Kandil’i düşürme hamlesi olarak bakabiliriz bu operasyonlara. Ortadoğu’da, bağımsız bir çizginin, çatışmanın en yoğun yaşandığı ve tüm hesapların en ağır fatura edildiği Suriye’de, tüm Emperyal güçlerin kan ve talan konseptinin karşısına, halkların özgürlüğü ve demokratik birlik siyaseti ile çıkan alternatif bir siyaset hayat bulmuştur çünkü. Bu siyasetin belirleyicisinin Kürt Özgürlük Hareketi’nin olması, alanda ürettiği politikalara kimsenin kayıtsız kalamayışı ve en önemlisi bölge halkların birliğine dayanması, Türkiye ve bölgenin gerici güçlerini en fazla rahatsız eden mesele.
Ortadoğu’da bağımsız bir çizginin var olabileceğinin görülmesi, bölge üzerinde askeri ve ekonomik çıkarlarını, her şeyin üstünde gören gerici güçleri rahatsız etmekte ve bu bağımsız çizginin terbiye edilmesi, geriletilmesi ve başarılabilirse yok edilerek yerine Emperyal güçlerin oyuncağı haline gelmiş yapıların yerleştirilmesi hedeflenmektedir.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin, hem Türkiye, hem Ortadoğu sahası için belirlediği politika, yaşam ve özgürlük çizgisi, sadece bir siyaset değil aynı zamanda tüm ezilmiş halkların onurunu yeniden kazanması mücadelesidir. Onursuz halk yoktur, onuru egemenler tarafından bastırılmış, çiğnenmiş halklar vardır ve bu halklar şimdi yeniden KENDİSİ olmak için direnmekte, en önemlisi direnmenin boş, geçersiz ve anlamsız olduğuna dair üzerine serpilen ölü toprağını sırtından atmaktadır.
Bağımsız, özgürlükçü çizginin bastırılması görevini, Türkiye nezdinde iktidar üstlenmiştir. IŞİD çetelerini sarıp, sarmalayıp, besiye çekerek, bölgenin JİTEM’i haline getiren iktidar, “Kobanê düştü düşecek” diyerek bu görevi en açık şekilde ifade etmiştir.
Hem bölgede, hem de Türkiye içerisinde, saldırgan politikalarını hayata geçirebileceği bir perde olarak IŞID’i kullandığını, Suruç Katliamı ve ardından yaşananlarla bir kez daha gördük.
İktidar, kaybettiğini anlayınca, apoletsiz bir darbe rejimi için düğmeye basmıştır. Ülkenin tüm demokrasi güçleri elbette ki diğer darbelerde olduğu gibi bu darbenin de hedefidir. Kürtleri, baskı, şiddet, imha ve inkar yoluyla yok etmenin, defalarca denenmiş yöntemleri yeniden devreye sokulmuş ama bu sefer Ortadoğu’yu da kapsayacak şekilde, uluslararası bir komplo ile sonuç alma yoluna başvurulmuştur. Kürt hareketinin bağımsız çizgisinin, bölge politikalarında belirleyici olmak isteyen güçler önünde bir engel olarak görüldüğü bilenmeyen bir şey değil.
Kandil, mücadele alanlarından geriletilirse, bölge politikalarında belirleyiciliğini yitirirse, Türkiye dahil, tüm bölgenin özgürlük mücadelelerinde domino etkisi yapacaktır. Bunu biliyorlar.
Tam bu noktada mücadelenin moral üstünlüğünün kimin elinde olacağının önemi açığa çıkıyor. Eğer, imha, inkar ve yok etme siyasetine karşı güçlü bir direniş hattı kurulabilirse, tüm bu politikalar hızla kendisini vuran bir silaha dönüşebilir. İktidarın, bu savaşı yürütebilecek gücü yoktur, bu yüzden uluslararası bir komplonun en önde koşan gönüllüsü olmaktadır. İktidarı kaybetme paniği, bütün bünyeyi sarmış gözüküyor. Eğer Kürt özgürlük hareketi ve Türkiye demokrasi güçleri üzerinde büyük bir zafer kazanabilirse, iktidarını da yeniden kazanabileceğini hesaplıyor. Milliyetçi, şoven, ulusalcı bir cephe oluşturarak, sırtını “eski vesayet” olarak tanımladığı güçlere dayayarak, hakkındaki tüm dosyaları rafa kaldırılabileceğinden pek bir emin koşuşturuyor ve bütün kontra artıklarını yeniden görev yerlerine çağırıyor.
Halka karşı savaş ile halk için barış siyaseti arasında yürüyecek bütün çatışma. Hem Ortadoğu, hem Türkiye, hem de Avrupa sahasında güçlü bir savaş karşıtı direnç örgütlenebilir ve ısrarla sokaklardan geri çekilinmezse, kaybeden iktidar ve onun savaş politikası olacaktır.
Bütün sol ve demokrasi güçleri dik durdukça, en zayıf halka olan iktidar hızla düşecek ve yeni bir yaşam anlayışı, kitleler nezdinde en değerli barış güvencesi haline gelecektir.
Bunun yolu ise dağlara sahip çıkılmasından geçiyor.