EGÎD EREN/HABER MERKEZİ
74’üncü fermandan sağ kurtulan Hêvîn Şîno’nun Şengal’den Almanya’ya uzanan hikayesi, soykırımın diaspora yüzünü gözler önüne seriyor. Şîno, “Çocukluktan beri yaptığım bütün plan ve hayallerimi doğduğum diyarlarda bıraktım. Ne kadar güzel, ne kadar güvenli olsa da Avrupa’nın yabancısıyız. Burada emaneten yaşıyoruz. Mutluluğumuza değil yaşamaya odaklanmışız” diyor.Êzîdîlerin anavatanı Şengal’e yönelik 3 Ağustos 2014 yılında gerçekleşen soykırımın yaraları sarılamıyor.
Duhok Üniversitesi Anestezi Bölümü’nden mezun olan Şîno’nun Şengal’in bir köyünden Almanya’nın Freiburg kentine uzanan hikayesi, soykırımın kadın yüzünü gözler önüne seriyor. 74’üncü Êzîdî Soykırımı’ndan şans eseri kurtulan Şîno, üzerinden 4 yıl geçtiği halde o günleri dün yaşamış gibi hissediyor. Ölümün kol gezdiği günleri tekrar tekrar hatırlatmak acı verici olsa da onunla yaşadıklarını ve soykırımın kadınlar üzerindeki etkisini konuştuk.
Hikayenize dair neler anlatabilirsiniz?
Böyle bir şey yaşayacağımızı aklımızın ucundan bile geçiremezdik. Soykırımın başladığını televizyondan duyduk. Bizim için bir facianın başladığını duyuruyorlardı. Birbirimizi telefonlarla aramaya koyulduk. Halkımız Şengal Dağı’na kaçışmaya başladı. Etrafımız sarılmıştı ve rehin alınanlar vardı. Her taraf ölüm kokuyordu. Çocukları, erkekleri öldürüyor, kadınları kendileriyle birlikte götürüyorlardı. Biz Musul’a bir saat uzaklıktaki bir köyde yaşıyorduk. Çetelerin köyümüze yaklaştığı haberini aldık, 15 dakikalık bir mesafe kalmıştı aramızda. Onları engelleyecek, oyalayacak bir güç de yoktu. Akrabalarımızı, köylüleri araba kasalarına saklayarak canımızı kurtardık.
Zaxo üzerinden Hewlêr’e ulaştık. Oradan Türkiye’ye geçmek istedik ancak Irak devletinden çıkmamıza izin vermediler. Çok korkuyorduk; Êzîdîlerin Hewlêr’de, Zaxo’da bile müslümanlar tarafından öldürüleceğini düşünüyorduk. Çünkü bize böyle haberler geliyordu. Êzîdîler olarak bir an önce Irak’tan kaçmanın yollarını arıyorduk. Önümüze İran ve Suriye’ye çıkıyordu. Suriye’ye geçemezdik, orada DAİŞ vardı. Hewlêr’den Zaxo’ya geçip orada bir yakınımızla görüştük. ‘Bizi kurtarman gerekiyor, tüm Êzîdîleri öldürdüler, Türkiye’ye geçmemiz gerekiyor’ dedik. Bakur’daki Kürtler geçmemize yardım etti. Oradan bir günlük yol gittikten sonra kendimizi Kırşehir’de bulduk. Ama burada yaşayamayacağımızı anladık. Burada herkes Müslüman. Êzîdî olduğumuzu anlarlar ve hor görürler diye Nisêbîn’e geçme kararı aldık. Nisêbîn çığlığımıza cevap verdi; bize sahip çıktılar, tüm ihtiyaçlarımızı karşıladılar. Sonradan Nisêbîn’in de Şengal gibi yerle bir edildiğini duyduğumda çok üzüldüm.
Biz Nisêbîn’deyken PKK, Şengal’in güvenliğini sağlamıştı. Bize ‘Evinize dönebilirsiniz’ dediler. Anavatanımıza döndük ama korkumuzu yenemedik, her yer çok tehlikeliydi. Anlatamayacağım bir korku hakimdi. Hep gözümüz kapıda nöbet tutuyorduk. DAİŞ hâlâ Mûsil’daydı o zaman ve bize çok yakındı. Artık yaşam güvencemizin kalmadığı kararına vardık ve Avrupa’ya göç ettik.
Bu zulüm hiç bitmeyecek mi? İnancımızdan ötürü devlet bizi vatandaşı olarak görmedi. Kürt olarak bile görülmedik. Onların gözünde bir ‘kafir’dik. Bize yaşam alanı bırakmadılar. Daha ne söyleyebilirim ki?
