
25 Kasım Kadına yönelik şiddetle MÜCADELE GÜNÜ 1. BÖLÜM
Son üç yıldır tüm dünyanın, kadın hareketlerinin gündeminde Rojava ve Rojavalı kadınlar var. YPJ, DAİŞ gibi erkek egemenliğinin en kara yüzüne karşı amansız bir savaş yürüten kadın ordusu olarak gündeme geldi. Ancak bu mücadele salt savaş cephesiyle sınırlı bir mücadele değil. Rojavalı kadınlar, devrim süreciyle kendi deyimleriyle yeni bir yaşamı inşa ediyor, cinsiyetçiliğe, erkek egemenlikli tüm uygulamalara karşı kadın merkezli bir sistem kuruyor. Kadın devriminin somutlaştığı Yekîtiya Star Koordinasyonu’ndan Dilan Engizek, bu durumu, “Siyasal, askeri olarak bazı şeyleri başardık ama tüm alanlarda devrim gerekli. Rojava Devrimi o zaman tamamlanmış olur” sözüyle özetliyor.
25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla Yekîtiya Star yöneticisi Engizek’le Rojava’da kadın devriminin toplumsal izdüşümü, kadına karşı suçlarla mücadeledeki başarı düzeyi ve mekanizmalarını konuştuk.
Rojava Devrimi kadın devrimi olarak adlandırıldı. Hangi noktadasınız, “Kadınların sorunları çözüldü” diyebilir miyiz?
Rojava’da bir devrim yaşandı, hala da devam ediyor. Başarıya ulaşması için kadın hareketi olarak kendi sistemimizi, kadın sistemini oluşturmamız gerekiyor. Evet, Rojava Devrimi bir kadın devrimidir, birçok boyutuyla kadın öncülük ediyor. Askeri, siyasi olarak bir devrim yaşandı, bir süreç tamamlandı, bir güç haline geldik ama önemli olan sistemin inşasıdır. Rojava Devrimi’nin toplumsal ayağında hala ciddi sorunlar yaşıyoruz. Toplumsal bir devrim yaşanmadan diğer kazanımların fazla anlam kazanmayacağı ortada. Biz özgürlük mücadelesi yürütüyoruz ama bu mücadelede her şey tamamlandı ve sonuca gittik diyemeyiz. Daha işin başındayız. Halen toplum içerisinde kadını küçümseyen, ikinci cins olarak gören yaklaşımlar tümden aşılmış değil. Özellikle erkek egemenlikli sistemin yaratmış olduğu bu zihniyet kadın üzerinde ciddi bir tahribat yaratıyor.
Rojava’da bugün çok ağır bir savaş yaşanıyor. DAİŞ de erkek egemen zihniyetin bir sonucu. Erkek egemenlikli zihniyet kendisini DAİŞ gerçekliğinde zirveleştirmiş ve somutlaşmıştır. Savaşta en fazla katledilen, şiddet gören kadın ve çocuklardır. Bu ağır savaş koşullarında hem savunmamızı hem de inşa çalışmalarını yürütüyoruz. Kadının yaşamış olduğu şiddet, baskı ve buna benzer zihniyetleri ortadan kaldırmak için çok ciddi bir mücadele gerekiyor.
Rojava’da kadınlar genel olarak hangi sorunları yaşıyor?
Halen çok eşlilik, erken yaşta evlilik gibi sorunlar önümüze çıkıyor. Biz çok eşliliği, erken yaşta evliği, kadının katledilmesi olarak tanımlıyoruz. Kadının öldürülmesidir, kadına en büyük şiddet bu yöntemlerle yapılıyor. Bu, tecavüz kültürünün bir sonucudur. Bu bir zihniyet sorunudur ve bu zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor. Toplumsal bir devrimden önce demokratik bir zihniyetin yaratılması gerekiyor. Toplumsal cinsiyetçilikten arındırılmış bir zihniyetin yaratılması gerekiyor.
Sistemimizi inşa ederken bu tür sorunlarla her gün karşı karşıya gelmekteyiz. Bundan dolayı, “Rojava Devrimi çok yönlü bir devrimdir” diyoruz. Askeri, siyasi, toplumsal, diplomatik, hukuki, yaşamın 9 boyutunu kapsayan bir devrimi ifade etmektedir. Bunu yavaş yavaş, adım adım örüyoruz. Siyasal, askeri olarak bazı şeyleri başardık ama tüm alanlarda devrim gerekli. Rojava Devrimi o zaman tamamlanmış olur.
Devrim geliştikçe cinayetler bitiyor
Rojava Devrimi öncesi ve sonrasını kıyaslarsanız sorunlar hangi oranda çözüldü ve aşıldı?
