor. Nasıl “dalga” geçiyor? Şöyle: Başta Batman’lı vekil Ayla Akat Ata olmak üzere, Eşbaşkanlar Gülistan Akel ve Sabri Özdemir, bir de HDP İl Başkanı binlerce kişinin izlediği bir konserde “sahne” alıyorlar. Türk siyasetçileri kürsüde avaz avaz bağırırken, Batman’da siyaset “türkü” söylüyor... Onlar türkü söylerken, Ömer Erkmen yanıma geliyor; 25 Şubat’ta AKP polisinin attığı gaz bombası kapsülüyle bir gözünü kaybetmiş. Sonra Belediye çalışanlarından “küçük, ama büyük adam” dediğim Şeyhmus Gündüz’ün coşkusunu izliyorum.
Êlîh’in (Batman) özel bir tarihi var: Burada PKK ilk Belediye Başkanlığını 1979 yılında kazanmış. Edip Solmaz, PKK’nin ilk kadrolarından. Örgütün “silahlı mücadele”ye girdiği yıllarda, Edip Solmaz ve arkadaşları, aynı zamanda “parlamenter mücadele” yöntemini de kullanmışlar. Ve Batman’ın “son” belediye başkanı Nejdet Atalay da hapiste. Yani şu son “barış ve çözüm” sürecinin sakin, güvenli havasında Belediye seçimlerinde aday olanların önü, işte bu “ilk” ve “son” Belediye Başkanlarının ödediği bedeller sayesinde de açılmış. Unutmayalım.

Batman’da bir Japonyalı...

“Harput’ta bir Amerikalı” adlı piyesi bilen bilir. Ama “Batman’da bir Japonyalı” gerçeğini pek çok kimse bilmez. Batman’a gitmek üzere uçakta yerime yerleşirken yanımdaki koltuğu bir “turist” oturdu. Türkçe biliyor. Konuştuk. Japon’muş. Takayoshi Sakabe. Anlattı: Ressammış. Aynı zamanda 60 yıllık bir tarihe sahip olan “Butoh dansı”nı sahneliyormuş. Ve şu sıralar, sular altında kalacak olan Hasankeyf temalı resim çalışması yapıyormuş.
Ben bu kadarına şaşırmışken, o anlatıyor; Paris’te Nazım Hikmet’in oğlu “Memet”le ve Rasih Nuri İleri’nin oğlu “Mehmet”le birlikte çalışmış. Rasih Nuri İleri için “manevi babam” diyor. Büyük kompotizörlerden Yüksel Koptagel’le ve büyük ressam Abidin Dino ile tanışıklığı var. Batman’dan ayrılmadan onun atölye olarak kullandığı eve Arif Altan’la birlikte gittik.
Sakabe’nin Hasankeyf üzerine yaptığı tablo henüz bitmemiş. Bize bitmemiş haliyle resim çekme izni verdi. Böylece Batman gezimizde Hasankeyf’e gidemeyişimizin üzüntüsü bir nebze olsun azaldı.

Kadınların günü: Salı

Kürdistan’ın her yerinde olduğu gibi, Batman’da da kadın eşbaşkan Gülistan Akel’in neler yapacağı daha şimdiden belli. Çünkü o, Nejdet Başkan’ın tutuklanmasından sonra görevi devralır almaz, ilk iş olarak haftanın her Salı gününü kadınlara “pozitif ayrımcılık” günü yapmış. Her hafta salı günleri otobüsler ve sinema Batmanlı kadınlara parasız. Böyle olunca, özellikle Batman’ın yoksul “güneyi”nin kadınları zengin “kuzeye” akın ediyor. İş bununla bitmiyor. O günler erkekler için, “eve kapanma” günü haline geliyor. Otobüslere inemiyorlar. Hastaneye gidecek olanlar bile randevularını salı günlerine rastlatmamak için özel çabalar harcıyor....Gülistan Akel, metropollerle kıyaslanmayacak kadar küçük bir kent olan Batman’da, “yoksul güneyden”, “kuzeye” ilk defa ayak basan kadınlardan söz etti. Şu anda Batman Belediye bütçesinin yüzde 4’ü kadın projelerine ayrılmış durumda. Bu oran artacak. 30 Mart’tan sonra kadınların çok daha büyük kazanımlar elde edeceğini düşünüyoruz.

