
Yüsra Sukaya'yı eşi Mehmet Sukaya tarafından öldürüldü. İkisi de sizin akrabanızdı. Olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuya İslami olarak değinmek istiyorum. İslamiyette erkek de olsa kadın da olsa insanları öldürmek yoktur. Kuran'ın sure ve ayetlerinde 'Bir insani bile öldüremezsin. Bir insanı öldürüyorsan tüm dünyadaki insanları öldürmüş gibi oluyorsun. Bir nefsi bile öldüremezsin' deniliyor. Peygamber efendimizin hadisleri de vardır ve bu hadislerde insanların yaşamları her şeyden daha mukaddestir. Hatta insan yaşamı meleklerden daha mukaddestir. Bunun için İslam dinin de öldürmek yasaktır. İnanıyorum ki hiçbir dinde de öldürmek yoktur.
Şimdi bu cinayeti işleyen günahkar, insanlara kıymet vermeyen kişi benim yeğenimdir yani kız kardeşimin oğludur. Öldürülen kadın da benim kuzenimin kızıdır. İkisi de amca çocuklarıdır. Kadını öldüren kişinin babası Mehmed Emin şehittir. Babası 1993'te öldürüldüğünde Mehmet'in şimdiki yaşındaydı. Mehmet Sukaya, çocuklarının en büyüğüdür. Şimdi Mehmet ve Yüsra'nın ailesi hep içiçeydi. Bunlar dedi biz bu yetimlerimize nasıl bir hizmet edebiliriz. Çocuklar evlenme yaşına gelince aileler evlendirelim, birbirimize daha yakın olalım dedi.
Mehmet ve Yüsra'nın zorla evlendirdikleri söyleniyor?
Yani birbirlerinde gönülleri yoktu ama verdikten sonra da itiraz etmediler. Yani zorlama yoktu. Düğün yaptılar. Sonra Avrupa'ya geldiler. Bunlar önceleri birbirlerini çok seviyorlardı. Sonra hani çocuklar birbirini çok sever ve sonra birbirleriyle kavga eder ya işte öyle bir duruma geldiler. Birbirlerine hürmet göstermiyorlardı. Adam kadın benim elimin altında olsun diyordu. Kadın da bunu kabul etmiyor. Tabii kadının ailesi şex ailesidir, onlar kadınlarına hürmet ederler. Böylece kavgalar başgösterdi. Önce Dortmund'da oturuyorlardı. Aralarında kavga çıkınca kadın çocuklarını alıp polise gitti. 10 gün sonra tekrar anlaştılar ve biraraya geldiler. Ama o zaman kimse araya girmedi. Kavgaları devam edince 'anlaşamayacaksanız boşanmanız daha iyi' dedim. Bunu ikisi de farklı değerlendirdi.
Adam bir zamanlar bizlerle dolaşıyordu, araba falan kullanıyordu. Sonra baktık sahtekarlık yapıyor, yalan söylüyor kendimizden uzaklaştırdık. Yani İslami Haraket'le hiçbir alakası olmadı. Mele falan değil. Sonra buradaki derneğe gelmiş, YEK-KOM'a gitmiş. Bir yerde namaz kıldırıyormuş, onlara da zarar göreceklerini söyledim.
Tabi, Yüsra ondan sonra birkaç kez daha polise gitti. Bir kez de ben polisten alıp evine getirdim. Ama getirme nedenim şuydu; Madem idare edemiyorsunuz sen çocuklarınla evde kal adam gitsin dedim. Aileleri ayrılmalarını istemiyorlardı. Orada daha kadına bu kadar özgürlük tanınmıyor.Bu son zamanlarda da bir kaç kez adamı kovmuştu evden. İşte adamın verdiği ifadeye göre bir gece önce beraber kalıyorlar. Adam demiş, 'kemeri boynuna attım, biraz korkutayım diye, ama baktım ölmüş.'
