Nasıl bir konuşma yapmasını istiyorsunuz?

Selahattin Demirtaş’tan söz ediyorum. Hükümet konuşmayı beğenmemiş. Beğenmez. Doğaldır. Çünkü Hükümet istiyor ki, Türk Başçavuş “Ali mektebi”ne yazılan Kürt eri şamarlasın, Kürt er de, “başçavuşum öyle bir şamar atar ki, adamı divara yapıştırır elhamdülillah” desin.
Yani bunun gibi Selahattin Demirtaş da desin ki; “oh ne güzel, muhterem Başçavuşum Tayyip Erdoğan Şırnak’ta bizim 16 arkadaşımızı tutuklattı, böylece bir yandan bizimle ‘görüşürken’ diğer yandan ‘Rıdvan Katar, Veysi Çakan, Hamza Sondak, Sıddık Ötün, Azadiya Welat dağıtımcıları Zeki Çelik ve Veysi İnal, Şırnak Üniversiteliler Derneği (ŞÖDER) Başkanı Mesut Kerpiş, üniversite öğrencilerinden Rıdvan Demiray, Yakup Öğmen, Nursel Çorak, Cengiz Tekin, Serhat Çelikay, Nail Ölmez, Rojhat Erçel, Gıyaseddin Yegusey ve İlyas Arslan’ın hayatını kararttı. Çok iyimseriz. Çünkü 16 arkadaşımızın hayatı karardıkça memleketin hayatı aydınlanacak, Başbakanımın ‘entegresi’ çok kavi, muhkem, mütehakkim yani…”
Geçti o günler… Artık Kürt böyle konuşmuyor. Nasıl konuşuyor? Selahattin Demirtaş gibi konuşuyor…  
Neden? Çünkü Kürt artık “Ali mektebine” gitmiyor; Apo mektebinden mezun oluyor.
Hükümet bu işleri anlamasa da, acaba neden Cengiz Çandar da ansızın anlamaz hale geliyor? Nasıl oluyor bu iş?  Çandar’ın dünkü yazısını büyük bir hayretle okudum. Yazısının en ilginç cümleleri şöyleydi:
“Yanlış bir konuşmaydı! Konuşmaya sinen ‘ruhu’ itibariyle yer yer ‘üslubu’ itibariyle yanlış bir konuşmaydı. Üstelik, her bir cümlesi ‘doğru’ olan yanlış bir konuşmaydı.”
“Her bir cümlesi doğru olan yanlış konuşma” sizce nasıl bir şey? Esrarlı bir ifade olmakla birlikte, Çandar’ın demek istediği şu: Demirtaş “doğru” söylüyor, ama “sert” konuşuyor…
Başbakan nasıl konuşuyor? AKP medyası nasıl yazıyor, görüntülüyor? Türk ordusu “14 teröristi daha etkisizleştirdik” derken “ince ve narince” mi konuşmuş oluyor? Polis gözaltına alırken, “sizi şöyle başköşeye buyur edelim” mi diyor; Özel Yetkili Mahkeme heyeti “sevgili öğrenciler, ortalık kar, kış, kıyamet, sizi tutuklayarak tatile çıkaralım” diyerek mi, tutuklama kararlarını basıyor.
Çandar bilir: Siyasette eşit haklı insanlar, birbirleriyle “mütekabiliyet” esasına göre konuşurlar. Eğer aralarında bir altlık-üstük yoksa. Kişilikli siyasetin alfabesindeki ilk harftir bu. Çandar’ın tepkisi, “eşitliği” içine sindirememiş olanlar için doğal da, kendisi için hayret uyandırıcı.
Konuşma “yapıcı” değil diyor Çandar. Neden “yapıcı” değil. Örneğin Öcalan’ın İmralı’daki durumunun iyileştirilmesi ve KCK’nin sürece dahil edilmesi yönündeki “şartların” ileri sürülmesi “yıkıcı” mı?
Çandar şuna yanıt vermeli: “Genel af yok, Öcalan’a ev hapsi AKP iktidarında asla olmaz” diyen Başbakan’ın konuşması “yapıcı” oluyor da, Demirtaş’ın bunları yanıtlaması mı “yıkıcı” oluyor?  
“Hükümet çevrelerinin, ‘İmralı-Kandil ayrımı’ yaparak PKK’da ‘iki başlılık’tan dem vururken aslında ‘Kandil üzerinde Abdullah Öcalan ile yürütülen diyaloğa uyması amacıyla baskı oluşturmak’ için böyle yaptığını öne sürenler var. Anlaşılan, BDP de hükümet üzerinde bir ‘baskı oluşturarak’, kendisine ‘süreç’te yer bulmak istiyor. Şayet böyleyse, bu yürümez. BDP’yi ‘süreç’ dışında bırakır.”
Yani, Hükümet Kandil üzerinde “baskı oluşturacak”, ama BDP Hükümet üstünde “baskı oluşturursa”, “süreç dışında” kalacak. Neden? Nedeni açık: Çünkü “Ali mektebi başçavuşu”nun tepesi atacak, BDP’ye “şamarı basacak”…
Eğer bu Hükümet, BDP’yi Selahattin Demirtaş’ın “her cümlesi doğru olan yanlış konuşması” yüzünden “süreç dışında bırakacaksa”, Cengiz Çandar nasıl oluyor da, Karayılan’ın ve Demirtaş’ın, gerçekçi bir yaklaşımla “müşavere” dediği sürece, “bal gibi müzakere” diyebiliyor?  Nasıl bir müzakere bu? Masanın başında oturan hükümet “istediğini masa dışına atabilecekse” böyle masaya müzakere masası denemez.
Çandar yazısının sonunda “yapıcı” olma tavsiyesinde bulunmuş. Ben de Çandar’a “hükümetin entegre” münasebetsizliğinin ne ölçüde “yapıcı” olduğunu araştırmasını tavsiye edeceğim. Hükümet İmralı ile görüşmeyi, tutuklamayla ve öldürmeyle “entegre” edeceğim derken, sadece “sert” konuştuğu için Demirtaş’a “yapıcı ol” diye “akıl vermek” biraz ayıp oluyor…
Cengiz dünkü yazısını unutup, Kürt mahallesindeki “müstesna yerine” uygun konuşursa iyi olacak… O, bizim kuşağın en iyi gazetecisidir ve samimiyetini kaybetmeyenlerdendir.