‘Helalleşme’ süreci

BDP, geçmişin yaralarını adım adım sarıyor. Kendi payına düşüne “helalleşme” görevini yerine getiriyor. Batman’da Belediye Eşbaşkan adayı Sabri Özdemir, işte böyle bir “helalleşme”nin sonucunda Belediye Başkanlığını Gülistan Akel’le birlikte yürütmeye aday oldu. Sabri Özdemir, savaşın bedelini ödeyen bir aileden. Büyük bir hata sonucu, gerillanın döşediği mayının patlamasıyla Sabri Özdemir üç ağabeyini yitirdi. “Salih ağabeyim benim için en büyük idoldü” diyor. Şimdi Raman aşireti Sufi, Salih ve Sadi Özdemir’in acısını yüreğine bastırıp, seçimlerde var güçle BDP’yi destekliyor. Yani “buzlar kırılıyor”. Burada da Kürdistan halkının ulusal birliği adım adım güç kazanıyor.

Bir belediye rekoru; zamsız su

Batman Belediyesi tam beş yıldan beri otobüs biletlerine ve suya zam yapmamış. Beş yıldır otobüs 65 kuruş, bir metreküp su ise hala 90 kuruş. Bu bir rekor. Ben eminim ki, eğer Batman petrolünün denetimi “Demokratik Özerklik” sürecinde Belediyenin eline geçerse, bu defa ta İzmitler’de değil, buranın rafinerisinde üretilen Batman benzini sayesinde ulaşım belki de parasız olacak.
“Nereden çıkarıyorsun bu tahmini?” diye sorarsanız, ben de size “su”dan çıkarıyorum derim. Yukarıda suyun metre küpü 90 kuruş desem de rakam durumu yansıtmıyor. Şöyle: Belediye şehre verdiği suyun yüzde 70’ini tahakkuk ettiremiyor. Çünkü suyun yüzde 70’i kaçak ve kayıp... Tahakkuk ettirilen yüzde otuzun ise sadece yarısının parasını tahsil edebiliyor. Bunun anlamı şudur: Belediye suyu fiilen parasız veriyor.
Bu pek iyi bir şey olmasa da, biz buradan dev bir gerçeği görebiliyoruz: Demek ki, Allah’ın suyunu halka son derecede ucuz, hatta parasız vermek mümkün. İşte Batman’da bu yaşanıyor ve neredeyse parasız su veren Belediye gördüğünüz gibi batmıyor.
Devlet Batman’ın petrolünü Batman halkının elinden “bedava” alıyor, Belediye Batman’ın suyunu Batman’a “zamsız”, hatta su kullananların yüzde seksenine yakınına fiilen “parasız” veriyor. Bu gerçekler de “demokratik özerk Kürdistan”da “demokratik eşitlikçi komünal toplum” için sağlam bir ekonomik temel olduğunu gösteriyor.
Batman petrolüne bir de Dicle-Fırat nehirlerini, onların ürettiği elektrik enerjisini katın... O zaman Öcalan’ın “eşitlikçi komünal toplum” paradigmasının “hayal” olmadığını anlayacaksınız...Ucuz enerji+demokratik özerklik=Komünal eşitlikçi toplum...

İlk şehit Belediye başkanı

Batman da diğer Kürdistan şehirleri gibi, şanlı bir tarihe sahip. Biz buradayken, 1985 Sason ayaklanmasının yıldönümüydü. 7 şehit verilmiş. Bunlardan Ahmet İbin Mahzun Korkmaz’ın arkadaşı. Sırrı Sakık’ın kardeşi Beriwan da orada şehit düşmüş. Sonra yine Sason...1997...Garzan, Mawa dağlarında çarpışmalar. Silahsız 8 “gerilla adayı” orada can vermiş. Ve biz Arif Altan arkadaşımla birlikte Ayla Akat Ata’nın Cezaevindeki kadınları ziyaret ettikten sonra yaptığı basın toplantısını izleyip, oradaki Barış Anneleri ile birlikte mezarlığın yolunu tutuyoruz.
Önce “ilk basın şehidi” Cengiz Altun’un mezarı başındayız. Onun yanından ayrılıp, Batman’ın ilk Belediye Başkanı Edip Solmaz’ın mezarına doğru yürüyoruz. Biz yürürken bakıyoruz, birileri de bizi izliyor. Terörle Mücadele ekibi... DİHA’dan Bilal “neden bizi izliyorsunuz” diye çıkışıyor. “Sizi izlemiyoruz, diyor polis, beni işaret ederek, bu kim?” diyor.... “Kim” olduğumu söylüyorum. Ayrılıyorlar. Edip Solmaz’ın mezarının başındayız. Mezar taşı bize, “adaylık yarışlarının” “zararlı” etkilerine karşı bir “uyarı” gibi görünüyor. Çünkü burada yatan insan, “koltuğa” oturmak için Başkan olmamıştı. Onun başkanlığı 28 gün sürdü.
“Son” Belediye Başkanının “başkanlığı” da, bir yıl sürdü. Bu örnekler, Kürdistan parlamenter ahlakının tarihsel arka planını aydınlatıyor. Yani “kariyerizme” yer yok... Halk ödenen bedelleri unutmuyor: Abdüssamet Dural diyor ki, “Edip Solmaz’ın cenazesinin kaldırıldığı zaman 13 yaşımdaydım. Cenaze muazzam bir kitleyle kaldırıldı...

