Tarihsel-toplum açısından bakıldığında “unutmamak” kendine yabancılaşmaya, özünü boşaltmaya, belleğini yitirmeye, kolektif hafızanın ölümüne karşı çıkmaktır. Belki de günümüz insanının temel problemi unutmak değildir. Çünkü kitle iletişim araçlarının çokluğu ve hızı buna izin vermez. Her şey kayıt altına alınır. Görsel ve yazınsal olarak her şey alenidir. Fakat en esaslı sorun “kayıtsız kalmaktır.” 

Oysa katliamlara, ekolojik yıkımlara, sürgünlere, hukuksuzluğa, yolsuzluğa ve yoksunluğa, işsizliğe, açlığa mahkum edilenlere kayıtsız olmak ne mümkün. Gerçekliklerden koparılıp alınanlar, olay örgülerinin bağlantılarını kuramazlar haliyle. Hissizleşmeyle başlayan süreç, fikir yürütemez insan tipolojisine çıkar. Duygular öldürülür. Olguların yeri, kuruntulara, içi boş vaatlere, devletin açlıkla terbiye politikasına, sosyal yardımlara, beklentili ruh haline, milliyetçiliğin pompalanmasına, sembollerin kutsanmasına ve esas olarak algıların yönetilip, toplumsal kırımın gerçekleştirilmesine bırakır.

Yöntem ve uygulamalara bakıldığında, tarihle sabittir; devlet oluşumu ve devamı ile soykırım uygulaması ve devamı iç içedir. Bu durum, ilk sömürgeci, talancı ve gaspçı devlet olan Akadlardan tutalım, Hitler faşizmine kadar uzanmaktadır. Tarih öncesi ve sonrası bütün maddi uygarlıklar soykırım çeşitlerini uygulamışlardır. Boyunduruk altına aldıkları halkları öncelikle fiziki olarak ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Bununla birlikte siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, biyolojik, dinsel ve ahlaki soykırıma tabi tutmuşlardır. Hep şu kuralı uygulaya gelmişlerdir. Soykırıma uğratırlar ve olanları tehdit olarak gösterirler. Nitekim tüm kırım ve ortadan kaldırma pratikleri, bizlere bunu göstermektedir. 

İlkin psikolojik zemin hazırlanır ve propaganda süreci ardı sıra gelir. Hitler kapitalizmin kusmuğuydu. Fakat o da aynı tarzı uyguladı. Tüm kötülükler, pislikler ve ahlaksızlıklar ortadan kaldırılması gerekenlere mal edilir. Hedef kitle her haliyle bertaraf edilinceye kadar durulmaz. Küçük-büyük, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden ve hatta bebeklere varana dek tehdit olarak gösterilip bertaraf edilmek istenir. Geri kalanlar ve hatta aile içi kültürel kıyım boyutlandırılır. Buna bir de yeni nesile verilen isimler de katılır. 

En çarpıcı örnekler Avrupalılarca, Amerika’nın, Afrika’nın ve Avustralya’nın keşfinden sonra yaşanmıştır. Esasında keşfedilen toprak parçaları değildi. Kültürlerdi! Gözünü altın ve kan bürümüş Avrupa insanı, 16. yüzyıldan itibaren soykırımlar tarihini yazmıştır. Kristof Kolomb, San Salvador adasından Amerika kıtasına 1492’de ayak bastığında, İspanya İmparatorluğu için talan edilecek sınırsız zenginliği görmüştü. 20 yıl içerisinde milyonlarca yerliyi katlettiler. Bu katliama, İngilizler de dahil oldu. 

Arawaks, Aztek, İnka, Maya ve Kızılderilileri 20 yıl içerisinde fiziki, kültürel ve sosyal olarak ortadan kaldırmışlardır. Kolomb’un Amerika’ya ilk ayak basmasıyla başlayan süreç, 70 milyon yerli halkın öldürülmesiyle tamamlanmıştır. Bunların 25 milyonu Kızılderilidir. Almanlar, Hollandallılar, Portekizliler, İngilizler ve Fransızlar, Afrika kıtasında da aynısını yaptılar. Güney Afrika Apartheid rejimi, bunun en somut örneğidir. Avustralya’da Aborjinler yüzyıl gibi bir sürede yüzde 90 oranından ortadan kaldırıldılar. Ailelerinden koparılan çocuklar için oluşturulan çiftliklerde asimile edildiler. 

Bu anlatılanların tamamı ne kadar da basit geliyor kulağımıza. Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi tarih tekerrür ediyor. Daha 20. yüzyıl başında Ermeni Soykırımı, Geliyê Zilan, Dersim, Ağrı, Şeyh Sait ve günümüz Cizre’si, Sur’u, Silopi’si, Şırnak, Nusaybin’i peş peşe geliyor. Unutmamak gerek ve unutulmasına izin verdiğimizde insanlığımız çölleşecektir. Korku salana boyun eğdirene ve ortadan kaldırana karşı güçlü bir duruş, direniş sergilemezse, özgürlük ruhunu hedefleyip, bir tek insan kalmayana dek durmayacaklar. 

Bugün bütün insanlık değerleri, Kürtler adına ne varsa hedeflenmiştir. Düşürülmek istenen konum, tükeniş ve zavallılık psikolojisidir. Umudumuzun çiğnenmesidir. Çıplak bedenlerin teşhir edilip aşağılanmasıdır. Duvarlara yazılan yazılarla pis sırıtışlardır. Unutmamalı, unutturulmamalı. Tüm yitirdiklerimiz zamanımızın çocuklarıydılar. Her birinin çığlığı, ağıda dönüştü yüreklerimizde. Ama gün gelecek destan olacak ve direnişe akacak…