Planlı bir şekilde yaptığı söyleniyor, çünkü bileti bir gün önce aldığı kesin…
Bilmiyorum, ben olay günü bilet aldığını duydum. Belki çocuklarını alıp gitmeyi düşünmüş olabilir. Akrabaları da yakın katlarda oturuyor, kimse de ses duymamış. Kavga yaşanmamış. Çok kısa sürede yaşanmış olay. Kadını öldürdükten sonra çocuklarını da almış gitmiş Ankara'ya. Orada kardeşleri var. Tabii bu olaydan çok rahatsız olduk. İki aile taziyeyi birlikte verdiler, birlikte ağlıyorlar. Aralarında bir sorun yok. Ama genç çocuklar var, umarım bir sorun da çıkmaz. Mehmet, kardeşlerine çocukları teslim edip kaçmayı planlıyormuş. Bize de sordular, hepimiz polise teslim etmesini istedik. İnşallah iyi bir cezaya çarptırılır.
İslami Hareket olarak bu olayı kınadınız mı?
Tabii ki olayı kınadık. Hem taziye günü hem de katıldığım televizyon programında olayı değerlendirerek, kınadım.
Buna benzer cinayetler Kürt toplumunda, kendine yurtseverim diyen kişiler içinde de yaşanıyor. Siz İslami Hareket olarak bu tür olayların yaşanmaması için ne gibi çağrılarda bulunmak istersiniz?
İslam, Kürtlük, yurtseverlik, insanlık ne için olursa olsun öldürmek dünyada en kötü şeydir. İslam’da Allah’a şirkten sonra en büyük günah katletmektir. Bu ailelerin arasına düşmanlık girdi, birbirlerine bakamayacak duruma geldiler. Bu kadın ölümü haketmedi. Erkek için nasıl yaşama hakkı varsa kadın için de vardır. İslamiyette nasıl evlilik varsa, boşanmak da vardır. Erkek ile kadın anlaşamıyorsa, birbirlerini sevmiyorsa boşanma vardır. Kanunlarda da bu vardır. Kürtlerin arasında bu tür şeylerin olmasını istemiyoruz. Bu gericiliktir. Ne dinde ne insanlıkta vardır.
Mesela geçmişte Kürt Êzîdî bir aile, kızı bir Sünni ile kaçmış diye öldürdü. Bu tür şeyleri de kınıyoruz. İki genç birbirini sevmiş, Êzîdî ya da Sünni farketmez, bu tür şeyler de aşılmalı. Öte yandan başlık parasının da ortadan kalkması gerekiyor. Allah diyorki en büyük düşmanım kadınları satanlardır, en büyük haram da budur. Biz hareket olarak bu ahlaksızlıklara ve insani olmayan şeylere karşıyız.
Bu gericiliklerin ortadan kalkması için hareket olarak sizin çalışmalarınız olacak mı?
Bu ahlaksızlıkların ortadan kalkması için nasihat, ayet ve sureler üzerine programlar yapacaz. Tabii bu tek başına da fayda sağlamıyor. Bunun için eğitim ve okumak gerekiyor. Bu cinayetlerin sebebi cehalettir. Zor durumda kalan kadınları, ya aileleri öldürüyor ya da intihara sürükleniyor. Ölmek, öldürmek çare değil. Kadınlar sorun yaşadığında aile var olmasa polis var, sığınma evleri var. Şiddetin her türlüsünü kınıyoruz, hareket olarak da şiddete karşı durmak için kararlarımız var. Eğer biz kadınların haklarını bilemezsek bir halkı da kurtaramayız.
N. DENİZ BİLGİN
Kadını koruyacak ortamı yaratamadık
Düsseldorf'ta çalışma yürüten Kürt Kadın Barış Bürosu Cenî çalışanı Ann-Kristin Kowarsch ise, sorumluluklarına ilişkin açıklamada bulundu. Kurumlar olarak kadını koruyabilecek ortamlar yaratamadıklarını dile getiren Kowarsch, kadına yönelik şiddete karşı genel toplumun, özellikle erkeğin sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.
Çalışma yürüttüğünüz kentte bir kadın cinayeti yaşandı. Bu konudaki sorumluluğunuzu ve yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu cinayetin yakınımızda yaşanması, derin bir üzüntü ve öfke yarattı. Bir taraftan kadın kırımının insanlık suçu olarak kabul edilmesi için çalışıyoruz, diğer yandan bu sorunun hala can alıcı -gerçekten de can alan- bir şekilde yaşanması bizi sorgulamaya itiyor. Yol ve yöntemlerimizde ne kadar yeterli olabiliyoruz. Bu olayla da ortaya çıktı, kurumlar olarak kadını koruyabilecek bir ortam yaratamadık.
