
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle 20 Temmuz 2016’dan beri süren OHAL’in yarattığı ihlallere ilişkin rapor açıkladı. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan tarafından açıklanan rapor, çarpıcı veriler sunuyor.
OHAL, şiddet ve savaşa karşı olduklarını ve insan hakları değerlerini ayaklar altına alınmasına izin vermeyeceklerinin altını çizen Türkdoğan, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 69’uncu yıldönümünde Türkiye’deki ihlallerin ürkütücü boyutlara ulaştığını hatırlattı. “OHAL koşullarında ve otoriterliğin arttığı bu günlerde okullara gidip evrensel beyannameyi anlatacak durumda değiliz” diyen Türkdoğan, yaşananların sorumlusunun hükümet olduğunu söyledi.
BM’nin de payı var
Birleşmiş Milletler’in (BM) temel hakların korunması noktasında da zafiyet altında olduğunu belirten ve BM denetimindeki Mexmûr Kampı’na yönelik saldırıya ilişkin BM’den henüz bir açıklamanın gelmediğini hatırlatan Türkdoğan, yaşanan bu kadar insan hakları ihlalinde BM’nin bu tutumunun katkısı olduğunu söyledi.
Sadece 5 KHK Meclis’e sunuldu
OHAL’le birlikte otoriter uygulamaların had safhaya ulaştığını dile getiren Türkdoğan, OHAL, seferberlik hali ve savaş halinde bile kısıtlanamayacak haklar olduğunu, bunların başında da yaşam hakkı geldiğini belirterek, “Hiç kimse mahkeme kararıyla kesin hükümle cezalandırılmadığı sürece suçlanamaz” diye konuştu. Türkdoğan, OHAL ilanıyla pek çok uluslararası sözleşmenin ihlal edildiğini anımsatarak, “28 kararname çıkarıldı ve bunların sadece 5’i Meclis denetimine sunuldu. Bunlar zaten Anayasa’nın 120 ve 121. maddelerine aykırıdır. Türkiye fiili başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Bunlar ilk seçimde uygulanması gerekiyor ama seçimler yapılmadan bunları uygulamaya başladı” diye konuştu.
OHAL kalıcı rejime dönüştü
KHK’lerle bugüne değin 306 kez 300 civarında kanunda değişiklikler yapılarak OHAL’in kalıcılaştığına işaret eden Türkdoğan, bu uygulamalardan dolayı Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerinde siyasi denetime alınan ilk ve tek devlet olduğunun altını çizdi. OHAL sürecinde ağır insan hakları ihlal tablosuyla karşı karşıya olduklarını belirten Türkdoğan, şunları söyledi: “İHD kurulduğundan beri yaşadığımız en ağır tabloyla karşı karşıyayız. Sadece bir örnek vereceğim. Adalet Bakanlığı’nın resmi rakamları hep sonra açıklanıyor. Cumhurbaşkanına hakaretten sadece 4 bin 187 kişiye dava açılmış. Ağzını açan, konuşan, sosyal medya kullanan herkes hakkında dava açılmış. Dava sayısında korkunç bir rakam varsa burada ciddi bir ihlal vardır.”
Yaşam hakkına kast ediliyor
Türkdoğan hem içerideki politik uygulamalardan hem de Türkiye’nin dahil olduğu savaşın yaşam hakkı ihlalini arttırdığını ve bu ihlal sonucunda 36 kişinin, çatışmalardan dolayı da 695 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkdoğan, yaşam hakkı ihlallerine ilişkin şu verileri açıkladı:
* Kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 36 kişi yaşamını yitirmiş, 12 kişi de yaralanmıştır.
* Güvenlik güçlerine ait zırhlı araçların çarpması sonucu 6'sı çocuk olmak üzere toplam 23 kişi yaşamını yitirmiş, 46 kişi de yaralanmıştır. Kürt illerinde zırhlı araçların çarpması sonucu yaşanan ölümlerden dolayı yeni ihlaller ile karşı karşıyayız.
* Mayın ve sahipsiz bomba vb. patlaması sonucu 5'i çocuk olmak üzere toplam 6 kişi yaşamını yitirmiş; 18'i çocuk toplam 25 kişi de yaralanmıştır.
* Cezaevlerinde 3’ü çocuk olmak üzere en az 10 kişi çeşitli nedenlerle yaşamını yitirmiştir. Cezaevlerinde çeşitli nedenlerle yaşamını yitiren kişi sayısı tespit edilebildiği kadarıyla İHD kayıtlarında en az 17’dir.
