Yönetmenliğini Lisa F. Jackson’ın yaptığı, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) savaş bölgelerinde çekilen, ‘’En Büyük Sessizlik:Kongo’da Tecavüz/The Greatest Silence:Rape in the Congo’’ filmi, tecavüzün bir savaş silahı olarak kullanılmasını işliyor.
2008 Sundance Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü almış bu derin ve izlerken insanı zorlayan belgesel film 76 dakika. Film, aktivistler, barış gücü görevlileri, doktorlar ve hatta tüyler ürpertici anlatımlarıyla Kongo ordusunun tecavüz suçu işleyen kayıtsız askerleri ile gerçekleştirilen görüşmeleri içeriyor.
Filmin yapımcısı Lisa Jackson’ın konuya ilgisi, akademik bir çalışmadan öte kendisinin de 25 yaşında iken bir grup çete üyesi tarafından tecavüze uğramış olması. Film boyunca, tecavüze maruz kalmış birçok kadın, kendi kişisel hikayelerini utanç ve suçluluk psikolojisi ile anlatıyorlar.
 
Çalınan zenginlikler

‘’En Büyük Sessizlik-Kongo’da Tecavüz” belgesel filminde Kongo’nun tüm cep telefonları ve dizüstü bilgisayarlarda kullanılan ve pek bilinmeyen koltan gibi önemli doğal kaynaklar açısından zengin oluşunu işlerken, her gün 1 milyon Dolar değerinde maddenin bu ülkeden çalındığına değiniyor.

Filmde bir barış gücü görevlisi, Kongo’nun kadınlar için gördüğü en kötü yer olduğunu aktarıyor: ‘’Savaş ve onun kadınlar üzerindeki etkisi o kadar büyük oldu ki, Birleşmiş Milletler ülkeye barış gücü gönderdi. Binlerce kadın ve kız çocuğu hem yabancı milisler hem de Kongo ordusu tarafından sistematik olarak kaçırılmakta, tecavüze uğramakta, sakat bırakılmakta ve işkence görmekte.’’


BM görevlileri de içinde
Yönetmen Jackson, ‘’Savaş sonrası açılacak hiçbir soruşturma, savaş sırasında tecavüz suçu işleyen tecavüzcüler cezalandırılmadan tamamlanmış sayılmaz’’ perspektifiyle hareket ediyor. Bu koşulları belgelemek amacıyla askerler-tecavüzcülerle görüşme yapmak ve filmini çekmek için BM eşliğinde tehlikeli kırsal alanlara ve çatışma bölgelerine gidiyor. Jackson, oralarda yerel askerlerin korumaları gereken köylülere zulüm ettiklerine ve 19 BM barış gücü görevlisinin de cinsel istismar ile suçlanmalarına tanık oluyor.
 
‘Tanrı emri’ kılıfı

Filmde, acı içindeki kadın portrelerinin yanı sıra bu acıya karşı kayıtsız görünen asker tecavüzcülerin tavırları ‘’yeter artık’’ dedirten cinsten. Bir savaşçı: ‘’Ben ihtiyaçtan dolayı tecavüz ettim. Böylece erkek olduğumu hissediyorum’’ diyor. Başka bir erkek ise, kadına kötü muamelede bulunduğunu söylüyor ve bunu da şöyle özetliyor: ‘’Çünkü tanrı dedi ki, erkek kadından üstündür. Erkek yönetmelidir, emir vermelidir ve bir kadına her istediğini yapmalıdır.’’
Jackson, ‘’Şiddet, bir yaşam tarzı haline gelmiş. Şiddet uygulamak için birçok yer var. Tecavüze uğramış ve  seks kölesi olarak tutulan 100’den fazla kadının bulunduğu bir mülteci kampı gördük’’ diyor. Filmde, bir kadın polis, tecavüze uğrayan 4 yaşındaki bir kız çocuğunun durumunu araştırmak için bir köyü ziyaret ediyor. Yine, tecavüz sonrası dünyaya gelen çocukların bazılarının terkedildiğini ve tümünün damgalandığını öğreniyoruz.
Cesur bir yönetmen olan Jackson’ın bu güçlü çalışması, kadın polis Olujic’in şu sözleriyle kapanıyor: ‘’Bir kadına tecavüz eden kişi, bütün bir ulusa tecavüz etmiştir.’’


SUNA KÖSE/LONDRA