
“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması
gerektiğini söyleyenler,
dinin ne olduğunu
bilmiyorlar demektir.’’
Mahatma Gandhi
İkibinonüç yılını geride bırakırken kılıçlar çekildi. Kendilerini geleceğe cengaverler olarak hazırlamış yiğitler meydana çıktı. Bu yiğitler beraber olmanın gücünü tam oniki yıldır bize ıspatlar bir görünüm sergiliyordu. Gel gör ki bu yiğit cengaverler bir birine girdi. İyi de oldu. Gizli, saklı ne var ne yok fütursuzca daha da ortaya çıkacağa benziyor. Çıkmalı da çünkü yeter demenin ağrısı kemiğe dayanmış durumdadır. Sızılar kocaman kocaman ağrılara dönüşmüş bulunmaktadır. O ağrılar artık çekilmez bir hal almakta...
Hal böyleyken derinlikli şemaları yırttığını söyleyen iktidar içine düştüğü ağın uzunluğunu tam olarak ölçememişe benziyor. Hesaplar dolar renginde, beddualara büründü. Tanrı sopasını gizlemiyor artık. Ayakabı kutuları ezberi bozmadı belki ama, beddualarla sahtekarlığın ve iki yüzlülüğün paralelliğini ortaya çıkardı. Görmek, tepki vermek yırtık ayakabıların onuruna kaldı. Sokakta olmanın, doğruları haykırmanın ezberini yaratmanın tam zamanı...
***
Çözümsüzlük herkesi kaygılandırırken en çok da demokrasi güçlerini kaygılandırmaktadır. Türkiye’yi kendi sınıfsal çıkarlarına uygun biçimde şekillendiren çember genişledikçe, söylemlerdeki yankısı da genişledi. Bir ezber, bir ezber ki tam oniki yıldır insanların beynine empoze edildi. İnsanlar duydukları aynı şeylere artık inanmak zorunda… Tekrarlanan ve ciddiyetle hesaplanmış ezber, taraf olmanın yoludur artık. Bu ezber tam üç dönem iktidar olmanın garantisi olarak yenilendi.
Bu öyle bir ezber ki toplumsal kirlenmenin de yaratıcısıdır. Bir toplum söylenenler karşısında tepkisini ölçemez duruma geliyorsa, o iktidar başarılı olduğunun altını çizer ve hiçbir alternatif düşüncenin hayat bulmasına izin vermez. Yani öyle bir yere geldik ki dinsizin hakkından imansız gelir. Hem de beddualarla… Muhteşem bir film izliyoruz...
***
Bu bir güvendir. Büyümenin saldırgan yüzü o güvenden gıdasını alır, bazen farkında olmadan, bazen farkında olarak kirli oyunların paralel yapılanmasına katkı sunar. Ve paralel derinliğin ta kendisi olur. Bu bir savaştır. Güç savaşı. Paylaşamama savaşı. Artık bu savaşta dini ahlak ikinici bir söylem olarak arka planda bekleyen tarihi bir silahtır. İnsan olmanın sınırı aşılmış ve tehtitlerle birbirlerinin kirli çamaşırlarını dökme zamanıdır. Bilinmeli ki burada kirliliği en çok döken kazanmayacak, her iki tarafın ortaklığı kaybedecektir. Kısacası kaybeden özel savaşın kendisi olacaktır. Kirlenmiş güçlerin siyaset yapma güzergahı daralır, ezberin biçimi değişir ve çirkinliğin boyutu başka güçlere bulaşır. Öyle de oluyor, pusuda bekleyen kafatasçılar oklarına yeni bir ok eklemekle meşguller şimdi. (Burada bir parantez açarak küçük bir not düşelim: pusuda bekleyen hep kaybeder.)
Bugün kirlenen herkestir. Dini siyasal hayata dahil edenler dünden kalma yöntemlerle sahtekarlığın tekrarından başka bir şey yapamazlar. Demokrasi güçlerini bekleyen büyük bir sınav var. Yerel seçimlere kadar bu oluşan dengesizliğin rengini değiştirmenin beraberliğini belki de sandığa yansıtmanın yollarını aramalıdırlar. Beraberliğin nelere kadir olduğuna ve devleti nasıl şekillendirdiğine tanık olduk. Gün be gün yaratılan ezber ve alınan sonuç nasıl iktidar olmanın yollarını açtıysa, demokrasi güçlerinin de belki kendi ezberlerini bozması ve güven vermesi önemli olacaktır. Düşmandan örnek almak bazen gereklidir. Doğrularını halka yansıtmanın azmi ayakabı kutularında ortaya çıkarken, o azmin kirliliğini iyi anlatabilmek önem taşımaktadır.
***
Demokrasi güçleri bir adım öne geçmişlerdir. Yine müzakere sürecindeyiz, süreç zarar görmemeli kaygıları Gezi’de olduğu gibi geç kalınmış pişmanlıklara pay bırakmamalıdır. Çünkü; kirlenmiş yapılarla siz demokrasiyi inşa edemezsiniz. Bu denli çığrığından çıkmış, diktatör duygusallığını içselleştirmiş bir güç asla sonuç alamaz… Sana bir yarar da sağlamaz… O yüzden anlatabilmenin yollarını genişletmek önemlidir.
Dün de bugün de süreçlere karşı güçler hep vardı. Adına ‘derin devlet’ dedik. Şimdi ‘Paralel devlet’ diyoruz. Tam oniki yıldır sorunun çözümüne dair adımlar atmak isteyen bir yapılanma, sorunun çözümsüzlüğüne dair beslendiği cemaatla planlar yaparken, şimdi ‘sürece karşı bir komplo var’ demesi sahici bir söylem değildir. Bu söylemin şifresi; Kürtlerden destek istemedir. Kendisini sorunun çözümüne dair hep ayakta tutan oyalamacı yaklaşım, kendisini yeniden ortaya koymaya çalışıyor. Kürtlere ben iyiyim, kötü olan Cemaat ve diğerleridir. Kürt sorununu çözmek istiyorum onlar izin vermiyor yakınmasıdır. Evet bu bir yakınmadır. Zorlanan bir siyasetçinin yakınmasıdır. Oysa her konuda anlaşan ve mutabakata varan iktidar ve Cemaat yalnızca Kürt sorununda anlaşamıyor izlemini yaratamaya çalışan bazı kesimler, ta başından bu yana süren ortaklığa bakarak cümleler kurmaları önemlidir.
***
Herkes kirlenmiştir dedik. En çok kirlenen ise küme küme safını belirtenlerin cümlelerinde ortaya çıkıyor. Herkes birini aklamaya çalışırken kirleniyor. Aklanan bir diğerini kirletiyor çünkü bu kirli oyunda herkes ortaktır. Aklayan da aklanan da suçludur. Ne diyelim; allahınız taksiratınızı affetsin.