2003 yılında ABD Irak’ı işgal ettiğinde herkesin beklentisi Saddam Hüseyin’in totaliter devletinin uzun süre direniş göstereceğiydi. Ancak yaşananlar beklentilerin ya da daha başka deyimle tahmin edilenlerin tersi oldu. Bir avuç özel cumhuriyet muhafızı ile fedai ordusundan bazıları ve kimi Baasçılar dışında kimse direnmedi. Saldırganlığı ve katliamlarıyla nam salmış Saddam diktatörü de kısa sürede derdest edilerek darağacına çekildi.
Saddam yaptığı zulüm ve katliamla olduğu kadar diktatörlüğünün bu kısa süreli çöküşüyle de tarihe geçti. Oysa elinde silah sarayının balkonunda gövde gösterisi yaparken, 1980’li yıllarda on binlerce Kürde Enfal uygularken, Halepçe’ye kimyasal atarken sırtı hiçbir zaman yere gelmeyecek gibiydi. İçerde kendi halkına, rakiplerine olduğu kadar, bölgedeki rakiplerine de durmadan gözdağı veriyordu. Batının büyüttüğü Ortadoğu’nun bu şımarık çocuğu Kürtleri Enfal’le terbiye ederken, bir gün kendisinin de aynı sonla karşılaşacağını belki de hayal dahi etmemişti.
Saddam Irak’ında Kürtler Enfale tabi tutulurken de dayanak noktası din idi. Onun için Kürt soykırımına “ENFAL” ismi verilmişti. Zira Enfal Kur’an da bir sürenin ismiydi ve “kafirlerden savaş sırasında elde edilen ganimet” anlamına geliyordu. Kürtlerin ülkesi, zenginlikleri, çoluğu, çocuğu Saddam diktatörlüğü için sadece bir ganimetti. Onun için istediğini öldürebilir, esir alıp köle pazarlarında satabilir, mallarına, mülklerine, ülkelerine dilediği gibi el koyabilirdi.
Ancak zulüm eken ancak yine onu biçerdi. Gün döndü Saddam’ın ektiği bu vahşet tohumları kendisini vurdu. 2003’te Saddam zulmünden yıllarca azap çeken Irak halkı, ABD saldırısında Saddam’ın arkasında durmadı ve Saddam tıpkı başkalarına reva gördüğü ve hakkettiği sonu yaşadı. Arada sadece bir fark vardı, Enfal’e tabi tutulanlar mazlumdu, Saddam ise bir gaddar, bir zalim.
Bu ayın 14’ünde 180 bin Kürdün kurban edildiği Enfal’in 28. Yıl dönümü. Bu kadim topraklara din gerekçe edilerek ekilen bu zulüm her tarafı halen inim inim inletirken Kürtler bir kez daha yüreklerine taş basarak Enfal’in kurbanlarını anacak.
Kürtler 20. Yy’lın ulus devlet gericiliğinin kurbanıydılar. Yok sayıldılar, asimile edildiler, katledildiler, Enfallere tabi tutuldular. Şaki, eşkıya ilan edildiler. Sonra isimleri terörist oldu. Ancak, iki gerçek bugüne kadar hiç değişmedi. Birincisi, bu zulümden beslenenler hiç bitmedi, ikincisi, Kürtler bu zulme hiç baş eğmedi. Hem de Enfal’ler pahasına.
Bu gerçek bugün de olduğu gibi devam ediyor. DAİŞ faşizmi de kafa keserken, esir alıp köle pazarlarında satarken yine aynı zihniyet kökenine dayandı, kuzey Kürdistan’da “taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayacağız” diyenler de.
Saddam diktatörü, doymak bilmeyen bir iştahla güç depolayıp bunu, zulüm ve soykırım olarak halklara yöneltirken, nasıl bir anda kendisini tükettiyse, bugün kuzey Kürdistan’da yine gözü dönmüşler, “taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayacağız” diyenlerde koşar adım benzer sona yaklaşıyorlar. Çünkü bütün zulüm sistemleri toplumun derinliklerinde fark edemeyecekleri şekilde kendi anti tezlerini yaratır ve beslerler. Ülkede geliştirmeye çalıştıkları homojen toplum, kültürel ve inançsal tekleşme, kişi kültü üzerinden geliştirilen dikta yönetimi ve biat mecburiyeti öyle bir duruma gelir ki, bendini yıkan nehir gibi dönüp sahiplerini bir anda bitirir.
Baskı rejimlerinde yönetici sınıf ile geniş toplum kesimi arasında oluşturulan emir komuta zinciri bir yerde kopmak zorunda kalacaktır. Son zamanlarda görülen çatırdamalar, yönetici-klan sınıfı arasında da giderek çekişme ve çatışmaların baş göstereceğinin göstergesidir. Zira bunu hızlandıracak olan geniş halk kesimlerinin direniş gücüdür.
Enfal’in 28. Yıl dönümünde katledilenler anılırken, Saddam’ın Baas partisinin kuruluş yıl dönümüne denk bir zamanda cezasını ödediğini unutmayalım. Böyle bir son neden bugün kuzey Kürdistan’da Enfal uygulayanlara da nasip olmasın? Sahi Saddam ile Erdoğan zihniyeti ve uygulamaları birbirine ne kadar da aynı. Öyle ya, fikri bir olanın zikri de eylemi de bir olurmuş.