118’lik ‘isyancı’ şimdi yurtsever...

Sason’a gidemedik. Ama BDP PM üyesi Nezir Gülcan’la Sason hakkında konuştuk. Özellikle de Kozluklu Hacı Reşit hakkında...
Hacı Reşit, 1927 yılında başlayıp 1938 yılına kadar süren Sason İsyanı’na elde silah katılmış. Şimdi 118 yaşında. İnanılır gibi değil, ama hem yürüyor, hem de hafızası berrak. Canlı tarih... Goği Köyünde yaşıyor. Torunlarının torunları elliyi aşıyor.
İsyan bastırılınca herkes gibi onu da sürgün etmişler. Afyan’da, Niğde’de, Manisa’da sürgün yaşamış. Sonra köyüne dönmüş. Dönmüş ama, devlet döndüğü yerlerdeki bir kısım insanları “korucu” yapmış. Derken 1992 yılında 13 korucu, araçlarının vurulması sonucu ölmüş. Sason İsyanına katılan Hacı Reşit hüngür hüngür ağlayarak, “isyana katıldım, yirmi yıl da kardeşlerime karşı silah çektim”... Hacı Reşit tarihi bir gurur ve tarihi bir pişmanlık içinde, yeniden halkının yanında yer almış.
Bu artık genel bir eğilim. Bundan önce de Nezir Gülcan ve Ayla Akat Ata, Sason’da “Sason Korucular Derneğini” ziyaret etmişler. Resimde onların arkasındaki duvarda Atatürk ve Türk Bayrağı’nın altında savaşta can vermiş korucuların resimleri yer alıyor. Nitekim geçtiğimiz gün yine Nezir Gülcan ve Ayla Akat Ata, eşbaşkan Sabri Özdemir’le birlikte Sason’daydı. Orada yapılan açılış töreninde BDP’ye katılan Xiya aşiretini temsilen Arif Oruç, Yahya Karataş’a parti rozeti taktılar.

Zehir Batman’a rant batıya!

Bir ara “aman petrol” diye bir şarkı dillere takılmıştı. Hayatında petrol kuyusu görmemiş olan Türk halkı bu şarkıyı yıllarca ya keyifle, ya da alay olsun diye dilinden düşürmedi. Ben sordum soruşturdum. Burada kimsenin aklında “aman petrol” diye bir şarkıdan iz yok. Yok çünkü, burada Türkiye’nin petrol üretiminin yüzde 70’i çıkıyor ve bu petrolün Batman’a, yarattığı ekolojik felaket dışında hiç bir faydası yok.
Jeoloji Mühendisi Nevaf Taş bize ayrıntılı bilgi veriyor. Daha sonra ziyaret ettiğimiz Petrol-İş Sendikasında da Batman’ın petrol macerasını dinliyoruz. Bölgede binlerce “kuyu” var. Raman petrolü “koyu” bir petrol. Asfalt kıvamında. Japon teknolojisiyle çıkarılıyor. Kuyulara karbondioksit enjekte edilerek petrol inceltiliyor. Sonra çıkan petrolün en “kirli” ürünü, Batman Rafinerisinde işleniyor. “Beyaz ürünler” ise Kürdistan dışında üretiliyor.
“Katranı burada yapıyorlar, ama diyor, Gülistan Akel, Koç’un rafinerisinden çıkarılan asfalt ürünü, örneğin Rize Belediyesine ve AKP’nin elindeki Mardin Belediyesine bol miktarda “hibe” olarak verilirken, “en az miktarda hibe” Batman’a yapılıyor. Batmanlı’nın petrolü Batman’a çok görülüyor.
Artık spekülasyon mudur, gerçek midir bilemem: Batman petrollerini çıkaran şirketlerden birisinde ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in “ortaklığı” olduğu söyleniyor. Bu kadar da değil. Bir şirkette de Cemaatçi Bugün Gazetesi çevresinin payı olduğu anlatılıyor. Günahı anlatanların boynuna. Eğer doğruysa Batman’da BDP’nin seçim zaferi hem “Beyaz Saray’a”, hem de “Pensilvanya konağına” karşı da bir zafer olacak...
Milyarlık bir zenginlik Batman’lı yoksul halkın ellerinin arasından kayıyor ve petrolün “parası“ Türk sermayesinin cebine, aynı petrolu çıkaran Tüpraş’ın Botaş’ın, TPAO’nun “zehirli atıkları” da Batman’ın eski adını taşıyan İluh Deresine akıyor.
Petrol-İş’ten bir yetkili, “Örneğin Tüpraş, burada petrolü çıkarıyor, ama vergiyi İzmit’te yatırıyor. Bu verginin en büyük kısmını Batman Belediyesi almalı. Böyle olduğu zaman, biz burada her türlü sorunu çözeriz” diyor.  Belediye petrolü kontrol ettiği gün, en azından devletin petrol gelirlerinden aldığı verginin büyük bir kısmına el koyduğu gün, hem ekolojik felaketi önlemek, hem halkın komünal eşitlikçi refahını yükseltmek, hem de kente büyük hizmetlerde bulunmak mümkün olacak…
Nasıl? Şöyle: Şu anda devletin aldığının büyük kısmını tüm Kürdistan illeri adına Batman Belediyesi aldığı zaman Kürdistan halkının payına düşecek para tastamam yılda 1 milyar TL olacak. Yerli üretim değerinin büyük kısmı Batman’da kaldığı zaman, bu miktar 4 milyar 500 milyon dolara çıkacak.

