• Türkiye cezaevlerindeki toplam tutsak nüfusu 2005’te 55 binden 427 bine yükselirken, kadın tutsak sayısındaki artış erkeklerin yaklaşık 2,5 katına ulaştı. Temmuz verilerine göre cezaevlerinde 20 bin 803 kadın ve 195 kız çocuğu bulunuyor.

 

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (CTE) ile ulusal ve uluslararası kurumların verileri, Türkiye’de cezaevi nüfusunun ve özellikle kadın tutsakların sayısının hızla arttığını gösteriyor. 2000’den bu yana erkek tutsak nüfusu yüzde 22 artarken kadınlarda bu oran yüzde 57’ye ulaştı. Son 25 yılda kadın tutsaklarda yüzde 411’lik artış kaydedildi.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) temsilcisi avukat Özge Akyüz, Jinnews’ten Elfazi Toral’a kadın tutsak nüfusundaki artışın nedenlerini, hak ihlallerini ve çözüm ihtiyaçlarını değerlendirdi.

Erkeklerin 2,5 katı

Özge Akyüz, Türkiye’de 2005’te yaklaşık 55 bin olan toplam tutsak nüfusunun bugün 427 bine ulaştığını, yasallık kazanan tahliye düzenlemelerine rağmen doluluğun kontrol edilemez boyuta geldiğini belirtti. Özge Akyüz, “Türkiye’de kapatılma ve cezalandırma temel bir yönetim anlayışıdır. Son 25 yılda yüzde 411’lik bir artıştan bahsediliyor. CTE’nin açıkladığı son istatistiklerde temmuz ayı itibarıyla Türkiye hapishanelerinde 20 bin 803 kadın var. Ayrıca 195 kız çocuğu da tutuluyor. Kadın mahpus nüfusu genel nüfusun hâlâ küçük bir kısmı olsa da artış oranına bakıldığında erkeklere göre çok daha fazla. Erkeklerin yaklaşık 2,5 katı kadar bir artış hızından söz ediyoruz” dedi.

Önleyici mekanizma oluşmalı

Küresel ölçekte de artan kadın tutsak nüfusuna dikkat çeken Özge Akyüz, savaşlar ve göçlerin kadınları daha kırılgan hale getirdiğini, yasal değişikliklerin ve yaptırımların hapsedilmeyle sonuçlanabildiğini söyledi. Suçla mücadele politikalarının kadınların özgün ihtiyaçları görülmeden yürütüldüğüne dikkat çeken Özge Akyüz, “Ceza adalet sisteminde kadınları koruyan ve şiddeti önleyen mekanizmaların, bütüncül politikaların geliştirilmesine ihtiyaç var” diye konuştu.

Veriler rakam olarak görülmemeli

Yaş kategorileri, tutuklu/hükümlü durumu ve öğrenim durumuna ilişkin istatistikler tutulmasına rağmen cezaevlerinde eğitim gören kadın sayısı ile 2023 depreminden etkilenip sevk edilen kadınların özgün ihtiyaçlarına dair verilerin kamuoyuyla paylaşılmadığını belirten Özge Akyüz, geçmiş dönemlere kıyasla istatistiklerin daha az ayrıştırıldığını vurguladı. Veri eksikliği nedeniyle Meclis tutanakları ve bakanlık beyanları üzerinden derleme yaptıklarını ifade ederek ekledi: “İstatistiksel veriler yalnızca matematiksel rakamlardan ibaret görülmemeli. Bu bilgiler bir hak hafızası oluşturarak kamu denetimi ve takip imkanı sağlıyor.”

Tutsaklar yerde yatıyor

Özge Akyüz, kapasite aşımı ve kalabalıklaşma nedeniyle kadın tutsakların yerde yatmak zorunda kaldığına ve özel alan bulmakta güçlük çektiğine dair çok sayıda başvuru aldıklarını kaydetti. Cezaevlerinde aşırı kalabalık nüfus ve temel insani ihtiyaçların karşılanmaması nedeniyle hamile ve yaşlı kadın tutsakların özgün ihtiyaçlarının aksamaya uğradığını aktaran Özge Akyüz, “Kadın tutsaklara yönelik bina sistemi bugünün koşullarıyla uyumlu değil. Hapishanelerde mimari olarak kadınlar ayrı tutulabiliyor ama erkeklerle aynı yapıya sahipler. Uluslararası kurallar hapishanenin mimari yapısının kadının özgün ihtiyaçlarına uygun olmasını ister” şeklinde konuştu.

S ve Y Tipi birer tehdit

Özellikle son yıllarda inşa edilen S ve Y Tipi cezaevlerinin güneşe ters ve havalandırmadan uzak yapısının kadın sağlığını doğrudan tehdit ettiğine dikkat çeken Özge Akyüz, “Güneşe erişim, D vitamini ve kemik erimesi kadınlar için çok önemli. Regl süreçleri ve uzun vadede kistik sorunlar da mimariyle bağdaşıyor” diye belirtti. Şiddet, travma ve yoksulluk geçmişi olan kadınlar için kabul-kayıt aşamasından görüş odalarına kadar tüm mekanların kaygı ve korku yarattığını, travmaları tetiklediğini söyleyen Özge Akyüz, cezaevlerinin mahremiyete saygılı, doğal ışık alan, ses yalıtımlı ve kadın odaklı bir mimariyle yeniden organize edilmesi gerektiğini vurguladı.

Cinsiyet eşitsizliği sürüyor

Özge Akyüz, siyasi mahpusların hak arama mekanizmalarına daha fazla erişebildiğini, kadın mahpuslarda ise bunun sınırlı kaldığını belirterek, şunları ifade etti: “TÜİK raporlarından kadın okuryazarlığının daha düşük olduğunu görebiliyoruz. Kadının kamusal alanla ilişkisi erkeğe kıyasla daha az. Haklarının neler olduğu ve hak arama mekanizmaları da daha sınırlı. Bu, adalete erişimi etkiliyor. Hem şiddete maruz kalmanın hem de suçla ilişkilenmenin önüne geçebilecek mekanizmalara ihtiyaç var. Türkiye’de kadınlara yönelik koruyucu, bütüncül politikaların geliştirilmesine ihtiyaç var.” İSTANBUL