Kürt’ün tarih boyunca yaşadığı en büyük acı 1990’lı yıllarda binlerce Kürt köyünün yakılıp yıkılmasıdır. Binlerce faili meçhul cinayetten daha ağır tahribat yapmış ve travma yaratmıştır. Kürtler tarih içindeki en ağır saldırıya böyle muhatap olmuştur. Şimdi dört bin köy yakılıp yıkıldı denilip geçiliyor. Bunun ne anlama geldiği, hangi amaçla yapıldığı, hangi sonuçları yarattığı konusundaki değerlendirmelerin çoğu yüzeysel ve çok mekanik. Olgunun anlamı ve derinliği kavranmış değil. Saldırının alçaklığı ve uğursuzluğu tam anlaşılmış değil. Bir göç yaşanmış gibi söylenip geçiliyor.
Köylerin yıkılıp yakılması sadece bir kültürel soykırım değildir, aynı zamanda fiziki soykırımdır. 1915 yılında bir buçuk milyon Ermeni’nin tehcir edildiği söyleniyor. Kürtler ise bunun birkaç katı bu uygulamaya maruz kalmıştır. Bu Kürt tehciri aslında 1915 tehcirinin 1990 versiyonudur. Buna rağmen bu köy boşaltmalar 5-6 milyon Kürt’ün yerinden yurdundan edilmesi ve metropol koşullarında kültürel ve fiziki soykırıma uğratılması fazla işlenmiyor; normalleştiriliyor. İşte Türk devletinin özel savaşı! Bu özel savaşta ve Kürtlerin Kürdistan’dan göçertilmesinden Avrupa ve ABD birinci dereceden sorumludur. Herhalde dünyanın başka bir yerinde olsa bu köy boşaltma ve yakmalara çok fazla tepki gösterilirdi. Sıra Kürtlere geldiğinde bu tepkisizlik manidardır. Sanki bu güçler de Kürdistan’ın insansızlaştırılmasından, kültürel ve fiziki soykırımdan yanadır.
Türk devleti soykırım amaçlı bu saldırıları yapmıştır. ABD ve Batı politik çıkarları gereği göz yummuşlardır. Ancak bu büyük soykırım saldırısına Kürtlerin tepkisi de yetersizdir. Kürtler de normal görüyor. Bir Ermeni vatanından sürülmeyi hiçbir biçimde unutmazken bir Kürt rahatlıkla unutabiliyor ve İstanbul’un Türk potasında erimeye razı olabiliyor.
İstanbul en büyük Kürt şehri değildir. Bu terim yanlıştır. En büyük Kürt mezarlığıdır. Böyle düşünmeden doğru bir Kürtlük bilinci gelişmez. Kürtler İstanbul’u en büyük Kürt mezarlığı, soykırım odaları olarak görmezse doğru bir yurtseverlik bilinci gelişmez. Binlerce yılda atalarının vatan haline getirdiği köylere yüzünü çevirmeden Kürt kültürel soykırımının bittiğinden kim söz edebilir?
Bu açıdan Kürtlerin köye dönüşü 35 yıldır yürütülen gerilla savaşı kadar değerlidir. Gerilla direnişi büyük Kürtlük bilinci yarattı. Kürtlüğü yeniden diriltti. Acılara bedel olarak yaratılan bir Kürtlük bilinci ve yurtseverliği var. Özgürlüğü için savaşan bir Kürt halk gerçekliği ortaya çıkarıldı. Gerillanın Kürdistan’da yarattıkları sıralanmakla bitmez. Yeni bir Kürt ruhu, Kürt kimliği ve Kürdistan bilinci gelişti. 40 yıllık bu mücadelenin yarattıklarını mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez.
Köye dönüşler de gerillanın yarattığı değerler kadar değer yaratacak; gerillanın direnişi daha da anlamlı hala gelecek. Kürtlük 40 yıllık bu mücadelenin üzerinde yeniden tarihin en büyük yükselişine geçecek. Köye dönüşler gerçek yurtseverlik ve vatan savunmasının somut ifadesi olacak. Kültürel soykırımcı sömürgecilik en büyük yenilgilerden birini yaşayacak.
Köye dönüş aynı zamanda özgür ve demokratik yaşamın en güçlü zemini olacak. Kapitalist modernitenin hücrelere kadar sızan totaliter egemenliğine en büyük darbe ve alternatif olma hamlesi olacaktır. Bu açıdan köye dönüşe hiçbir Kürt yurtseveri sıradan yaklaşamaz. Başta kadın ve gençlik örgütleri bu konuda bir zihniyet ve uygulama seferberliğiyle akın akın köye dönüşü gerçekleştirmelidirler. Tabii ki başta belediyeler olmak üzere tüm sivil toplum örgütleri ve yurtsever kurumlar bu konuda sorumluluk üstlenmelidir.
Köye dönüşün hukuki ve ekonomik altyapısını hazırlamak da önemlidir. Sadece çağrılarla büyük dönüşler sağlanmaz; zihniyet seferberliği de önemlidir. Yapılan anketlere göre gençlik daha az dönmek istiyormuş. Bu, acı, ama gerçek bir durumdur. Bu gerçeği de kültürel soykırımcı sömürgecilik ve onun özel savaşı yaratmıştır. Dolayısıyla bu Kürtlerin bir gerçeği olarak kabul edilemez. Bu, mücadele edilmesi gereken bir gerçekliktir.
Gerilla geriye çekilince Kürt Halk Önderi köye dönüşleri çok önemsedi; akın akın dönüş olmalı dedi. Ancak Kürt kurumları ve yurtseverler bu çağrıya yeterince cevap veremedi. Bu çağrıya doğru cevap vermeden de demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesinin gerekleri yerine getirilmiş olmaz. Bu nedenle köye dönüşler mutlaka gündemleştirilmelidir. Özellikle metropollerin birinci gündemi bu olmalıdır. Nasıl ki karakollara ve barajlara karşı mücadele Kürdistan’da birinci gündemse, metropollerde ise köye dönüş birinci gündem olmalıdır.
Köye dönen hiç kimse aç kalmaz. Hatta metropolde çağdaş köleler olarak çalışmaktan kurtulup kendi işinin sahibi olurlar. O halde çağdaş köleler olma alışkanlığını bırakıp insanlığı ilk doyuran, Kürt’ü yaratan bu topraklara yeniden dönelim. Bu toprakları canlandıralım. Büyük bir toplumsal neşe hamlesi yapalım.
En büyük Kürt mezarlığı İstanbul