İşte resmi rakamlar:

Arama - Üretim Sektörünün Hazine’ye Katkısı (2011)
Devlet Hissesi: 388 milyon TL
Vergi & Stopaj: 670 milyon TL
Devlet Hakkı & Harçlar: 2 milyon TL
Toplam: 1,060 milyar TL
Arama - Üretim Sektörünün Türkiye Ekonomisine Katkısı (2011)
Yatırım: 995 milyon USD
Yerli Üretimin Piyasa Değeri: 4,5 milyar USD

Kozluk’ta Erdoğan’ın alternatifi...
Ne yazık ki, Batman’ın ilçelerini tümüyle gezme ve buralardan edindiğimiz izlenimleri yayınlama imkanımız yok. Biz, Batman ilçeleri arasından Kozluk’u seçmiştik. Fakat burada bir “yöneticinin” “cami minaresi temel sorun değil” diyerek başlattığı “muhabbet” aşırı uzayınca, Kozluk’da çalışma koşullarımız ve zamanımız tükenmiş oldu. Geriye elimizde, Eşbaşkan adayı Mehmet Raşit Haşimi ve bir Kürt sermaye sahibiyle yaptığımız kısa söyleşi kaldı.
M. Raşit Haşimi edebiyat öğretmeni. Rastlantı bu ya, diğer eşbaşkan aday Rahşan Çorboğa da tarih öğretmeni. Haşimi bize 2009 seçimlerinden daha iyi durumda olduklarını anlatıyor. Sohbetten öğreniyoruz ki, şu anda boğazına kadar yolsuzluğa batmış olan AKP’nin Kozluk’taki üyeleri, beş yıldır Belediye Başkanlığı yapan M. Raşit Haşimi’ye tek bir toz bile konduramıyor.
Mehmet Şirin Karataş’a gelince, 80 işçinin çalıştığı bir tekstil atölyesi kurmuş. İstanbul’daki Kürdistanlı sermaye sahiplerine çağrıda bulunuyor: “Gelin kendi topraklarınızda yatırım yapın!”

