
Kamuoyunda “Güvenlik Paketi” diye bilinen “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” TBMM’de görüşülmeyi bekliyor. Muhalefet, sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları tasarıya karşı çıkıyor. Peki tasarı neleri değiştirmeyi hedefliyor; karşı çıkanlar neden karşı çıkıyor?
Özellikle AKP iktidarları süresince sıkça gördüğümüz “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” yani torba yasa çok da iyi bir sabıka kaydına sahip değil. Peki, gündemde olan ve pek de özgürlükçü görünmeyen bu düzenlemeler hayatımıza ne gibi yenilikler katacak?
Tasarıda yer alan bir kısım düzenlemeler, aslında yeni ortaya atılmış fikirler değil. Örneğin molotof, bilye, sapan gibi bir kısım toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde genellikle çocuk ve gençler tarafından kullanılan araçların Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında silah sayılması, son süreçte ortaya çıkmış bir tartışma değil. Bunlar, 2011-2012 yıllarında birçok kez hükümet yetkilileri tarafından dile getirilmiş değişiklik önerileridir. Yine toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kişilerin kısmen ya da tamamen yüzlerini kapatması, Terörle Mücadele Yasası ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası bakımından zaten yasadışıdır. Polisin durdurma, arama ve silah kullanma yetkisiyle ilgili fiiliyattaki sınırsızlığı ise bu konuda Türkiye’yi dünyanın ilk sıralarına taşımaya yetecek düzeydedir.
Söylemde kimi zaman ilerici ve özgürlükçü olduğunu göstermeye çalışan bir iktidarın genel seçimler öncesi böyle bir tasarıyı meclisten geçirmek istemesiyle ilgili şüphesiz birçok politik çıkarımda bulunulabilir. Fakat bu düzenlemelerin hukuki boyutunu tamamen göz ardı edecek bir yaklaşımla ortaya konulacak tüm politik çıkarımlar eksik kalacaktır. Güvenlik Paketi diye bilinen tasarının bazı bölümleri hukuki açıdan önemle ele alınmayı hak ediyor. Bu yönlü bir incelemeyle tasarı sahiplerinin, bir kısmı tekrar ve ısrar içeren yeni düzenlemelerle ne yapmaya çalıştığı hakkında fikir üretmemiz daha kolay olacaktır.
Polise geniş ‘yakalama’ yetkisi
Paketle getirilen önemli değişikliklerden biri, polisin (kolluğun) arama yetkisine ilişkindir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 4/A maddesine ilişkin değişiklik öngören tasarının 1. maddesinin 1. fıkrasıyla hedeflenen, polisin, kişinin üstünü ve aracını (otomobil, minibüs, otobüs vs.) ararken hakim kararına ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Savcı kararına gerek duymaması. Tasarıda yer alan düzenlemeyle mülki amirin belirleyeceği kolluk amiri bu konuda izin vermeye yetkili kılınacak. Hatta o kadar yetkili olacaktır ki hakim kararı gibi yazılı olması bile gerekmeyecektir, sözlü izin yeterli olacaktır. Dolayısıyla, hakim ve savcı kararı gerekmeden polis, amirinin iznine dayalı olarak herhangi bir yurttaşın aracını ve üstünü arayabilecektir. Tabii ki bu durum polis devleti pratiğini geliştirecek, devletin vatandaşla “İn ulan aşağıya!” ilişkisini perçinleyecektir.
Ceza Muhakemesi Hukuku’nun bir parçası olan koruma tedbirleri bakımından arama, yakalama, gözaltına alma, çoğu kez birbirini takip eden bir silsile halindedir. Bu itibarla arama yetkisine dair tasarıda yer alan düzenlemelerle birlikte yakalama ve gözaltına alma yetkisine ilişkin de bir kısım düzenlemeler hazırlanmış durumda. Söz konusu torba yasa tasarısının 1. maddesinin 2. fıkrasıyla, 2559 sayılı yasanın 13. maddesinde değişiklik yapılması öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle polise, “eylemin ve durumun niteliğine göre” kişileri koruma altına alma, uzaklaştırma, yakalama ve gerekli işlemleri yapma yetkisi verilmiştir. Halen yürürlükte olan mevzuata göre polisin yakalama ve gerekli işlemleri yapma yetkisi mevcuttur. Bu değişiklikle polisin kişileri koruma altına alma ve uzaklaştırma gibi yetkileri de olacaktır.
Yakalama yetkisi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90. maddesi gereğince bazı durumlarda kolluğun ve hatta sivil kişilerin bile kullanabileceği bir yetkiyken Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’na özenle ve ısrarla yerleştirilmesi, polisin etkinliğinin arttırılması isteğinin bir tezahürüdür.