Devrim öncesi sorunlarımız tabii daha ağırdı fakat rejimin bastırmasından kaynaklı sorunlar çoğunlukla ev içinde kalıyordu, gündemleşmiyordu. Kadınlar bunu ne kendi çevresiyle ne de kendi örgütüyle paylaşabiliyordu. Devrim sonrası kadın da bilinçlendi, kendi haklarını aradı. Devrim heyecanını, umudunu kadınlar da yaşadı. Kendi özgürlük sorunlarına döndüler. Ancak erkek egemenlikli zihniyetin yaratmış olduğu yaşam gerçeği, gelenekler, alışkanlık ve kalıpları aşmak çok kolay değil. Bir süreç gerektiriyor. Yavaş yavaş örmek gerekiyor. Bunun için önce zihinsel değişimi yaratmak gerekiyor. Doğru bir zihniyet anlayışını kazandırmadan bu sorunları aşamayız. Kadınlara daha çok bunu kazandırmaya, bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Kendini tanıyan kadın sorunun ne olduğunu bilir ve bunu aşma yönünde mücadele eder. Bu noktadaki çabalarımızın sonuç verdiğini belirtebilirim.
Devrimin yaşanmasıyla birlikte aileler de bilinçleniyor. Kadın cinayetleri yok denecek düzeyde. Aile içinde kadına yönelik şiddet ise azalsa da devam ediyor. Şiddet sadece fiziki değil psikolojik olarak da devam ediyor. Şiddetin en son aşaması cinayettir, bir kadının yaşamını sonlandırmak şiddetin en üst zirvesini oluşturuyor. Buna ilişkin somut biri iki vaka var bize yansıyan. Kadın cinayetlerinin azalması tabii devrimin yaratmış olduğu havayla, ruhla bağlantılıdır. Devrim zemini, özgürlük zemini var. Bununla bağlantılı olarak baskı ve şiddet de azalıyor.
Örgütlü kadına güçleri yetmiyor
Peki kadının ve toplumun değişim ve dönüşümüne yönelik ne tür çalışmalar yapılıyor?
Kadının ve topluma yönelik çok yönlü eğitimlerimiz var. Yekîtiya Star olarak her bir komünü akademiye dönüştürüyoruz. Bütün mahallelerde, semtlerde, köylerde toplumsal cinsiyetçilik, kadının özgürlük sorunlarına ilişkin kapsamlı eğitimler veriyoruz. Eğitimlerin sonucunda kadınlarda güçlü bir değişim ve dönüşümün yaşandığını görüyoruz. Sadece eğitim yeterli değil tabii. Komün ve meclisler üzerinden özgün bir örgütlenme oluşturduk. Kooperatifler ile akademiler oluşturduk. Yani kadınları çok yönlü eğitmek için kapsamlı projeler, örgütlenmeler ve kurumlar geliştirdik.
Sadece kadınlar mı yoksa erkekler de mi eğitime tabi tutuluyor?
Salt kadına eğitim vermekle aileyi dönüştüremezsiniz. Erkeğe ve aileye yönelik de eğitim projemiz var. Özgürlük sorununun salt kadının meselesi olmadığı, erkeğin de mutlaka özgürleşmesi gerektiği, bu özgürlüğün de zihniyet değişimi ve dönüşümünden geçtiğini belirterek bu tür eğitimleri veriyoruz. Bizim için toplumsal dönüşümün en temel aracı eğitimdir. Örgütlenme de bir diğer faktördür. Bizim temel sloganımız şudur: Bütün kadınlar örgütlenmeli, hiçbir kadın komünsüz kalmamalı! Komün dışında kalan kadınların şiddete, baskıya uğradığını ve zorlandığını gördük. Örgütlü olan kadına karşı ise kimse baskı ve şiddet uygulamıyor. Çünkü, kadın gücünü karşısında görüyor. Kadınları bu yönde bir örgütlülük içerisine çektik.
Nasıl bir örgütlülükten bahsediyoruz?
Akademilerle birlikte Yekîtiya Star kurumları var her şehirde. Her köyde komünlerimiz var. Sağlık, eğitim, ekonomi, hukuk, öz savunma komünlerimiz var. Bütün komünlerimiz akademik olarak eğitim görüyor, mutlaka herkes bu eğitimlerden geçiyor. Ayrıca kadının toplum içindeki konumunu düzeltecek kanunlarımız var. Kurumlarımızın tümünde eşit temsiliyet bulunuyor. Eşit temsiliyet bizim için ilkedir. Her kurumda kadın ve erkek eşit temsiliyet alarak, eşsözcülük, eşbaşkanlık olarak katılır.