* Bu dönem içerisinde 322 kadın öldürüldü.
* Bin 851 işçi hayatını kaybetti.
Bu yaşam hakkı ihlallerinin yaşanan savaşla ilgili boyutu vardır ve bu tablo değişmeden de bunu sona ermesi mümkün görünmüyor.
İşkence ve kötü muamele
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'na (TİHV) 2017’nin ilk 11 ayında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 570 kişi başvurdu. Başvuranların 328’i aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtti. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre ise 2017’nin ilk 11 ayında 423’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, bin 855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2 bin 278 kişi işkence ve kaba muamele ile karşılaştı.
İHD’nin 30 Mayıs 2017’de açıkladığı verilere göre çoğu Ankara’da olmak üzere 11 zorla kaçırma ve kaybetme vakası yaşandı. Bu kişilerden 4’ü daha sonra serbest bırakıldı; bunlardan 1’i intihar etti. Bunun yanı sıra özelikle Ankara’da ve bölgede çok sayıda kişi kaçırılarak tehdit edildi, bu sırada işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldı. Bunlar içerisinde kaçırılan tehdit edilen gazeteciler var.
Kürtler ile barış zorunludur
Bu veriler karşısında İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu diye yetkili kılınan kurumun herhangi bir girişimde bulunmadığını hatırlatan Türkdoğan, “TBMM İnsan Hakları Komisyonu da kendisine yapılan başvurularla ilgili sadece suç duyurusunda bulunuyor” diye konuştu. Türkdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur ve bu sorunla ilgili kısa ve uzun vadede umutlarımızı artıran bir gelişme yaşanmadı; içeride ve dışarıda savaş ve baskı politikaları devam ediyor. HDP Eşbaşkanları ve 9 milletvekillinin tutukluluğu devam ediyor. 68 belediye eşbaşkanı tutukludur. 94 belediyesine el konulmuştur. Bu tablo ne kadar vahim bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Öcalan üzerinde katı bir tecrit uygulanıyor, geçen yıldan beri hiç kimse kendisiyle görüşmemiştir. Türkiye’nin bu politikadan vazgeçip 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatına geri dönülmesi gerekiyor. Er ya da geç Türkiye Kürtlerle barışacaktır, bundan başka bir seçeneği yoktur. O yüzden bu politikadan vazgeçilmelidir. Kürt halkının iradesine saygı gösterin. Kolombiya çözüm örneğinden Türkiye çok ciddi dersler çıkarabilir. Sokağa çıkma yasakları nedeniyle ciddi ihlaller yaşandı. Sokağa çıkma yasakları devam ediyor. ‘Son terörist kalıncaya kadar bu mücadele devam edecek’ deniyor. Ben yaşadığımız sürece bu sözleri çok duydum. Lütfen bundan vazgeçin."
CPT denetimini yapmalı
Türkiye’deki tutuklu ve hükümlü sayısının 230 bini aştığını kaydeden Türkdoğan, daha önce bir düzenlemeyle örtülü olarak adlilerin af edildiğini söyledi. Avrupa ortalamasında tutukluların nüfusa oranının binde 1 olduğuna dikkat çeken Türkdoğan, "Türkiye’de bu binde 3’tür. Eğer düzenleme olmasaydı binde 4 olacaktı. CPT daha sık Türkiye’ye gelip izleme denetimlerini yerine getirmeli. 361’i ağır bin 37 hasta mahpus var bunları niye serbest bırakmıyorsunuz. Ceza infaz sistemi gözden geçirilmelidir. Siyasiler açısından giderek ağırlaşan bir infaz sistemi var” dedi.
Bu günleri de aşacağız
TİHV Yönetim Kurulu üyesi Sezai Berber ise “İnsan hakları alanında burada sayamadığımız kadar çok ihlal yaşadık. 2016-2017 yılı bu açıdan çok sıkıntılı geçti. Barış İçin Akademisyenler önce işlerinden oldu, şimdi de yargılanıyorlar. 3 milyon mülteci ihlaller yaşıyor. İşyerlerinde ağır çalışma koşulları var. İnsanların cezaevlerinde intihar ettiği, baskı altında tutulduğu bir dönemdeyiz. Ama bu günleri de aşacağız” şeklinde konuştu.
