Türkiye nüfusunun yüzde 12’sini oluşturuyorlar. Her biri, hikâyesi farklı olan ama sonuçta benzer şeyleri yaşayan insanlar. „Özürlü, sakat, mongol’’ gibi kavramlar kullanılıyor onlar için. Kimi zaman küçümseyici ve kırıcı espriler yapılıyor. Hor görülüyor, ayırımcılık yapılıyor ve ötekileştiriliyorlar. Engellilerin en büyük problemleri, sosyal çevrenin bireye yaklaşma biçimidir en başta. Engellilik son derece görece bir kavram, bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı.
Toplumun gereksinimlerini karşılayacak hizmetler/çözümler üretilirken öncelikle “normal insanlar için” harekete geçiliyor, “ötekiler” için “sonra yaparız” deniliyor. Yaratılan bu eksik modelle toplumun bir bölümü dışlanıyor.
Onlara neler yapabilecekleri konusunda olanak sunmak, engelli oluşlarını hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam sunmak bir yana onlara engel çıkaran, haklarını ihlal eden yine biz oluyoruz. Görmüyoruz olanları, duymazlıktan  geliyoruz. Hissetmiyoruz. Yani engel biziz. Onlara erişebilirlik imkanları sağlamıyoruz.
***
Diyarbakır’daki tüm engelli kurum ve kuruluşları bir çatı etrafında toplayan Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Konseyi Engelliler Meclisi; kentlerin engelli erişimine uygun hale getirilmesini 3 yıl erteleyen yasa teklifine tepki göstererek, kamu kurum ve kuruluşlarına kamusal alanların ve toplu taşıma araçlarının engelli erişimine uygun hale getirilmesi için tanınan 7 yıllık sürenin 7 Temmuz 2012’de dolduğunu hatırlattı.
Engellilerle ilgili hazırlanan raporlar yüz kızartıcı nitelikte; Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD), 2011 yılının Engellilere Yönelik Ayrımcılık ve Hak İhlalleri Raporu’nu geçenlerde yayımladı.
Engelli bireylere yönelik ayrımcılık ve hak ihlallerinin görünür kılınması yoluyla farkındalık yaratmak ve yasama-yürütme otoritesinin engelliler alanındaki politika ve uygulamalarının insan hakları ve fırsat eşitliği temeline oturtulmasına katkıda bulunmak amacıyla hazırlanan rapora göre; 2011 yılında 11 engelli birey ihmaller nedeniyle, en az dört engelli saldırı ve şiddet nedeniyle hayatını kaybetti. On engelli kayboldu, üçü işkenceye maruz kaldı.
Engellilere karşı 24 sömürü, şiddet ve istismar vakası yaşandı. 15’i tecavüze, üçü cinsel istismara, üçü cinsel tacize uğradı. Yaşam hakkı ihlallerinde hayatını kaybeden 15 kişiden 14’ü; sömürü, şiddet ve istismara maruz kalanların hepsi zihinsel engelli bireylerdi. Kayıtlara geçmeyenler düşünüldüğünde  bu sayıların çok daha yüksek olduğu ifade ediliyor.                                             
***
Odağına insanı alan bir yaklaşımda, farklı olmak “farklı muameleye tabi tutulmanın” haklı gerekçesi olamaz. Engellilerin tüm fiziki imkânsızlıklara ve toplum içinde karşılaştıkları son derece katı önyargı ve güç koşullara rağmen; onurlu bir şekilde var olma ve yaşama savaşı vermeleri çabalarının mutlaka toplumun öncelikle karar alma mercilerinde bulunanlar ve tüm kesimleri tarafından fark edilmesi, bu çabalara hak ettikleri değerin verilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.
Buna göre 2005 yılında çıkarılan bir yasa ile tüm kamu kurum ve kuruluşlarının engellilerin erişimine uygun hale getirilmesi için yedi yıllık bir süre konulmuştu. Şimdi bu günlerde bu sürenin bitmesine sayılı günler kala, TBMM Başkanlığı’na sunulan bir kanun teklifi ile bu sürenin 3 yıl daha uzatılması öngörülüyor.
Eğer bu teklifin yasalaşmasına izin verilirse, Türkiye nüfusunun yüzde 12’sini oluşturan engelliler 3 yıl daha okula, tiyatroya, hastaneye, sinemaya, alışverişe, kütüphaneye, camiye, parklara, adliye saraylarına, spor tesislerine, müzelere, giremeyecek, toplu taşım araçlarına binemeyecek ve evlerine hapsolacak.
Engellilere yönelik ayrımcılığın sona erdirilmesi için mücadele eden sivil toplum örgütleri bu uzatmaya karşı bir metin hazırlayıp imzaya açtı. Vereceğimiz imzalarla bu teklifin yasalaşmasını önleyebiliriz belki. İmzanızı,  http://imza.la/bu-yasayi-onleyebiliriz linkinden gönderebilirsiniz.