Dediğine göre; Tayyip Erdoğan idam cezasından yanaymış. Kendisini teraziye yatırıp buna karar vermiş. Devlet eli ile işlenen cinayetlerde araç kısıtlaması istemiyormuş. Çatışmalarda, katliamlarda kullanılan ölüm silahlarını cezaevlerinde kullanamamanın sıkıntısını, idam cezası ile gidermek istiyormuş. Asmayıp beslemek, zoruna gidiyormuş.
İş burada kalsa iyi, talepleri uğruna açlık grevi yapanlara da öfkeliymiş. Onları beslemek zorunda kalmıyormuş ama kendisinden izinsiz ölmeleri ihtimaline kızmış. İdam cezası derken, siz ölemezsiniz biz öldürürüz demeye getiriyormuş.
Bir yandan da, siz bana itaat etmez isyan içinde olursanız lideriniz Abdullah Öcalan’ı da asarım ha, dermiş…
Görünen o ki bütün bunları derken; var olmak için, insanca yaşamak için ölümü göze alanların ortasında yaşadığını, bu uğurda yıllardır her gün, onlarca canın toprağa karıştığını, işkencelere, katliamlara rağmen bu mücadelenin büyüyerek devam ettiğini unutuyor. İdam cezasının, devlet eli ile işlenen cinayetler içinde devede kulak kalacağının hesabını atlıyor. Bütün bu hesaplar içinde idam cezasının kimseyi yolundan çeviremeyeceğini, ancak iktidarın faşistliğinin, kana doymazlığının tescili olacağını, bir de o ipin kendi boğazına dolanma ihtimalini göz ardı ediyor…
Sonu kötü biten bu söylemleri, dili sürçtü diye açıklıyor bakanları. Her fırsatta aynı hayasızca söylemlerini tekrar edişine bakınca başbakanın dili için, yalama olmuş demeleri daha doğru bir açıklama olmaz mıydı sizce de.
Elbet sürçen dil değil. Her şey, halkı kandırmak ve oyalamak için planlı programlı yapılıyor. Dün, Roboskî katliamının devlet güçlerince gerçekleştirildiği ortaya çıktığında, başbakan "her kürtaj bir cinayettir, Roboskî’dir" diyor, yasak getirme talimatı veriyor, kadınların enerjisini Roboskî’den kürtaja kaydırıyordu. Bu gün Başbakan açlık grevi yok diyor, bakan 683 kişi açlık grevinde diye açıklıyor. Başbakan şov yapıyorlar diyor, bakan kritik günlere girildi diyor. Başbakan idam cezası diyor, bakan yok böyle bir çalışma diyor…
İşin garibi, pek çok köşe yazarı ve demokratik kitle örgütleri tarafından yapılan açıklamalarda yapılan tespitler ve belirtilen endişelerin de başbakanın açıklamalarından aşağı kalır tarafı yok. İdama karşı olarak yapılan pek çok açıklamada, bu söylemin demokrasiye zarar verdiğinden, AB'ye uzaklaştırdığından dem vuruluyor. Ortada zarar görecek bir demokrasi mi var ki, böyle bir demokrasiyi hala AKP’den beklemek neyle açıklanır, ya da AB üyeliği eşit, özgür, barış içinde bir yaşamın garantisi mi ve benzeri ve cevabı "hayır" olan daha pek çok soruyu akla getiriyor bu açıklamalar. Bir anlamda, Erdoğan’a bizi kandırdın diye serzenişte bulunup, onu doğru yola davet eden bir güruh var ve halen bu güruhun bu konudaki samimiyetinden şüphe ediyorum.
Zira on bin can açlığa yatırdığı bedenleri ile zulme karşı direnirken ve halen halk idam cezası ile tehdit edilirken, zalime serzenişte bulunmaktan daha fazlası yapılabilmeli. Bir tutuklu gazeteci arkadaşımız duruşma arasında "yakında içerde ölümler başlayacak, dışarıda daha ne bekliyor insanlar" diye soruyordu evvelsi gün? Sizce ne bekliyoruz?...
Elindeki ip Erdoğan’ın boynuna dolanacak!