Bu düzenlemede bir hukukçu açısından en dikkat çeken kısım ise polise uzaklaştırma yetkisi verilmesidir. Çünkü polisin kendince makul şüpheli gördüğü bir kişi üzerinde arama, yakalama, koruma altına alma gibi işlemleri gerçekleştirme yetkisi varken uzaklaştırma niye? Bu yetki hangi durumlarda kullanılacak? Bu düzenlemenin amacına dair görüşüm, polise vatandaşları herhangi bir mekandan ya da açık alandan “kovma” yetkisi verilmek istenmesidir. Yani polis, açık bir alanda gerçekleştirilen bir gösteride, bir konserde ya da herhangi bir kamuya açık alanda kendince makul şüpheli gördüğü kişiyi o civardan uzaklaştırabilecektir. Bu uygulamanın hayatımıza ne gibi renkler katacağını, devletle vatandaş arasındaki “Bas git ulan buradan” ilişkisini nasıl geliştireceğini varın siz düşünün! Tabirler çok bilimsel olmasa da karşılaşacağımız gerçeklik bu düzeyde olacaktır.
Gözaltına alma yetkisi bakımından ise torba yasa tasarısının 6. maddesinin 1. fıkrasıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesine yeni bir yasal düzenleme getirilmek istenmektedir. Tasarının bu kısmıyla kolluk amirlerine, yani polise 24 saate kadar gözaltına alma yetkisi verilmektedir. Bu süre toplu veya toplumsal olaylarda 48 saate kadar çıkabilmektedir. Bu maddenin uygulanması bakımından bir kısım suçlar katalog suçlar olarak sayılmıştır. Bu suçların arasında öldürme, yaralama, hırsızlık, fuhuş gibi suçlar bulunmakla birlikte 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası ve Terörle Mücadele Yasası da sayılmıştır. Dolayısıyla herhangi bir gösteri yürüyüşü sırasında yahut Terörle Mücadele Yasası kapsamında değerlendirildiği iddia edilecek herhangi bir olay sırasında polis, 48 saate kadar gözaltına alma yetkisine sahip olacaktır. Savcılıklara bilgi verme zorunluluğu da bu sürenin sonundadır. Yani açık bir ifadeyle polis, herhangi bir adli makamın haberi olmadan bir ya da birden fazla vatandaşı 48 saat kendi yetkisiyle gözaltında tutabilecektir. Bu düzenleme, en hafif tabiriyle bir olağanüstü hal uygulamasıdır.
Ayrıca torba yasa tasarısının 6. maddesinin 2. fıkrasıyla 2911 sayılı yasanın 33. maddesinin ihlali ve Terörle Mücadele Yasası’nın 7. maddesinin 3. fıkrasının ihlali, tutuklama nedenleri (katalog suçlar) arasına alınmak istenmektedir. Bu düzenlemenin ifade ettiği şey, katıldığı gösteri yürüyüşü kanuna aykırı bulunanlar yahut gösteri yürüyüşüne sapan, bilye götürenler ya da katıldığı gösteri yürüyüşünde hukuka aykırı hiçbir fiili olmamasına rağmen yüzünü kısmen ya da tamamen kapatarak katılanlar tutuklanabilecektir. Bu itibarla tasarı sahipleri gösteri yürüyüşlerine katılmak isteyenlere gözdağı vermek, katılanları ise tutuklama tedbiriyle cezalandırmak istemektedir.