OHAL derhal kaldırılmalı
İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Amed Temsilciliği, Amed Barosu, Amed Tabip Odası (DTO) ve Diyarbakır Hak İnisiyatifi, İnsan Hakları Haftası kapsamında 2017 yılı insan haklarının durumuna ilişkin İHD şubesinde ortak basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda konuşan İHD Eşbaşkan Yardımcısı Raci Bilici, OHAL ilanının ardından hak ihlallerinin tavan yaptığını söyledi. Bilici, "İnsan hakları ihlallerinin oluşumuna yol açan OHAL’in bir an önce kaldırılması ve Kürt meselesinin çözümünde yeniden müzakerenin dilinin kullanılması talebinde bulunuyoruz. Her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan BM Evrensel Beyannamesine taraf ülkelerin, yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyor, yaşam hakkının kutsal olduğu vurgusunda bulunarak özgürlüklerle dolu, insan onuruna uygun bir yaşam temenni ediyoruz” dedi.
Bilici tarafından okunan raporda, OHAL’den bu yana yaşanan ihlallere ilişkin şu veriler yer aldı:
* Yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle 100 binin üzerinde kamu personeli ve akademisyen ihraç edildi.
* 160 basın-yayın organı süresiz olarak kapatılarak mal varlıklarına el konuldu.
* 166 gazeteci halen cezaevlerinde tutuklu bulunurken, onlarcası hakkında soruşturma ve davalar açıldı, kimileri hapis cezalarına çarptırıldı.
* 94’ü DBP’li belediyeler olmak üzere 101 belediyeye kayyum atandı.
* 110 DBP’li belediye eşbaşkanı kayyum atamaları sonrası tutuklanırken, bugün 68’i hala tutuklu olarak bulunmaktadır.
* 9’u HDP’li ve 1’i CHP’li olmak üzere toplam 10 milletvekili hala tutuklu olarak bulunmaktadır.
* 5 HDP’li vekilin vekilliği düşürülürken, kimi vekillere çeşitli hapis cezaları verildi.
Dün gizlenen şiddet bugün olağanlaştı
Şiddetin daha önce saklandığını dile getiren TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, “Şimdi ise şiddet olağanlaştı. Panzerler çocukları ezmekte, insanlar Muğla’da çıplak şekilde yola yatırılmakta, bedenleri fişlenip dövülmekte ve kafa göz kırılmaktadır" dedi.
Bu kadar işkence ve kötü muameleye rağmen kendilerine yapılan başvuruların az olduğuna dikkat çeken TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, "Başvurunun bu kadar az olması işkencenin olağanlaştığını gösterir" dedi.
Dünyada ve Türkiye’de insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin kötüye gittiğine dikkat çeken Efe, 2016’da Ankara, Amed, İstanbul ve İzmir temsilciliklerine tedavi ve rehabilitasyon amaçlı 487 kişinin başvurduğunu hatırlattı. Türkiye’de yakıcı bir sürecin var olduğunu sözlerine ekleyen Efe, “İnsan hakları mücadelesinin silahlı çatışmalar, ağır insan hakları ihlali ile ilgili cezasızlıkları ve kötücül süreci engelleyemedi. Çatışmasızlık sürecinin bitmesiyle birlikte 2015’ten itibaren izlediklerimiz, insan hakları ve özgürlükler açısından son derece kötü ve tanımlanamayacak durumdadır” dedi.
Şiddetin olağanlaştığına dikkat çeken Efe, “İşkence, kötü muamele ve insanlığa karşı işlenen suçlar devletin adeta bekasının korunması için görünür ve olağan, kabul edilebilir hale getirildi. İnsanların çırılçıplak sokaklarda yatırılması, coplarla dövülmesi, biber gazı uygulanması, silahla vurulması olağan sayılmaya başlandı. Bu devlet eliyle gerçekleştirildi ve kabul edilir hale getirildi” diye konuştu. Daha önceki süreçlerde şiddetin saklandığını dile getiren Efe, “Şimdi çok açık aleni ortalıkta, güpegündüz ya da görünür bir durumda yapılmaktadır. Panzerler çocukları ezmekte, insanlar Muğla’da çıplak yola yatırılmakta, bedenleri fişlenip dövülmekte, kafa göz kırılmaktadır. Şiddetin, işkencenin meşrulaştığı bir dönemdeyiz. Oysaki işkence hem iç hukuk yollarında hem uluslararası anlaşmalarda mutlak yasaktır. İşkence yapamazsınız” dedi.