Aslında birçok Kürt yurtsever, kendine demokratım diyenler, kendi yaşam ve aile gerçekliğini aynı radikallikle sorgulamıyor. Kendi yaşamını, toplumunu ve çevresini değiştirmek konusunda çaba çok yetersiz. Sadece Kürtler de değil Almanya genelinde her üç kadından biri en yakınındaki erkekler tarafından şiddet görüyor.
Ailedeki kadın-erkek ilişkilerinde saygınlık ölçüleri aşıldığında, erkek kadını eşiti olarak görmediğinde, bu sözlü şiddet, hakaret hatta cinayete kadar gider. Bunlar arasında ince çizgiler var. O açıdan böyle kaygılar kadınlarda sıkça yaşanıyor. Ya da kadın kendini suçlu görüyor. Bu konuda çok daha radikal bir yaklaşıma ihtiyaç olduğuna inanıyorum. 'Ailemizi bozuyorsunuz, boşanmaya zorluyorsunuz' tepkileriyle karşılaşıyoruz. Hayır, biz kadın kurumları olarak hiçbir zaman kadının iradesine müdahale etmiyoruz. 'Bırakıp gideceksin ya da dayanacaksın' demiyoruz. Fakat kadının özgür tercihini yapma koşulları da yok. Mevcut sistem ve toplum gerçekliği içinde kadının üzerinde baskı oluşturan faktörler çok. Özellikle göçmen toplumlarda, yabancı bir ülkedeler, ne yasal ne de ekonomik güvenceleri var. Genel toplum içinde kendi özkimliği ile kendini ifade edemiyor. Diğer yandan da kendi toplum içinde dayanakların yıkılması durumu var. Mesela bu olayda akraba çocuklarıdır. Kadın, erkeği reddetse dahi ailesine gitme imkanı yok. Böyle olunca kadın ya toplumsal yaşamdan kopuşa zorlanıyor ya da mevcut durumunu kabulleniyor.
Toplumu da bu mücadeleye katmak gerekmiyor mu? Ya da erkeklerin…
Bu konuda ilk etapta görev, erkeklere düşüyor. 'Erkektir, yapar, haklıdır' zihniyetine erkekler tavır almalı. Kendine demokrat, yurtsever diyen bir erkek, ne kendi ne de çevresi için bunu kabul etmemeli. Erkekte çevresinden destek alacağı hissi olmasa, böyle bir şey yapmaz. Eğer davranışının sonucunda teşhir olacağını, toplum tarafından kabul görmeyeceğini bilse, tüm bunları hesaba katmak zorunda kalacak. Bu daha caydırıcı olabilir. Klasik ölçüleri reddeden erkek, kendi yaşamıyla başlamalı. Arkadaşına, akrabasına, çevresindeki kişilere de bu konuda müdahale etmeli. Ama hala olayların üstünü kapatan, ciddiye almayan, sıradanlaştıran yaklaşımlar var. Bu da gördüğümüz gibi bir kadının yaşamına mal olabiliyor.
Bu cinayette de ortaya çıktı. Eşini öldüren erkeğin psikolojik sorunları olduğu söyleniyor. Kadınları öldüren birçok erkek için bu söyleniyor. Bu cinayeti meşrulaştırmaya götürmüyor mu?
Evet bu olaydan sonra birçok kez bu tartışmaları duyduk. Psikolojik bir rahatsızlığın yol açtığı durum olarak görmüyorum. Çünkü ataerkil zihniyet üzerine şekillenen, kabul gören, ona dayanan bir yaklaşım var. Kadın cinyaetlerinin hangi rakamlara vardığına baktığımızda bütün bu erkeklerin psikolojik sorunları mı var? Tabii ki toplum sağlıklı bir kişiliğin gelişimi konusunda engeller oluşturuyor. Ama bu nedenle daha az suçlu, daha az sorumluluğu var diyemeyiz. Önümüzdeki süreçte yine yeterli tedbirlerin alınmamasına yol açar, ona davet olur. Esasta psikolojik bir vakka değil erkek egemenlikli zihniyetin bir sonucu olarak ele almak daha doğru.