Şunu söyleyebiliriz: Bu devrimin sahibi kadındır. Bütün çalışmalarımızda kadın nicel olarak da nitel olarak da öndedir. Devrimin sahibi olan kadın doğal olarak devrime sahip çıkıyor ve öncülük yapıyor. Bu nedenle oluşturduğumuz yasalar, kadının hemen benimsediği, kabul ettiği yasalardır. Halen kadını kendi denetimi, baskısı altına almak isteyen, egemen olmak isteyen erkek yaklaşımları var ama buna karşı kadın ciddi bir mücadele yürütüyor. Bunun için toplumsal değişim ve dönüşümün en temel aracının eğitim olduğuna inanıyoruz ve bu temelde de çalışmalarımızı yürütüyoruz.
Kadın haklarına yasal güvence
Sanıyoruz Rojava Toplumsal Sözleşmesi’ndeki 30 maddelik Kadın Kanunu’ndan söz ediyorsunuz… Nasıl uygulanıyor bu kanun?
Bu yasaları adım adım uyguluyoruz. Toplumu ahlaki ve politik eksenli yeniden inşa etmek için kadının toplumla yeniden sözleşmesi gerekiyor. Kadın ruhsal olarak korkunç bir cendereden geçti, bir kırılma yaşadı, kendi özüne yeniden dönmesi gerekiyor. Artık kendisine yabancılaşmadan çıkması gerekiyor. Sözleşmeyi daha çok hangi eksende yapacak, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir sözleşmeyle toplumla sözleşecek kadın. Bu önemlidir. Onun için çıkardığımız yasalar da daha çok bu eksenlidir. Baskı ve şiddete karşı en iyi yöntem zihniyette değişim yaratmak, eğitimle o zihniyeti değiştirmek... Tabii bazı tedbirler alınır; bugün kim engelse bu kanunlar önünde kadın toplu tavrını koyar, toplu eylemini koyar ve buna karşı mücadele eder.
Bu kanunlar erkeğin özgürlüğü için de çıkarılan kanunlardır. Toplumsal Sözleşme dediğimiz zaman bir bütünü ifade eder. Toplumun içerisinde salt kadın yaşamıyor, erkek de bu toplumda yaşıyor ve bu sözleşmeye erkek de uymak zorundadır. Toplumsal Sözleşme sadece kadınların toplumla barışması, kadının topluma girmesi anlamına gelmiyor. Bugün erkek de kendi toplumunun dışına çıkmıştır, erkek de kendi toplumuna yabancılaşmıştır. Erkeğin de bu sözleşmeyle birlikte yeniden toplumla buluşması anlamına geliyor.
Yasaları hayata geçirmede ne tür sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorsunuz? Toplumda yerleşik kalıpları aşmak için ne gibi yöntemlere başvuruyorsunuz?
Yasalara uymayanlara karşı yaptırımlarımız var. Her şeyden önce bizim için temel ilke olan kadın özgürlüğüne saygı göstermeyen ve dolayısıyla bu yasalara uymayan erkek, toplum içerisinde yer bulamaz, teşhir edilir.
Esas yöntemimiz bu değil, daha çok eğitim yoluyla bunları değiştirmektir ama buna rağmen direnen bir duruş olursa bu direnç karşısında biz de ideolojik, sosyal, siyasal olarak kendi mücadelemizi yürütüyoruz. Kürt toplumunda, halkında bu kadar ciddi tepki, refleks yok. Çünkü Kürtlerin geçmişten bugüne devrimle bir tanışmışlığı var, Önderlik 20 yıl burada bir çalışma yürüttü, o çalışma Kürt erkeği ve kadınında belli bir değişim yarattı. Elbette ki halen Kürt toplumunda bazı zorlanmalar, sıkıntılar var; feodalizmin, katı dogmatik, geri yaklaşımların olduğu yerlerde direniş var. Örneğin hala çok eşliliğe karşı bir direnç var erkekte. Küçük yaşta evlilikler de bu yasalardan sonra daha da azaldı. Diyelim ki biri eşiyle sorun yaşıyor, başka bir evlilik yapmak istiyor. Biz bu kadınla ayrılmadan başka bir kadını “kuma olarak getirmesini” kabul etmiyoruz. Ve o kadına sahip çıkıyoruz. Farklı bir mekanda onun yaşamını idame etmesini sağlıyoruz. Ancak kendi gözüyle gördüğü bir durum ortaya çıktı, kadının gücüne inandı. O nedenle bu yasalara karşı büyük bir refleks yok.
Yekîtiya Star olarak çalışmalarımızı sadece Kürt halkı içinde yürütmüyoruz, Rojava’da farklı halklar da var. Araplar içinde örgütleniyoruz. Bu devrim Arap kadınını da çok ciddi etkiliyor. Olumlu yönde etkiliyor. Fakat Arap erkeğinde ciddi bir karşı duruş var, bizim yasalara karşı. Kendisini hep kadın üzerine yaşatmış, kadın üzerine egemenlik kurmuş bu geri zihniyet, bugün kadının bilinçlenmesini kabul etmiyor.