Uluslararası mekanizmalar atıl
Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa insan hakları mekanizmalarından sonuç almakta zorlandıklarını kaydeden Efe, “Bu uluslararası mekanizmalarda yaşanan o büyük dünya krizinin bir parçası olarak çoğu kez bizi şaşırttı. Biz insan hakları mücadelesinin kendi dinamiklerine güvenmek zorundayız. Tabi ki uluslararası mekanizmalar çok önemli ama Cizre bodrumlarında, Nuriye ve Semih’in açlık greviyle ilgili alınan kararlar gibi bizi şaşırttı” diye ifade etti.
“Polisi koruyan, işkenceciyi koruyan yasalarla bir zırh oluşturulmaktadır” diyen Efe, işkencenin mutlak yasak olduğu ilkesinin yerleşmesi ve işkence yapan kişilerin, kurumların yargı önüne çıkarılıp gereğinin yapılması için mücadele edeceklerini söyledi. Uluslararası mekanizmaların bunun kanıtlanması, işkencenin görünür kılınması için başvurular yapacaklarını sözlerine ekleyen Efe, uluslararası dayanışmayı da güçlendirme çabası içinde olacaklarını kaydetti.
HRW Türkiye Raportörü Webb: Korku imparatorluğu kuruluyor
HRW Türkiye Raportörü Emma Sinclair Webb, insan hakları ve özgürlükler noktasında özet olarak bir "keyfiliğin" hüküm sürdüğünü söylediği Türkiye'de "korku imparatorluğu yaratılmak istendiğini" söyledi.
10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Amed’de “İnsan Hakları Konulu Sempozyumu” düzenlendi. Sempozyuma, insan hakları savunucuları, Barış Anneleri Meclisi ile sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye Raportörü Emma Sinclair Webb, 2017’de “Bölgede İnsan Haklarının Durumu” üzerine değerlendirmelerde bulundu. Şırnak’ta 2 yıl önce çalışmalarda bulunduklarını, ancak bugün bu imkanlardan yoksun kaldıklarını belirten Webb, durumun Türkiye’de insan hakları ihlallerinin özeti olduğunu söyledi. İlk olarak dünya çapında ve Türkiye’de yaşanan başlıca gelişmelere dikkat çeken Webb, “Bu dönemin özeti keyifliktir. Gözaltılar, tutuklamalar, ihraçlar, yasaklar var ama özet olarak keyfilik diyebiliriz. Tamamen korku imparatorluğu yaratılmak isteniyor” şeklinde konuştu.
Webb, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskı ve engellemeler üzerinde de durdu. Basın ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırıldığının altını çizen Webb, “Hükümete soru sormak veya sorgulamak, objektif bir inceleme yapmak, temel gazetecilik yapmak ortadan kaldırıldı. İktidarın politikaları sorgulanamaz hale geldi. Türkiye’de birçok şey haber olmazken, bölgede bu daha baskın bir şekilde kendini gösteriyor. Bölgede gazeteciler haber peşine düşemiyor. Sürekli mülki amirlerden izin almak durumunda kalıyor. Öte yandan sadece meşhur kişilerin özgürlüğü söz konusu. Ancak bilmediğimiz birçok kişi basın ve ifade özgürlüğünden dolayı tutuklu. Basın ve ifade özgürlüğü derken, sadece tanınan gazetecilerden söz etmek doğru değil ve bu sadece tanınan kişiler için geçerli değil” ifadelerini kullandı.
Demokrasi hakkı alındı
Tutuklu milletvekilleri ve siyasetçilerin yargılandığı davalara işaret eden Webb, “Selahattin Demirtaş’ın dosyasına bakıldığı zaman ülkedeki durumu özetleyebiliriz. Demirtaş, Kobanê protestolarının baş sorumlu olarak tutuluyor. İmkansız bir şey, siyasi bir parti çağrı yapıyor ancak ne olacağını öngöremez. Genel olarak siyasetçilere yönelik baskılar bölgede başladı ve Türkiye’nin tamamına sıçradı. Belediye başkanları görevden uzaklaştırılması ve kayyumların atanması, eşbaşkanların tutuklanması çok önemli bir şey. Bir bölgenin yerel temsilcileri artık yok. Bölgenin kendi seçtiği insanları görevlerinde değiller. Bölgenin yerel demokrasi hakkı yok anlamına geliyor. Çok önemli olmasına rağmen maalesef yeterince ses getirmiyor” diye konuştu.