Polisin silah kullanma yetkisinin arttırılması
Torba yasa tasarısının 1. maddesinin 4. fıkrasıyla polisin silah kullanma yetkisini düzenleyen 2559 sayılı yasanın 16. maddesine ek düzenleme getirilmektedir. Bu ek düzenlemeye göre molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldırıda bulunan ya da teşebbüs edenlere karşı polise bu saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde silah kullanma yetkisi verilmektedir. İlk bakışta böyle bir düzenlemenin kamu düzeni ve güvenliği açısından normal olduğu düşünülebilir. Fakat ekleme getirilen 2559 sayılı yasanın 16. maddesine bakıldığında zaten yasanın ve genel itibariyle de ceza hukuku mevzuatının polise, saldırıları bertaraf etmek için gerekli düzeyde (hatta gereğinden fazla) silah kullanma yetkisi verdiği anlaşılmaktadır. Peki yürürlükte olanı tekrar ve ısrardaki kasıt nedir? Özellikle molotof ve havai fişek gibi bir kısım gösterilerde kullanılan araçların TCK bağlamında silah sayılmasına ilişkin tartışmalar bu konuyu daha iyi anlamamız için yardımcı olacaktır. Çünkü fikir sahipleri yıllardır bunların silah sayılmasını ve cezalarının arttırılması gerektiğini ifade ederken esasen polise silah kullanması için gizli sinyaller veriyordu. Fakat hem bir kısım kolluğun bazı gösterilerde yetersiz kalması hem de kamuoyu nezdinde polisler tarafından işlenen yargısız infazlara/cinayetlere duyarlılığın artması üzerine artık gizli bir düzenlemeyle değil polise silah kullanması için doğrudan ilgili yasaya ek düzenleme getirilmektedir. Yani tasarı sahipleri sorunu tersten okumakta ve polisin silah kullanma yetkisinin yeterli olmadığını düşünmektedir. Böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunun kabulü halinde ise (yani polisin mevcut düzenlemelere göre silah kullanma yetkisinin yeterli olmadığını düşündüğümüzde) bugüne kadar polis kurşunuyla gerçekleşen ölüm vakalarında neye dayanılarak cezasızlık politikası sürdürüldüğü izaha muhtaçtır.
Şüphesiz bir hukukçu olarak demokratik hakların kullanıldığı gösteri ve yürüyüşlerde molotof kokteyli, havai fişek gibi yakıcı-yaralayıcı araçların kullanılmasını ve bu araçlarla göstericilerin, gösteriyle ilgisi bulunmayan vatandaşların yahut resmi görevli insanların zarar görmesini doğru bulup tasvip ettiğimi söylemem. Toplumsal gösteriler sırasında şiddet kullanımı, nedenleri ve sonuçları bakımından zaten farklı bir inceleme konusudur. Fakat yasal olarak bu alanda boşluk olmamasına rağmen kanun koyucunun ısrarla silah kullanma yetkisi içeren yasalara malumun ilamı şeklinde ek maddeler yerleştirmesi de resmi cinayet ve infazlar bakımından sabıka kaydı hayli geniş olan bir ülkenin vatandaşı olarak kaygılanmama neden olmaktadır. Bir yorum olarak, kanun lafzının ruhuyla birlikte değerlendirilmesiyle, tekrar ve ısrar edilen şey düzenleyici hükümden amir hüküm düzeyine ulaşmaktadır. Bu nedenle binlerce kişinin katıldığı bir gösteri yürüyüşünde kullanılacak tek bir molotof kokteyli ya da havai fişek o gösteriye katılan kişilerin yaşam hakkının kolayca gasp edilmesi sonucunu doğurabilecektir. Geçmiş dönemde öldürdüğü çocukların başucuna kalaşnikof (tam otomatik ateşli silah) koyma gereği hissedenler, bu tasarının yasalaşmasının ardından bir molotof kokteyli koyarak kolayca işin içinden sıyrılabileceklerdir.
Değinmeden geçmek istemediğim son bir husus ise tasarının bu kısmına ilişkin madde gerekçesinde yer alan ifadelerdir. Madde gerekçesinde yer alan, “Ayrıca silah kullanıldığı takdirde yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın çok uzun olması sonucunda personel mağdur edilmektedir” şeklindeki ifade, bu düzenlemenin amaç ve gerekçesini tek cümleyle açıklamış gibi durmaktadır. Tasarının sahipleri, mağdurları yasa hazırlanırken belirlemiş gibi duruyor ve sanki Güvenlik Paketi adıyla kimin güvenliğini sağlamaya çalıştıklarını dile getiriyor.
Gösteri yürüyüşlerine ilişkin değişiklikler
Torba yasa tasarısıyla değişiklik yapılmak istenen yasalardan biri de 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’dır. Bu kanunda toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklı/yasa dışı hale getiren şeylerin arasına demir bilye ve sapanın da getirilmesiyle tasarının sahipleri makyaj ve magazin kısmıyla ilgilenenlere malzeme vermeyi ihmal etmemiştir. Fakat düzenlemenin magazinsel kısmından sonra özellikle yüzleri kısmen ya da tamamen kapalı biçimde bu etkinliklere katılanlara yönelik getirilen ağır cezalar yine nasıl bir baskı rejimine doğru gidildiğini göstermektedir.