Diğer halklar peki, örneğin Süryaniler?
Çok daha örgütlü olan halklar içerisinde Süryaniler var. Aslında Arap, Süryani, Asuri, Ermeni kadınlarla oluşturduğumuz ortak bir örgütlülük var. Suriye İnisiyatifi adıyla bir örgütlülüktü bu biliyorsunuz. Süryanilerde belli bir potansiyel var, bir şekilde örgütlenmeye çalışıyorlar. Onlarda da bazı kesimlerde bir direnç var ama bunu yavaş yavaş aşmaya çalışıyoruz. Başvurduğumuz yöntemler nedir? En başta eğitimdir. Eğitimlerle insanları değiştirdiğimiz oranda başarılı olabiliriz. Bizim kanunlarımıza direnen insanlara ne yapıyoruz: Onlarla konuşuyoruz, tartışıyoruz, eğitime alıyoruz. Bir insanı geçici yöntemlerle değiştiremezsin. Kalıcı olan eğitimdir, eğitimlerle insanların zihniyetini değiştirdiğimiz oranda başarılı oluruz. Büyük bir çaba istiyor, uzun bir zaman istiyor ama değişime inanıyoruz. Onun için yasalarımızı her yerde tartışıyoruz, anlatıyoruz; ilkelerimizi, çıkardığımız yasaları anlatmaya, kavratmaya çalışıyoruz.
Psikologlara çağrı
DAİŞ’in kadına dönük uygulamalarının yarattığı etkiyi kırma amaçlı psikolojik destek yönünde çalışmalarınız var mı?
Şu ana kadar psikolojik merkezlerimiz ve kurumlarımız oluşmadı. Projelerimizi oluşturmak için maddi yönden destek gerekiyor. Bununla birlikte bu çalışmayla birebir ilgilenecek psikologların olması gerekiyor. Projemiz var fakat henüz yaşama geçirmedik. Rojava’daki Özgür Kadın Vakfı bünyesinde pratikleştirmek de istiyoruz. Bu projenin hayata geçmesi için uzman desteği gerekiyor. Burada var olan imkanlarımızla bunu sağlamaya çalışıyoruz ama yeterli olmuyor. Maddi olarak da kadına dair yerler açmak, kadına dair özgür parklar, özgür evler açmak, yine kadın sağlık merkezleri açmak için maddi ihtiyaçlar var. Özgür Kadın Vakfı bünyesinde kadının sosyal etkinliğini karşılayacak kültür sanat etkinlikleri yürütmeye çalışıyoruz. Vakıf bünyesinde kadın psikoloji merkezleri, çocuklara dair, şiddet gören kadınlara dair bazı kurumları oluşturmaya çalışıyoruz. Kapsamlı projelerimiz var ancak bu projelerin desteklenmesi için kadın örgütlerinin de bize destek sunması önemli.
Sadece kanunla olmaz
Yasalar kadınların haklarını güvence altına almaya yetiyor mu?
Tabii kanun her şey demek değildir. Biz yaşamımızı kanunlar üzerine oturtmadık. Daha çok zihniyet boyutuyla bir devrim yapmak istiyoruz. Zihniyet değişikliğini esas alıyoruz. Bunun ahlaki, politik, siyasi, ekonomik, öz savunma boyutunu geliştirmeye çalışıyoruz. Kadın haklarını güvence altına almak sadece kanunlarla olmaz. Bu algı, devletlerin ortaya çıkardığı bir durum. Birçok kanun çıkarılmış ama bunların ne kadarı demokratik ya da ne kadarı gerçekten uygulanıyor?
Elbette bir hukuk sisteminde yaşıyoruz ve sistemimizi belli çerçevelere yasalara kavuşturarak yürütmek zorundayız. Ama her şey bu değil. Kadının güvencesi, savunulması, kadının özgürleştirilmesi salt kanunla olamaz. Sadece bazı kadın haklarını tanıyarak kadının sorunları çözülmez. Her boyutta bir kadın sisteminin inşasıyla tüm haklar güvenceye alınır. Eğer yasaların altını dolduracak sistemi inşa edemezseniz, hukuk da işlemez. Yani sosyal, siyasal, hukuki, diplomatik, öz savunma, eğitim, sağlık her boyutuyla toplumun tüm yaşam alanlarında kadının haklarını güvenceye almak, bunun için örgütlenmek bizim için önceliktir. Yasalar bunun bir ayağıdır, bir boyutunu ifade eder ama kadının bütün haklarının güvenceye alınması çok yönlü bir örgütlülüğü ifade eder. Bizim de bu anlamda sistemimizde bazı boşluklar var. Sistem inşa edilirse o boşluklar kalkar. Bu, sistem inşasıyla bağlantılıdır ve bunun çabasını veriyoruz.
KADIN HABERLERİ SERVİSİ