DAİŞ katliamından kurtulup Almanya’ya gelen Êzîdîlerin ne tür sorunlar yaşadığına dair gözlemleriniz var mı?
Malesef artık toprağımızdan, ülkemizden çok uzaklardayız. Çocukluktan beri yaptığım plan ve hayallerimi doğduğum diyarlarda bıraktım. Ne kadar güzel, ne kadar güvenli olsa da Avrupa’nın yabancısıyız. Burada kimse dinimizi, inancımızı sormuyor, emaneten yaşıyoruz. Doğduğumuz yerler de güzeldi, ancak burada daha fazla güvendeyiz. Mutluluğumuza değil yaşamaya odaklanmışız.
Êzîdî kadınlar travmalarını ne şekilde yenmeyi esas alıyor?
Ben DAİŞ’in eline düşmesem de DAİŞ’ten kurtulan bir kadınım. Halen yaşadıklarımızın etkisindeyim ve bu etkiyi yaşadığım süre boyunca atlatacağıma inanmıyorum. Korkuyu sürekli yaşıyorum.
Gözlemlerinize göre DAİŞ katliamından kurtulup Almanya’ya gelen kadınlar ne tür sorunlar yaşıyor?
Yabancı bir ülkedeyiz, herşeyimizden uzakta yeniden bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Akrabalarımızın çoğu farklı devletlerde çok kötü şartlarda yaşamaya çalışıyor. Bir sürü çocuk kamplarda. Aç olan, DAİŞ’in elinden kurtulup, psikolojileri bozulmuş onlarca insanımız var ve kimse bunlar için bir çözüm yolu aramıyor. Televizyon ve gazetelerde yansıyan haberler de gerçekleri yansıtmıyor. 4 yıldır durum bundan ibaret.
Soykırıma uğrayan Êzîdî halkını dünya kamuoyu ne düzeyde sahiplendi ya da sahipleniyor?
Gerçek anlamda sahip çıkanlar Şengal Dağları’nda Êzîdîleri kurtaran PKK gerillaları oldu. Bugün hayatta olan Êzîdîler, PKK’nin insanlık mücadelesine borçlu. PKK’nin Irak’ta oluşturduğu yaşam koridoru Türkiye ve Suriye sınırına dayandı. Ellerinden geleni yaptılar, Êzîdî çocuk, yaşlı ve kadınlara avuçlarıyla su verdiler. O günden sonra gerçek anlamda bir yardımlaşma ve dayanışma olmadı. Bugün Şengal’de yaşamaya tutunan insanlarımız çok zor şartlarda yaşamlarını idame ettiriyor. PKK, Êzîdîleri hiç göz ardı etmedi. PKK’nin varlığından Irak’ta rahatsız olanlar oldu ve onun Şengal’den çıkmasını istediler. Ancak son fermanı Öcalan’ın ideolojisi engelledi diyebilirim.
Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde bir duyarlılık var. Özelikle Irak’ta tedavi edilme olanakları bulunmayan kadınları Avrupa’ya getirme konusunda çalışmaları var. İngiltere ve Almanya’da tedavi ediliyorlar. Bir çözüm var, inkar edemeyiz ancak genel itibarıyla çok yetersiz.
Topraklarınıza geri dönme gibi bir düşünceniz var mı?
Topraklarımıza sırtımızı döndüğümüz gün artık dönüşümüzün kolay olmayacağını biliyorduk. Birçok şeyi ardımızda bıraktık. Vatanımıza dönebilir miyiz, bilemiyorum. Şimdilik burada tüm insanlar gibi ben de hayata tutunmaya çalışacağım, toparlanıp normal bir insan gibi hayatıma devam etmeliyim.
Bugünden sonra neler yapmayı hedefliyorsunuz ne?
Okumak istiyorum, yapamıyorum. 4 bine yakın Êzîdî çocuk ve kadımız halen DAİŞ’in elinde! Burada dahi rahat değiliz. Êzîdîler daha ne zamana kadar ferman yaşayacak? Kurtulamayacak mıyız? Dünya ahlaksız, dünya görmemişlerle dolu; ‘Bu insanların yaşamaya hakkı yok!’ diyorlar. Ülkeden çıktıktan sonra tüm planlarımız bitti.
Yüzbinlerce Êzîdî diaspora yaşadı. Êzîdî Kürtler nasıl birliğini oluşturabilir, örgütlenebilir sizce?
Êzîdîlerin sayısı çok az. Bu sayının korunması için birlik şart. Ancak kimi partiler birliğimizin oluşmasına müdahale ediyor.