En sıcak festival

19 Haziran 2022 Pazar - 21:00

  • 16. Zilan Kadın Festivali ‘Diren, Örgütlen, Özgür Yaşa” şiarıyla önceki gün Frankfurt’ta yapıldı. Aşırı sıcağa rağmen binlerce kadın, beton rengini renk cümbüşüne dönüştürdü. Yakıcı güneş bile, ateşin ve güneşin kadınlarının halaylarına engel olamadı.

ROJBİN KURT

Kadın festivalleri her zaman farklı olmuştur. Kalitesiyle, konseptiyle, kim zaman aşırı yağmurlu, kimi zaman aşırı sıcak havasıyla hep bir farklı olmuştur. Yani ya Star’ın ışığıyla yanmış ya da bereketiyle sular, seller akmıştır. Ama her zaman değerini korumuştur. Hele de festival alanlarının doğa ile iç içe oluşu temel özelliği olmuştur. Bu yıl epey farklıydı. 

Yakıcı güneşe rağmen halay

Korona dolayısıyla Almanya’nın Frankfurt kentinde gerçekleştirilen 16. Zilan Kadın Festivali oldukça yakıcıydı! Hatta kimileri kavuruldu. Frankfurt’un Main nehri kenarında yapılan festival, suyun rüzgarından bir gıdım esinti dahi alamadı. Hele güneşin vurduğu betonda yanmamak, ter dökmemek imkansızdı. Gerçi tuzlu ter döken bazı vatandaşlar durumdan gayet memnun da ama yine bir karış yeşillik ya da toprağa hasretlik vardı. Bir parça esintiye hasret olanlarımız Main nehrinin kenarında sahneden ve alandan uzak ağaçların dibine sığındı ve maalesef festivali bir yabancı gibi çekirdek çitleyerek seyretti. Alanda olanlar ise, “Ateşin ve Güneşin Kadınları” olduklarını kanıtlamaya çalıştı. O yakıcı güneşe rağmen bir halaya durdu sormayın gitsin… Ya da sorun, baştan anlatayım:

Hamur makinasının yarattığı beklenti

İki yıl aradan sonra 16.’sı gerçekleştirilen Zilan Kadın Festivali Frankfurt merkezde beton zemin ve binalar arasında gerçekleştirildi. Bir kadın festivali açısından yer (istemeyerek söylüyorum) iyi değildi. Stantlar beklentilerin altındaydı. Ev yemekleri standı bir taneydi. Ve bir kadın festivalinde olmaması gereken ızgara standından yayılan duman havadaki sıcaklığı psikolojik olarak artırıyordu. Zor da olsa gözleme yapılan stant her zamanki gibi ilgi odağıydı. Şahsen benim favorim diyebilirim. Ayrıca bizim ekmek kültürümüzü de tanıttığı için iki kat önemliydi bence. Bu yıl gözleme standında gözüme çarpan bir şey daha oldu. O da hamur yoğuran makinadan sonra hamur açan makinaydı. “Nasıl makina bir işe yarıyor mu?” Diye soruyorum. “Evet ama yine elimiz değiyor işte” diyor kadın arkadaş, gülümseyerek. Sözlerinden onun, benim hayretle baktığım makinadan onun daha fazla beklentisi olduğun anlıyorum. 

Ağırlık takıda

Dolaşmaya devam ediyorum, hemen hemen tüm standlara uğruyorum. Takı, geleneksel kıyafet satan stanlara uğruyorum. Çok değişik, özel geleneksel kıyafet bu yıl gözüme çarpmıyor. Hani “aaa ne değişik şey, alayım” diyebileceğim bir şey gözüme ilişmiyor. Ağırlık takıya verilmiş ama takıya uygun geleneksel kıyafet çeşitliliği az. Bu konuda özel bir hazırlık yapılmamış. 

Dikkat çeken diğer bir husus ise eşyaların pahalılığı. Evet, el emeği, göz nuru. O konuda söyleyebilecek tek bir söz yok. Lakin kadın festivalinin amacı, stantların nedenleri sanki gözden kaçmış. Asıl amaç ticaret değil, eldeki malzemeyi örgütlemeye, birlikteliğe, dayanışmaya hizmete koşturmak. Lakin amaç ile araçlarda bir yer değişimi olmuş. 

KJK: Mücadeleyi büyütmek boynumuzun borcudur

Festivalin sahne bölümüne gelirsek; konuşmacılar ve sanatçıların her biri birbirinden değerli. Festivalin organizatörlerinden Women Defend Rojava Frankfurt temsilcileri festivalin açılış konuşmasını yaptı. Almanya YJK’a adına da Ayten Kaplan bir konuşma yaptı. Sadece Almanca yapılan konuşmaların Kürtçe tercümesi yapılmadı. 