Torba yasa tasarısının 3. maddesinin 2. fıkrasıyla 2911 sayılı yasanın “Toplantı Yürüyüşlerine Silahlı Katılanlar” başlıklı 33. maddesi değiştirilmek istenmektedir. Bu değişiklikte bir kısım silah ve silah sayılan şeyler tek tek belirtilip düzenleme güncellenirken “veya” bağlacının ardından “kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar” denilerek ilginç ve bir o kadar da hukuka aykırı bir yasal düzenleme getirilmektedir. Daha açık bir ifadeyle yüzlerini kısmen ya da tamamen kapatarak bir gösteri yürüyüşüne katılanlar, bu yürüyüşe silahla katılmış sayılacak ve bu şekilde cezalandırılacaktır. Yürürlükte olan yasaya göre yüzünü kısmen ya da tamamen kapatarak bir gösteriye katılmak zaten 2911 sayılı yasanın 32. maddesi kapsamında suç sayılmaktadır ve yaptırımı 6 ay hapis cezasından başlamaktadır. Fakat bu tasarıyla yüzünü kapatmak silah taşımakla eş değer sayılmakta ve yaptırımı da 2 yıl 6 aydan yani iki buçuk yıl hapis cezasından başlayıp 4 yıla kadar çıkabilmektedir. Buradan hareketle yapılacak yorumla tasarıyı hazırlayanlar yüze sarılan bezle tam otomatik silahlara aynı muameleyi yapmaktadır. Bunun uluslararası hukuk ve iç hukuk normları açısından izahı mümkün değildir.
Dur artık, devam etme!
Bir kısmı izah edilmeye çalışılan torba yasa tasarısı geniş bir kapsama sahiptir ve değinmediğimiz birçok konuda da düzenleme içermektedir. Yukarıda değinilen kısımlar tasarı sahiplerinin ve yasalaşırsa kanun koyucunun demokratik bir ülke, hukuk devleti talepleri karşısında nasıl bir istikamette hareket ettikleri konusunda bilgi sahibi olabilmek için bizlere yardımcı olmaktadır.
İnsan hakları örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin verilerine göre Türkiye’de devam eden otoriterleşme ve baskı rejimine dönüşme eğiliminin bu tasarıyla süratini arttırdığı açıkça görülmektedir. Polislere (kolluk kuvvetleri), vatandaşlara karşı silah kullanma, vatandaşları gözaltına alma, kendince yaptığı değerlendirme neticesinde keyfi olarak vatandaşı durdurup kendisini ve aracını arama ve hatta bulunduğu yerden uzaklaştırma yetkisi veren bu düzenlemeler, hukuk devleti ve demokratik bir sistem taleplerine cevap olmaktan çok uzaktır. Hatta bu taleplerin sahiplerini baskı altına alıp cezalandırma isteğidir.
Kamuoyuna “Güvenlik Paketi” diye gösterilen şeyin kimin ve neyin güvenliğine yönelik bir çalışma olduğu şüphesiz zaman içerisinde tartışılmaya devam edilecektir. Fakat bir hukukçu gözüyle bakıldığında bu paketin insan haklarına, evrensel ölçekte kabul gören uluslararası düzenlemelere ve mevcut Anayasa’ya aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Bu ve bunun gibi antidemokratik, evrensel hukuka ve değerlere aykırı tasarıları gördükçe mevcut iktidarın o meşhur sloganını tersinden söylemek istiyor insan: Dur artık, devam etme!
Mustafa Emrah ŞEYHANLIOÐLU / Avukat
Tasarı ne getiriyor ?
* Herkesin telefonu, 48 saat süresince hakim denetimi olmadan dinlenebilecek
* Türkiye’de yapılan tüm dinlemeler, Ankara’da görevli tek hakim tarafından denetlenecek.
* Polis toplumsal olaylarda üç gün çıkmayacak özellikte boyalı su kullanacak...
* Polisin aldığı herhangi bir önleme karşı gelmeniz durumunda gözaltına alınacaksınız.
* Polis, savcı kararı olmadan ve kimseye haber vermeden 48 saat gözaltında tutabilecek.
* Yüzünüzü kısmen bile kapatılan toplantı ve gösterilere katılırsanız 5 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaksınız.
* Valinin ilan ettiği yasaklara uymayanlar, 1 yıl hapis cezası ile cezalandıracak.
* Vali, toplumsal olaylarda belediyenin araç ve gereçlerine el koyabilecek; personeline emir verebilecek.
* Kiraladığınız araç ve gittiğiniz yer anlık olarak emniyet tarafından takip edilecek.
* Polis, hakim ve savcı kararı olmadan istediği kişinin üstü, eşyası ve aracını arayabilecek.
* Polis, toplumsal olaylarda ‘Cebinde taş vardı’ bahanesiyle bile silah kullanabilecek.
* Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmak katalog suç kapsamına girecek. Bu durumda herkes tutuklanabilecek.
ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRAT AVUKATLAR