‘Şırnak’ın Cizre ilçesinde 23 Ocak 2016 tarihinden bu yana Cudi Mahallesi Bostancı Sokak No: 23’te dört katlı ve yıkılan bir binanın bodrum katına sığınan ve oradan çıkamayan yaralı ve cenazelerin durumu hakkında bu saat itibariyle herhangi bir olumlu gelişme yaşanmamış, yaralılarla herhangi bir temasımız olmamıştır”.
Yukardaki açıklamayı 03.02.2016 tarihinde bir Cizre’de bir bodrum katında esir alınmış vicdanımızı yeniden bir nebze olsun özgürlüğüne kavuşturmak için İçişleri bakanlığında günlerdir açlık grevi yapan “HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken ile HDP milletvekilleri Meral Danış Beştaş ve Osman Baydemir yaptılar…
Kimi açlık grevine yatarak, kimi ölümü göze alıp Cizre’ye giden bu ülkenin gerçek yurtseverleri, ısrarla bir bodrum katında ölüme terk edilmiş insanlığımızı küllerinden yeniden var etmeye çalışırken; hükümet cephesinde değişen hiçbir şey yok, sindirerek, korkutarak sonuç almaya çalışmakta ısrar ediyorlar…
Kendi yalanına inanan insan taklidi yapıyorlar; düşünün ki, kendisi aynı zamanda Hipokrat yemini yapmış bir hekim olan sağlık bakanı ancak dört gün sonra ölü ve yaralıların olduğu bölgeye ambulans göndermeyi kabul ediyor. Giden ambulanslar da olay yerine en fazla 1 kilometre yaklaşıyorlar, bunlardan sadece Cizre belediyesine ait olanı binaya 150 metre kadar yaklaşabiliyor; o da Asker ve Polisler tarafından zorla bölgeden uzaklaştırılıyor…
Hükümet yetkilileri gerçekleri tersyüz etmeye çalışıyor; ısrarla yararlılara “binayı toplu halde terk eder ve Ambulanslara doğru yürürlerse kendilerine yardım edileceği sözü verildiği halde içerdekilerin bu öneriyi kabul etmediklerini” söylüyorlar…
Hâlbuki gerçek bunun tam tersi; bu sadece bir iddia olmanın ötesinde ses kayıtları ile ispatı çok kolay bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Türk Tabipler Birliği ısrarla bölgeye heyet göndermek istiyor ama Hükümet bunu güvenlik gerekçesi ile reddediyor.
Türk medyasında “Cizre’de ne oluyor, kim doğru söylüyor” üzerinden yürütülen tartışma öyle iğrenç öyle ikiyüzlü ki; dinlerken “bir insan nasıl bu kadar alçalabilir!” diye kendi insanlığınızdan utanıyorsunuz. Onlarca insanın yıkık bir binanın bodrum katında altı cenaze ile on günden fazla bir zamandır aç ve susuz kalmış olmasından ne daha gerçek olabilir…
Ahmet Hakan ve daha birçok sözde liberal, özgürlükçü(!) tatlı su muhalifine sormak istiyorum; “ne onlarca yaralı ve en az yedi ölü ile bir binanın bodrum katında olmaktan daha gerçek olabilir?”
Onca görüntü ve telefon konuşmasına rağmen “Orada yaralı ve ölülerin olduğunu dahi reddeden, bunu dahi tartışma konusu yapan devlet retoriğine rağmen, siz oradaki insanlara ulaşmaya çalışan ama engellenen bir devlet çabasının olduğuna mı inanıyorsunuz?
Şimdi değilse ne zaman gerçeğin, bu ülkenin mazlum insanlarının yanında olacaksınız?
Bir devlet düşünün ki; kendi ülkesinde o devletin tanklarından toplarından ateşlenmiş mermiler yüzünden bir şehrin neredeyse tamamı yakıp yıkılmış. Medyanız hiç utanmadan Cizre’nin nasıl tank atışlarına maruz kaldığını döne döne gösteriyor.
Bununla ne yapmaya çalışıyorsunuz? Yüzde 90 oranında iradesini özgürlüğünden yana kullanmış bir halkı böyle yıldıracağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu yaptıklarınız sadece size olan öfkeyi tiksintiye dönüştürüyor.
Bu ülkenin vicdanlı yurtseverleri her sabah kalktığında yüreği ağzında Cizre’de ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Biliyor ki; Cizre’de bodurum katında mahsur kalan bu ülkenin vicdanı, merhametidir. 1915’te, Dersim’de, Maraş’ta, Sivas’ta Roboskî’de ağır yararlanan ortak vicdanımız ve birlikte yaşama irademiz Cizre’de bir kez daha çok ağır bir sınavdan geçiyor.
Muhtemelen birkaç gün sonra orada ne olduğunu bütün çıplaklığı ile göreceğiz; hükümet medyası yine çarpıtma ve yalan haberlerle gerçekleri tersyüz etmeye çalışacak; ama ben şimdi bu ülkenin aydınına, sağcısına, solcusuna, Müslümanına, Alevi’sine, Türküne, Kürtüne, her kim varsa ona soruyorum.
Biz birkaç gün sonra artık neredeyse kaçınılmaz hale gelmiş “Cudi Mahallesi Bostancı Sokak No: 23’te gün ışığına çıkacak manzaradan sonra nasıl bir daha bir birimizin yüzüne bakacağız!” Başbakan Davutoğlu sanki bütün bu anlattıklarımız başka bir ülkede yaşanmış ve kendisi de bambaşka bir ülkenin başbakanıymışçasına “Şefkati olmayan, kudreti olan devlet tiranlaşır!” buyurmuş…
Bize de “ya ayıptır acımız var, en azından biraz ciddi olun diyoruz!”