Festivalde KJK Koordinasyonu’nun mesajı da okundu. Zilan Kadın Festivali dolasıyıyla kadınları, “Özgürlük dağlarımızın yarattığı inanç, coşku ve umut ile selamlıyoruz” diyen KJK, AKP-MHP faşizmine karşı “Mücadeleyi büyütmek boynumuzun borcudur” dedi.

“Faşist AKP-MHP rejimi topluma ve kadınlara karşı sürekli savaş halindedir” diyen KJK, “Kürt sorununu soykırım politikalarıyla çözme anlayışı Türkiye’de faşist ve darbeci rejimin kurumlaşmasının esas nedenidir” tespitinde bulundu. Önder Apo’nun paradigmasının dünyada umut yarattığını kaydeden KJK, AKP-MHP faşist ittifakının kadınların mücadelesi ile yıkacağını kaydetti.

TJK-E adına bir konuşma yapan Tuba Hezer ise Türk devletinin Kürt halkına yönelik soykırımına dikkat çekerek, Avrupa Birliği’nin Ukrayna savaşında açığa çıkan çifte standart politikalarına değindi.

“Diren, örgütlen, özgür yaşa” şiarıyla gerçekleştirilen festivalde sahne alan sanatçılar, eserleriyle kadınları coşturmaya çalıştı. Olur, olmadık her müzikte halaya duranları uyaran sanatçı Meral Alkan, deyişler eşliğinde halaya değil, semaha durulmasını rica etti. Ayfer Düzdaş ve Çopî festivali hareketlendirirken sonrasında sahne alan Nuarin’in müthiş performansının günün övgüsünü hak ettiğini de söylemem gerek. 

Çocuklar eğlendi

Festivalde çocuklar da unutulmadı. Onlar için portatif havuzlar, kaydıraklar ve oyun alanı oluşturulmuştu. Aşırı sıcak havadan kurtulmaya çalışan çocuklar, birbirine su fırlatırken her zamanki gibi büyüklerin “yapmayın” uyarısına maruz kaldı. Stantlardan sorumlu yaşça büyük bir abe sürekli gelip, gidip çocukları uyardı. Sanki ona çocukları uyarma görevi vermişlerdi. Çok kızgındı çok… Çünkü çocuklar birbirine su fırlatırken, ister istemez yan taraftaki pirizlere de su sıçrıyordu. Sorun çocuklarda mıydı, büyümüşte küçülmüş büyükte miydi, yoksa yerin darlığından mıydı bilemedim. Ama dar alanda kısa paslaşmalar herhalde böyle oluyordu: “Gelirsem topunuzu patlatırım” gibi… Ama her şeye rağmen çocuk olmak güzeldi. Ne de olsa büyüklerin isteyip de yapamadığını yapıyorlardı. Yani her şey rağmen eğlendiler. Önemli olan da buydu.

Sahneye değinmezsem ayıp olur diye düşünüyorum. O yüzden söyleyeceğim. Sahne önü dardı. Jimmy Jib kamera tüm görüş alanımı kapatıyordu. Neyse, “Bu da gerekçe mi” diyeceksiniz, işin içinden çıkamayacağız. Ama benim için öyleydi. Belki de güneş beynime geçmişti!

Sizin öneriniz ne?

Meydanda kadınlarla konuşuyorum. Belçika’dan otobüs gelmemiş, NWR’deki birçok otobüs iptal edilmiş. Hollanda’da şöyle böyle olmuş... Millet yerde kalmış. Meydan burası tabi, her şey konuşuluyor. Milletin ağzı çuval değil ki büzesiniz. “Hani buraya örgütlenmeye, özgürleşmeye gelmiştik” de diyemezsiniz. 

Fakat her eleştirinin bir önermesi olmalıdır diyebilirsiniz. Bir eleştiriyi eleştiri yapan da zaten önermesidir. Frankfurt’ta yapılan Zilan Kadın Festivali’ne bakarak artık şu önermede bulunabiliriz; bu festivallerin formatı değişmeli. Allah sizi inandırsın taş döşemeden yansıyan güneşi karpuz kesmiyor. Tersine yağmur da yağsaydı suyundan bolca faydalanırdık. Diğer önemli bir husus da döner ile ızgara mevzusu. Allahınıza çıkarın bunları kadın festival menüsünden. 

Kanaatimce her festivali biraz Mihrican gibi olmalı. Kürt kültüründe Kon(çadır) varsa bir tane değil birkaç tane getirmek gerekmez mi? Aynı anda onlarca sazbend, bir o kadar erbane(def) aynı anda sanatını icra etse heyecan uyandırmaz mı? Farklı halklardan sanatçılar ve dansları çoğaltılsa hayranlık uyandırmaz mı? Uyandırır tabi. Yani demem o ki festivaller artık başka türlü, gerçekten amacına uygun olmalı. Yoksa kızgın güneşte yandığımızla kalırız.

FOTOLAR:ROJBİNKURT-DENİZBABİR

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.