Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne atanan Recep Güven’in ”Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız, insan değilsiniz” açıklamaları epey bir tartışma yarattı… MHP başkanı sert açıklamalarda bulundu. Tartışmalar öyle bir hale geldi ki; “Güvenciler” ve “Güvenci” olmayanlar diye ikiye bölündü, neredeyse bir futbol taraftarlarının karşılıklı sert atışmalarına tanık olduk… Benim de birçok arkadaşım, demokrat bulduğum birçok kişi “Güvenci” olmakla safını belirledi. Tabi her zaman aklın yolu bir olmuyor, ya da her zaman birlikte yürüdüğü insanlarla aynı düşünmüyor insan. Ben Güvenci olmayanlardanım, tabi nedenlerim var… Birilerine güvenmek gerektiğine hep inandım, Emniyet Müdürü’nün yapmış olduğu açıklama da şüphesiz doğru ve gerekliydi ama Recep Güven toplumu manipüle etmek için bu açıklamaları yapmıştır ve Diyarbakır’a da onun için atanmıştır…
Hatırlama kültürünün gelişmediği veya böyle bir kültürün yeşermesine izin verilmediği toplumlarda insan yaşamına saygı gösterilmediği gibi, bu konuda hassasiyet gelişmesine de izin verilmez. O yüzden hatırlayacağız, evlatlarımızı, yoldaşlarımızı, kardeşlerimizi hatta kıydıkları hayvanlarımızı bile hatırlayacağız…
Hatırlayalım, Recep Güven 1991 ile 1996 yılları arasında Diyarbakır’da görev yaptı. Güven’in kentin istihbaratından sorumlu olduğu bu beş yıl, tarihte unutulmayacak kanlı bir sayfa olarak tozlu raflarda yerini aldı. Kürdistan’da bugün bile aydınlanmayan faili meçhul cinayetlerin büyük bir bölümü bu beş yılda işlendi.
Recep Güven bugün günah çıkartıyor, “Keşke yaşanmasaydı, hiç olmasaydı. İnsanların çektiği acıları biz de yüreğimizde hissettik. Boşaltılan her köyün aslında geleceğimizde tehdit olduğunu biliyorduk. Meçhule giden insanların herhangi bir sisteme tabi olmayacağını da biliyorduk. Belki bir mecburiyetti, belki acil bir karardı. Geçmişi eleştirmek gibi bir olumsuzluğa girmek istemem” dedi. Hem geçmişi eleştirmeyeceksin, hem yargılanmayacaksın, hem de ödüllendirileceksin. Binlerce faili meçhul ölen insanın, binlerce boşaltılan köyün, binlerce mağdur olan insanın hesabını vermeyeceksin, vebalini boynunda taşıyacaksın sonra da “bir mecburiyetti, acil bir karardı, artık farklı olacak” diyeceksin. Nasıl olacak peki?
Şiir’de yazıyormuş Sayın Güven ama Diyarbakır’da kaldığı süre zarfında yazamamış. Duygularının köreldiğinden bahsediyor. Sadece ölüme ve öldürmeye endeksli biri zaten şiir yazamaz, yazsa yazsa dönemin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başsavcısı Nusret Demiral gibi yazar… Hatırlayalım, Nusret Demiral’da eli kanlı bir adam, insanlara işkence yaptırırken içi dahi acımıyordu, ama köpeği öldüğünde nasıl ağlayıp şiir yazmıştı değil mi? Hayvan severler kızmasın bana, onun köpeğinin ölümüne döktüğü gözyaşları bile sahteydi…
Yine Güven Diyarbakır’da kaldığı süre zarfında kimsenin akşam saat 4’ten sonra sokağa çıkmadığından bahsediyor. Ekleyerek, “Yani birisi sokağa çıksın diye yalvarıyorduk. Bir tek biz vardık sokakta gezen” diyor. Acaba niye çıkmıyordu o insanlar sokağa? Ölüm korkusundan olabilir mi? Tutuklanmak korkusundan olabilir mi? Dayak yeme korkusundan olabilir mi? Enselerine yiyecekleri kurşunun korkusundan olabilir mi?
Bizzat kendi eliyle atadığı Recep Güven’in açıklamalarına bir sert tepki de Erdoğan’dan geldi… “Bırakın siyasetçi siyasetini yapsın, herkes kendi işini yapsın” dedi. Savaş çığırtkanlığı yapan, daha çok gencin ölümüne ferman yazan Erdoğan, Emniyet Müdürü’ne, “Bırak bu açıklamaları, daha çok insan öldür” demeye mi çalışıyor? Ben elbet Erdoğan gibi düşünmüyorum. Ya da, Bülent Arınç’ın yeni Emniyet Müdürü için, “takdirle karşılıyorum” dediği gibi de düşünmüyorum. Ya da bazı demokrat çevrelerin Recep Güven’i göklere çıkarması gibi de değil düşüncem… Açık ve net şunu düşünüyor ve söylüyorum: Recep Güven Diyarbakır’da Emniyet Müdürlüğü yaptığı sıradaki icraatlarının hesabını versin ve işlediği suçlardan dolayı yargılansın. Sonra da ister vali olsun, isterse de kadı…
Emniyet müdürü ve manipülasyon…