Türkiye’nin ‘en uzun’ köprüsü

Batman’a dönerken, yolda Bekirhan Beldesi’ne uğruyoruz. Eşbaşkan adayı Selahattin Bulat köylerde. Biz Eşbaşkan adayı Melike Kaya’yla sohbet ettik. Bize çok ilginç bir anekdot anlattı.
Bekirhan Beldesine bağlı Ortaçay Mahallesi, geçen seçimlerde Bekirhan “dışında” gösterilmiş. Müthiş bir “hile” sayesinde Ortaçaylılar Bekirhan seçimlerinde oy kullanamamış. Çünkü eski Belediye, boşaltılan Tumok köyünden buraya yerleşen Ortaçaylıların BDP’ye oy vereceğini bildiği için, kaymakamlıkla işbirliği halinde, “Ortaçay Bekirhan’dan 16 kilometrelik bir mesafededir” gerekçesiyle Bekirhan dışında tutulmuş. Bu mesafe de 16 kilometrelik bir köprüymüş.
Şaşırdık. Türkiye’nin “en uzun köprüsü” Çatalan Köprüsü, onun da uzunluğu bir buçuk kilometre... Biz kalktık, bu “16 kilometrelik köprüyü” yerinde gördük. Bekirhan ile Ortaçay arasında bir ince bir çay ve onun da üstünde bir köprü var. Öyle “16 kilometre” filan değil elbette. Olsa olsa “16 metre” belki bir kaç santim fazla... Bu “hileyi” şöyle yapmışlar: Çok daha ileride bir de “Ortaça” diye bir yer varmış. Bu “Ortaça” ile Bekirhan’ın arası da gerçekten 16 kilometreymiş. “Ortaçay”ı bir güzel değiştirip “Ortaça” yapınca, Ortaçay Bekirhan’a bağlanmamış. Hile bu...Yolsuzluk yapanın hilesi de böyle oluyor işte. Şimdi BDP’li Belediye Ortaçay mahallesini Bekirhan’la birleştirmiş. Yurtsever Tumoklu köylüler artık oy kullanabilecekler.

Beşiri’de akşam...

Beşiri’ye yolumuz akşam saatlerinde düştü. BDP’liler köylere dağılmış. Kürdistan’da “aday” olmak meşakkatli bir iş. Her “yiğidin” bir yoğurt yiyişi vardır derler ya, bu adaylık “yoğurdunu” her yiğit yiyemez. Sabahın köründe başlıyorsun koşmaya... Gece yarısına kadar. Bu adaylık. Bir de seçilip, çalışmak var. Beşiri Belediye Eşbaşkan adayı Mustafa Öztürk’e “Allah yardımcınız olsun” diyoruz.
Beşiri’de 7 Êzîdî köyü var. Bunların dördünün tüm toprakları işgal altında. Hukuk savaşını köyün sakini Êzîdîler kazanmış. İşgalci kim derseniz, kim olacak, AKP’li Karabulut ailesinin fertleri. Toprakları mahkeme kararına rağmen vermiyorlar.
Beşiri’li BDP’liler “demokratik ulusu inşa sürecinin” bilincinde. Biz her yerde olduğu gibi, Beşiri’de de henüz hapisten çıkmış bir BDP’li ile karşılaşıyoruz. Nuri Kavuş…  
Cezaevi çıkışlıların katılımıyla BDP’nin çalışmaları daha da güçlenmiş. Beşiri’ye yavaş yavaş “akıllı“ sermaye girmeye başlamış. Son dönemde iki tekstil atölyesi kurulmuş. Bu bile Beşiri’yi neredeyse, 1700’lü yılların tekstil kenti Lyon gibi yapmaya yetmiş. Kapitalist modernitenin bu “lütfu!nun yanında, kötü lütufları da var: İlo deresi petrol atıklarıyla kirlenmiş. Ve bir de “yokluk”... Hemen yanı başında Garzan Çayı’nın olduğu Beşiri’de her gün su kesintisi var.
AKP’li Sait Karabulut kabadayı. Seçimi kaybedecekler. O nedenle saldırgan. Sokakta insan dövüyor. Eşbaşkan Dicle Erdem, bu erkek egemen yerde, beş kadımla birlikte korkusuz bir şekilde çalışıyor. Kadın özgürlükçü toplum yolunda, özellikle kadınların “kumalık” kurumundan kurtulması için gözünü kırpmadan çalışıyor.

15’ler’den Arjîn!

Kozluk gezimizi Gûnde nû yönüne çeviriyoruz. Devletin “Yeniköy” adını verdiği Gûnde nû’da Leyla Altan’ın (gerillada adı Arjîn Garzan) kabri bulunuyor.
Leyla Altan, 24 Şubat 2012 tarihinde Bitlis-Hizan’da kimyasal silahla katledilen 15 gerillanın komutanı. Korucuların ihbar ettiği 8 kadın gerillanın yardımına 7 arkadaşlarıyla birlikte koşuyor. Ne var ki “pusuya” düşürülüyor. Çarpışarak şehit oluyor. Annesi Bedru Cemal ve diğer aile bireyleriyle Arjîn’in mezarını ziyaret ediyoruz. Daha geçen gün Kürdistan kadınları 8 Martı büyük bir “bayram şenliğinde” kutladı. Rengarenk yöresel giysileriyle halaya duran ve zılgıt çeken Kürdistan kadınının özgürlüğü Arjînlerin mezarlarında açan çiçeklere benziyor...

HAZIRLAYAN: VEYSİ SARISÖZEN